Kudüs Ah!

108
Görüntüleme

Mukaddes beldelerin kalbi Mescid-i Aksa’nın hemen önünde, suçunun ne olduğunu dahi bilmeyen on altı yaşındaki Fatma yüz üstü öylece yatıyordu. Öylesini masum, öylesine temiz görünüyordu ki vücuduna isabet eden yirmi kurşun dahi yüzündeki tebessümü giderememişti. Sol eli yüzündeydi ve sağ elinin işaret parmağı açıktı. Her hâliyle bembeyaz bir meleği andırıyordu âdeta. Düşmenin etkisiyle elindeki çanta birkaç metre öteye fırlamıştı.

Ayşe uzun süre arkadaşının yanı başında ağladı. Uzaklaştırdılar onu da zorla oradan. Çantayı almıştı ama bir fırsatını bulup. Fatma bulunduğu yerden kaldırıldı, birkaç gün içinde de ailesine teslim edildi.

Kudüs sokaklarındaki bu türden manzaralar hiç yabancı gelmiyordu artık görenlere. Ölüm muhakkaktı da yaşamak nasipti yani ki. Yaşanan acıları anlatmak ne mümkündü. Her gün bir önceki günden daha vahimdi zira. Hangi kelimeler yeterdi buna. Hangi cümle ifade edebilirdi bunu.

Günler sonra Fatma’nın çantasını açan Ayşe içinden çıkan deftere dikkat kesildi. Gül kokulu bir defterdi bu. Merakla açtı ve sayfalarını karıştırmaya başladı. Her satırda Kudüs, her satırda Mescid-i Aksa vardı. Okudukça hayretler içinde kaldı. Cuma günlerine has notlardı bunlar. Belli ki yeni başlanmıştı. Zira tarihler çok eski değildi.

16.06.2017-Cuma

Gazze tutsaktı, Halep yerle bir olmuştu. Şam ne hâldeydi böyle, Bağdat niçin perişandı? Kan ağlardı Musul… Mekke hüzünlüydü bu olanlara, Medine huzursuz… İslam beldeleri, Müslüman coğrafyaları ne hâldeydi böyle…

Ve Kudüs! Ah ki ne ahtı… Ve hatta eyvahtı!

Bir zamanların taş işçiliğinin o müstesna eseri; gümüş, yakut ve incilerle bezeli, misk ve amber kokan Mescid-i Aksa kendi hâline terk edilmiş ve tamire muhtaç hâldeydi. Gözlerimizin içine bakıyordu ve âdeta ağlıyordu sessiz sessiz…

Tarihin en kadim şehirlerinden biri Kudüs… Yok edildi, işgaller gördü, saldırılara uğradı, el değiştirdi. Her daim ayakta kaldı, önemini korudu ama. Ken’an diyarı… Peygamberler şehri… İslam’ın ilk kıblesi… Mukaddes belde…

Cuma namazında muazzam bir kalabalık vardı yine. Gençleri içeri almadılar. Namaz dışarda kılındı. Bugün kimse ölmedi. Ben de ölmedim, eve gidiyorum.

Kudüs ah!

23.06.2017-Cuma

Hz. Peygamber, Yüce Allah tarafından ‘bir takım ayetler gösterilmek için’ çağrıldığında ona emanet edilen mübarek belde… Pek çok İslami eseri bünyesinde barındıran kutsal şehir… Zulüm altındaki topraklar… Ve kapılarına kilit vurulan Mescid-i Aksa…

Karadan ve denizden ve hatta havadan kuşatılmış, bütün can damarları kesilmiş bir toprak parçasında yaşamak ne kadar mümkünse işte o kadar hayattaydık Kudüs’te. Esir olmak mı? Asla! Ve dahi vallahi imkânsız… Zira dünya var olduğu müddetçe özgürlük türküleri söylenmeye devam edeceğiz kutsal beldede.

İşgal altındaki İslam topraklarında sesler daha da kısılıyordu gün geçtikçe. Alanımız daraldıkça daralıyor, zulüm daha da artıyordu. Ezanlar susturuluyor, namazlar yasaklanıyordu acımasızca. Mescid-i Aksa’ya girmek gün geçtikçe zorlaşıyordu. Kudüs sevdalılarıyla doluydu her bir taraf ama. İşte bu bize güç veriyordu.

Cuma namazı öncesinde çıkan arbedede bir kardeşimizi şehit ettiler. Daha on sekiz yaşındaydı Muhammed. Kanatlandı, uçtu, gitti.

Ben yine ölmedim. Kudüs ah!

