Şakir Kurtulmuş

134
Görüntüleme

Şairlerin mekan idrakleri üzerine saatlerce konuşulabilir. Fakat bazı mekanlar vardır ki adını şaire unutturarak ve şâirin hafızasının arkasından dolanarak okuyucuya kendini hissettirir. Şairi fehm etmek babında da bu mekânlar hesaba katılmadın menzile varılamaz. Menzil dediğim şâirin şiirinde îmâ ettiği kendisi. Üstad Sezâir KARAKOÇ’la ilgili yapılan belgeselde bu mekan duygusunu aradım. Şimdilerde var mıdır bilmem: Kurtalan Ekspresi sabahın erken bir saatinde Erfgani İstasyonunuda mola verir, tren su alır, inenler binenler ve o hengâme arasında bir âmâ adam istasyon boyunca kavalını üfleyerek bir aşağı bir yukarı istasyonu boydan boya dolaşırdı. Para veren olur muydu hatırlamıyorum. Ama o işi bir kaç kuruş para toplamak için yapıyordu. Bu yüzden üflediği bütün havalar, tren ve istasyonun mücessem gurbetini ihtar eden hüzün havalarıydı. Münafıkların hüznü paraya tahvil etmek için istismar ettiğini söyleyeceklerdir. Onlar türküde daha doğrusu türkünün aynasında gördükleri, itibar cellatlığı sırasında yüzlerine sıçrayan “kan”ı göreceklerdir. Oysa o aletin seslendireceği oynak havada da aslında bir hüzün saklıdır ama yine de hiç oynak bir hava üflediğini hatırlamıyorum. İşte Sezâi KARAKOÇ’u tanımak için asıl belge o kavaldan çıkan seslerin bize haber verdiği duygu olmalıydı. Geçiyoruz. Sezâi KARAKOÇ’un atının hayali ile kendi bineğini de at sananlara söyleyecek bir şey yok. Zaten geçiyoruz. Önemli olanın Şakir KURTULMUŞ’un şiirini inşa ederken yola çıktığı mekan. Bu demektir ki Şâir, şiirini dayandırması gereken hissi bulmuştur. Bir çırpıda mı bulduğu hususunda bir ima veya bilgi bulamadım, ama Eskişehir garında eyerlediği şiir atını takip edildiğinde yolculuğunun bir iki gün değil, bir gurbet boyu sürecek bir koşuya başladığı anlaşılacaktır:

Eskişehir garında 
kar 
havada bulut 
çocukluk simitinden 
cebimde kalan son susam
beni unut-ma. (Ölüm ve Ayna Kilit shf. 9)

Şiirin sesine derinlik veren gar. Gar bir mânâda değil bütün ifâde kudretiyle; ister gelişi, isterse gidişi haber versin gurbeti. Şakir Kurtulmuş’u beni unutma cümlesini kırmaktan vaz geçirecek kesme hangi sıkıntı veya usul tecrübesidir bilemem ama, şiiri tam da gurbete adım attıracak anda trenden indiriyor. Neden “ma” bilmem. Çünkü şiir kitabının ileriki sayfalarında elle tutulacak hale gelen kalbî sıkıntıyı, yâni melâli kitabın başında secdeye kapanan sözleriyle haber veriyor. Bir ve tek olanı tespih ederim. Bir ve tek olanı tespih Eskişehir garında dünya gurbetinden şiirine sılayı işaret etmek idrakidir. Şakir KURTULMUŞ’u şair yapan bu telaş olmalıdır.

Şiir de zaten şâir Veysel VEDAT’ın söylediği gibi : Bir elim silahda bir elim sende/ İki cami arasında kalakalmışım. Mısraın sonuna eklenen mâ da bu iki cami arasında kalma durumu olmalıdır:

Kırgın gün yoksa ben miydim 
tramvaylardan geçerken 
Kaybolup göğe karışan kaçamak sır 
ölmüş ruhların sesleriydi 
kırılmış akşam rüzgârına 
katılıp derin nefes satın aldığın gün

Nefesi satın almak yerini bulunca güzel bir benzetme oluyor da, itiraz edecek bir yer bulmak kaygısıyla değil, nefes almaya gelinceye kadar işin paraya dökülecek bir hassasiyeti haber vermesi pek hissedilmiyor. Aklımıza Yahya KEMAL’in bir yokuş çıkarken yorulup bir iki dakika dinlenmek için bir bakkal dükkânının önündeki sandalyeye oturduğunda bakkalı’ın “beyefendi bir şey mi alacaktınız sorusuna “biraz nefes alacaktım” cevabını mı hatırlamamızı istiyor bilmiyorum. Ama şâirin de o günü solurken söylediği beş mısrâın kendine verdiği yorgunluğu, okuyucuya da vereceği endişesi diye anlamayı tercih etmeliyiz. Topun şişirilirken istiab haddini aştığını hissedip dudaklarını geri çekme dikkati de olabilir. Mi? Aynı bölmeyi biz de yapalım..(ma) yerine (mi?)

