Şengül

42
Görüntüleme

Sıradan bir hayat yaşıyor Şengül. Koyu bir gecede, onca yıldızın arasında, fersiz bir nokta gibi kıpırdamadan duruyor hayatın ortasında.

Bir tanıdığımın evinde yaşıyor. Evin hanımının görümcesi. Yirmili yaşlarını bitirmek üzere. Doğumu, annesinin hayata söylediği son söz olmuş. Ne hayatın ilk tadı ana sütünü içebilmiş ne de şefkatle tanışacağı bir göğüse dokunabilmiş. Bu da yetmemiş, bebekliğinde geçirdiği bir havale sonucu bazı yetilerini kaybetmiş.

Yengesi bakmış Şengül’e. Ruhunun yaralandığını görmeden, annesiz bir bebek olduğunu umursamadan büyütmüş. Bu yüzden az yemeyi, az konuşmayı, çok iş yapmayı öğrenmiş Şengül.

Kısa boylu ve zayıfça bir kız. Yassı kafasını çevreleyen tülbenti saçlarını saklamaya yetmediğinden, cila sürülmüş gibi parlak saçları kulaklarının kenarlarından taşar hep. Arada bir ince parmaklarıyla kulaklarının arkasına sıkıştırır onları. Yengesi titiz olduğundan, bu halde gördüğünde ikaz eder her zaman.

-Kızzz, topla şu saçlarını. Hele bir yemeğe düşsün o saçlar!

Çatılmış sarı sarı kıl öbeği kaşlar, yenge hanımın sinirlendiğinin göstergesidir. Bu yüzden her an tetiktedir ve gözleri hep yengesinin yüzünde gezinir. Umutları bu iki kaşın arasında uykuya yatmış gibidir.

Şaşı, iri ve siyah gözleri var Şengül’ün. Gülümserken, gözleri yanardöner bir bilyeyi andırır. Üzerine yağ gezdirilmiş zeytin tanelerine benzer adeta. Günün her saatinde, her durumda tatlı bir gülümseyişle bakar ve bu yüzü başka şekilde göremezsiniz zaten. Kara, dağınık, ortası bitişik kaşları, doğduğu gibi kalmış, işlenmemiş, yabani tarafını ele verir.

Dili de biraz peltektir.“Apla” der bana. Konuşurken dişlerinin arasından etrafa tükürükler saçılır. Bu haliyle bile yüzbin baloncuk yutan kız kadar sevimlidir.

Her ziyarete gittiğimde koştururken görürüm evin içinde. Bulaşık yıkar, çamaşır asar, toz alır, evin çocuklarına yemek yedirir, gelen misafirlerin ayakkabılarını dizer. Yaklaştığınızda ondan yansıyan, çamaşır suyu, bulaşık deterjanı, tuz ruhu karışımı bir koku burnunuzu sarar. Bilumum deterjanla sürekli temasından olacak ellerinin derisi incelmiştir, adeta alttaki deri görünür. Bluzunun kolları dirseklerine çekilmiş her an bir emri yerine ge-tirmeye hazır asker gibi bekler.

—Şengül gel otur biraz, yoruldun!

—Merak etme, o yorulmaz.

—Abla yazık, bağırma alınır kızcağız.

—Aman boşver, ne anlayacak da alınacak.

Evin dört kızı var. Sırası gelen, yerini bulanlar evlendi. Her düğünde bir telaş içinde görürüm onu. Gözlerinin içindeki pırıltıyı fark etmez evdekiler. Evlenme zamanının kendisine geldiğini düşünür, heyecanlanır oysa. Bir köşeye sıkıştırıp sorduğumda; “Az kaldı apla, sıra bana geldi” der. İnanmasam da inanmış görünürüm. Elimden tutar gelin ayakkabısının altına adını yazdırır.

Ne yaşadığı ev, ne temizlediği eşyalar ona aitti. Evdeki bir süpürgeden, bir bulaşık yada çamaşır makinesinden farkı yoktu. Kendisine ait bir hayatı olmayacağını biliyor olmalıydı ki, tek başına ağlarken bulurdum bazen. Hemen cılız elleriyle gözlerini ovuşturur “aman apla söyleme kimseye” derdi. Onu böyle tedirgin eden bu korku, ruhumda şimşekler çakmasına sebep oluyordu. Neden ağlayamıyordu bu kız, rahat rahat şöyle iç çeke çeke, belki annem diye bağıra bağıra.

Ailenin son düğününde gördüm onu en son. Gözleri ışıksız bir odanın karanlığına bürünmüştü. “İsmini yazmayacak mıyız?” dedim. “Yok apla, boşver” dedi. Bir kaç damla yaşın ve bu ana kadar biriktirdiği ümidin ayaklarının altına düştüğünü gördüm.

Kolundan tuttum, var gücümle sıktım. “Senin hayatta bir iz bırakmadan, adını duyurmadan geçip gitmene izin vermeyeceğim, varlığını duyuracağım Şengül ” dedim. Buğulu gözlerinden kirpiklerini sıkarak gönderdiği gözyaşlarıyla, yine yüreğimi yakacak şekilde baktı.

Ne yapacaksın diye sormadı.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Saklı Mektuplar | 91 / Şiraze
İnşirah Kapıları / Selami Şimşek
Turnike / Nurullah Genç
Dilimde Uzayıp Giden İmren, Ağır Ağır Kıvranır Dol... / Ali Yaşar Bolat
Her Şeyi Değiştiren Bir Şey / Necmettin Evci
Tümünü Göster