30.06.2017-Cuma

Siyonist rejim baskı ve zulümlerini son zamanlarda iyiden iyiye artırdı. Önce sinsice işgal ediyor sonra sahipleniyordu evlerimizi, tarlalarımızı. Oysa çok eski devirlerle korkmuşlar Kudüs’e gitmekte tereddüt etmişlerdi. Bunu anlatırdı dedelerimiz. Hatta Hz. Musa’ya “Git, sen ve Rabbin savaşın…” demişlerdi. Korkaktı Yahudiler… Ama şimdi biz Müslümanlar birbirimizle uğraştığımız için zayıf düşmüştük. Saldırıyorlardı her bir taraftan bu vesileyle.

Bir zamanlar üzerinde koşup oynadığımız topraklara adım dahi atamıyorduk. Yabancısı olmuştuk kendi vatanımızın. Ticaret kervanları geçmiyordu artık yollardan. Hanlar, kervansaraylar yıkılmıştı. Dağılmıştı bütün pazarlar ve çarşılar… Caddeler, sokaklar, bulvarlar tanınmaz olmuştu.

Her şeye rağmen Mescid-i Aksa’yı yalnız bırakmıyorduk ama. Bırakamazdın onu. En uzak cami anlamına gelse de o, İslam’ın kalplere tesir eden en yakın ibadet yerlerinden biriydi. İsra ve Miraç mekânıydı. Emanetti bizlere bu topraklar.

Bugün Cuma namazı her zamankinden daha sakin geçti. Gençleri yine içeri almadılar. Ölmedim yine. Kudüs ah!

07.07.2017-Cuma

Gök kubbenin altındaki en mübarek beldelerden biri olan Kudüs’ü bu hâllere hiç düşmemeliydi. Onu bu hâllere düşürenlere sessiz kalanlar da vardı maalesef.

Adaletin, insan haklarının olmadığı bir yerdi burası. Bereketli topraklarda ürün yetişmez olmuştu. Buradan doğardı bir zamanlar bütün ümitler, sonra bütün dünyaya yayılırdı. Bu umutları solduranlar kimdi?

Kulaklar sağır, gözler kör olsa da bunları gören, duyan mutlaka vardı. Derme çatma evlerde derme çatma hayatlar vardı buralarda. Bir masanın etrafında toplanan garip ve yoksul insanlar Mescid-i Aksa’yı konuşurlardı uzun gecelerde. Geçmiş güzel günler muhayyilelerinde hep capcanlıydı. Hayat hasbelkader burada bir araya getirmişti onları madem ayakta kalmayı başarabilmeliydiler. Komutanı Muhammed olan Müslümanlara bu yakışırdı.

Bugün Mescid-i Aksa’nın önünde hiç olmadığından fazla bir hareketlilik var. Girişlerin olduğu yerlere yerleştirilen cihazlar hiç de hoş görünmüyor. Âdeta içeri girmeyin, deniyor.

Namaz sonrasında yine kargaşa… Üç kardeşimiz şehit oldu. Ben bugün de ölmedim maalesef.

Kudüs ah!

14.07.2017-Cuma

Mescid-i Aksa’nın altı oyuluyordu değişik bahanelerle. Kudüs gün geçtikçe bizim olmaktan çıkıyordu. Bir Selahaddin Eyyubi lazımdı artık, kilitleri kırıp kapıları açacak, Kudüs’ü yeniden özgür kılacak. Kılıçlar bir gün kınından tekrar çıkacaktı elbette. O zaman bu korkaklar hangi ağacın ardına saklanacaktı. Ama daha vakit vardı galiba. Çünkü vakit namazlarında camileri dolduramıyorduk hâlâ…

Mekke, Medine, Kudüs, Şam, Bağdat, İstanbul… Mübarek beldelerimiz bizim. Bir gün mutlaka yeniden bir araya geleceklerdi. Ve bunu hiç kimse engellemeyecekti.

Bugün kırk sekiz yıl aradan sonra ilk defa Mescid-i Aksa’da Cuma namazı kılınmadı. Namaz dışarıda eda edildi. Cemaat çoktan dağıldı, ama benim hiç eve gidesim yok. İçimde garip hisler var. Arkadaşım Ayşe ile dolaşıyoruz. Meydan bomboş.

Kudüs ah!

Defteri usulca kapattı Ayşe, sonsuz bir sadakat hissiyle bağrına bastı onu. Arkadaşı gibi… Hüngür hüngür ağladı dakikalarca. Karar verdi. Fatma’nın kaldığı yerden devam edecekti yazmaya. Muhakkaktı bu artık. Ve bilhassa Cuma günleri Mescid-i Aksa’yı asla yalnız bırakmayacaktı. Müteessir bir ruh hâliyle sessizliğe büründü. Gecenin alacakaranlığında şehri seyre daldı. Ve sonra “Kudüs ah!” diye söylendi kendi kendine.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Muhkem Olan / Ay Vakti
İstila ve İmtina / Şeref Akbaba
Bekliyorsun / Nurettin Durman
Balıklar Bu Yüzden Kalabalıklar / Nurullah Genç
Ayrık / Recep Garip
Tümünü Göster