İstanbul ayaklarına mı damlıyor
Usul usul Üsküdarda gördüğün Yahya Kemal
anılarını yaşıyor akşam vapurlarında

Yukarıda dikkat çekmeye çalıştığım kesik burada yok. Eskişehir garının gurbet havası burada da söyleme hakim. Şiir okumanın zorluklarını burada dikkate almalıyız. Modern ve teknolojik hayat meselâ gar ve otobüs terminallerindeki gurbet ifade eden ruhu tecrid edip (buna şimdilerde soyutlama deniyor) insanı etrafını fehm etmeye yarayacak ruhla ilgisini kesiyor ve gurbeti insanın içine hapsediyor. İnsanın yalnızlığının bu kadar ağır ve yakıcı olmasının sebep-leri bu olmalıdır:

“İklimlerden kaçış sanki hayat
yalın ve sarp ve hazırlıklı
ölüme yakın bir duruş
aynadaki yaşantı berrak su” (Ayna ve Ölüm shf.16)

Şiirin söylemek istediği bu olmakla beraber, şâirin bizden uzak tutmaya çalıştığı sır aynadaki yaşantı ile ifade edilendir. Şiirin kendisi aynadır zaten. Şiir okuyucusu dikkatle baktığında kendini görür şiirde.

Bu yüzden her şiir okuyucusuna göre bir şekil alır. Şiiri şerh etmenin tehlikesi de buradadır. Şiiri şerh etmek, şiirin ve şâirin harîm-i ismetine girmek ve aradaki perdeyi çekmek demektir. Okuyucu şöyle demelidir: Ben şiiri okurum, bana aynada ne göründüyse ona bakarım.

Her kıtasının sonunda aşıkım dediği şiir, şerh etmekten edep ederek söylersek yine şâirin bir ürperti sonucu kendi şiirinin gömleğini çıkarma telaşı gibi göründü bana: ÖYKÜNME.Bu şiir şairin ustalık eseridir:

Bağış ve açlık
ruhumun
aynalarından ışıyan
yansımalar

Açlıkla açıklanmaya başlanan şiirine aynasından bakış fiilidir. Sonuna kadar bu fiil artık bir aksiyon haline gelip şâiri kadim şairlerin tarifiyle “kalem atına binmiş kelam ustalığına götürüyor. Şiirin arkasına ve önüne sağına soluna bakmadan üzerinde yürümemiz gerekiyor:

Nur yağar mahzenine
büyür mü çeçikler,
aşk bu ağaç
rüzgârın olmasa

Bu gelişme bizi yeniden kitabın başına götrümelidir. Tesbih ederim.

Şakir Kurtulmuş’un kaside-i bürde’deki Suat gibi cevelan eden bir istikrar yakaladığı görülüyor.

Cahit Zarifoğlu’na yazılmış şiirini okuyunca, rahmetli’nin bir roman kahramanı çocuğun iç halini anlatan bircümle aklıma geldi. Roman William Faulkner’in Döşeğimde Ölürken. Romanın kahramanı Vardaman adlı çocuğun bir sayfa içine sığmış cümlesi şu: “Annem balık” Cahit o romanı okuduktan sonra o sayfanın, romanın en uzun süre alan sayfası olduğunu söylemişti. Şakir’in kurduğu mısralarda da o uzun zamanı görüyoruz. Paragrafın başına aldığım bölüm de aynı zorluğu barındıran bir perde arkası var:

Bir yahya/ balık
hayat/ oluşum
bir maya
tabiat üstü /bir hal/ şiir

Şakir şâir elbette. Ölüm ve Ayna tek kitabı. Okunduğunda bir şiir yelinin üzerinizden geçip gittiğini göreceksiniz. Peki rüzgâr kalır mı? Bu da ayna (ma) gibi bir soru. Arada şiire uymayan kelimelerle arasına mesafe koysa, elbette zar atacak kıratta bir okuyucu değilim, ama okuyanların Şâkir için zarlarını atacaklarını düşünüyorum. Dil önemlidir. İçimizdeki gizli Kemalistlerin bize dayattıkları dille ne şiir söylenebilir, ne rüya görülebilir.

ÖLÜM ve AYNA Şakir KURTULMUŞ ÇIRA YAYINLARI İKİNCİ BASKI KASIM 2015

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Saklı Mektuplar | 91 / Şiraze
İnşirah Kapıları / Selami Şimşek
Turnike / Nurullah Genç
Dilimde Uzayıp Giden İmren, Ağır Ağır Kıvranır Dol... / Ali Yaşar Bolat
Her Şeyi Değiştiren Bir Şey / Necmettin Evci
Tümünü Göster