Ölüm Cehennemi / Arakan

169
Görüntüleme

Ben 21.yüzyıl İnsanıyım.

Konseptler oluşturulmuş odalarda, kameralar önünde dünyaya geliyorum. Tamamen doğal kozmetik ürünler, konforumu sağlayacak ergonomik aletler içinde büyüyorum. Her hangi bir zarar görmemem için her detay düşünülmüş. Evdeki eşyaların sivri köşeleri özel bantlarla kaplanmış, duvarlardaki prizler özel başlıklarla kapatılmış, steril hale getirilmiş odalarda yaşıyorum. Her şeyim lisanslı, yatak çarşafımdan oyuncağıma kadar. Uzaktan kumandalı akülü arabalar, 21 vitesli bisikletler, elektrikli kaykaylar üzerinde geçiyor çocukluğum. Eğitimime büyük önem veriliyor. Ay ay, gelişim evrelerim belirlenmiş durumda ve herhangi bir travmaya yol açmayacak eğitim programlarına göre özenle yetiştiriliyorum. Ölümün ö’sünü, cehennemin ce’sini duymuyorum. Aldatmak ereğiyle ve gerçeğe aykırı olarak söylenen söze verilen adın “Yalan” olduğu dahi öğretilmeden büyütülüyorum. Bu şekilde bütün kötülüklerden korunmuş oluyorum.

Ben 21. yüzyıl insanıyım ve teknoloji çocuğuyum. Akıllı telefonumdan tabletime geniş bir sanal âleme sahibim. İletişimin en hızlı oldu çağda yaşıyorum ve her şeye çok duyarlıyım. Kıyıya vuran balinalardan, evlerinden atılan evcil hayvanlara kadar her canlıyla ilgiliyim. Doğa benim için çok önemli, kesilen ağaçlar için nöbetteyim. Kişisel gelişim ve kariyer basamaklarını hızla çıkma hedefindeyim. “Yorulmadan savaşmayı neden seçmiyoruz” diyen Buda’nın felsefesi benim yüzyılımda sevgi ile bölge bölge, ülke ülke, kıta kıta yayılmakta. Ruhumu meditasyonlar ile dinginleştirmekteyim.

Hal böyleyken telefonuma bir mesaj geliyor. Arakan’a ait fotoğraf ve videoları görüyorum. Şaşırıyorum. Evleri yakılan, vücutlarında yaşanılamayacak halde derin kesikler bulunan insanlar… “Aman Allah’ım! Bunlar da ne böyle!” diyor, rahatsız oluyorum. Böyle videolar paylaşılır mı, bu kadar kötü fotoğraflar insanların psikolojisini negatif yönde etkilemez mi, ne kadar gerçek bu paylaşılanlar!!! Sorular, sorular…

Sorulara dalıyorum, ikinci gelen bir mesaja kadar. Bir telefon numarası ve bir not: “Gerçek bilgi almak isteyen arkadaşlar bu numarayı arayabilir. Kendisi Arakan’da yaşayan bir kardeşimizdir. Size oradaki durum hakkında bilgi verebilir.” Acaba mı, olur mu, olmaz mı, derken ekrandaki numaraya basıyorum ve telefon çalmaya başlıyor. Telefon açılır mı acaba diye düşünürken ‘Dıt’ sesinin ne kadar uzun olduğunu fark ediyorum. Nihayet telefondan Ahmed Samir’in sesi geliyor ve heyecanla Ahmed Samir’e Arakan’da gerçekte neler olduğunu soruyorum. Endişe ile hızla anlatmaya başlıyor. (Arakan son durumu 01.09.17)

– Bize gelen bilgilere göre Cuma Sabah’tan beri Myanmar askeri tarafından başlatılan operasyon ve kaçış esnasında ölen Rohingya Müslümanlarının sayısı 1.500’den fazla. Ölenlerin yarısından fazlası çocuk ve kadınlardan oluşuyor. Ölü sayısı konusunda ciddi bir kafa karışıklığı var. Avrupa’daki Arakan diasporası 2 ya da 3 bin arası ölü sayısından bahsetse de bize gelen sayı 1.500-2.000 arası. Myanmar resmi rakamları ise 350 olduğunu yazmakta.

Sonra derin bir nefes alıp susuyor. Anlıyorum, bize neden yalan kelimesini öğretmediklerini. Bize sundukları her bilgiyi doğru zannedip susmamız içindi. Ahmed devam ediyor:

– Ağır yaralı 200’e yakın olmakla birlikte toplam yarılı sayısının 2.500 olduğunu tahmin ediliyor. Bunlardan 400 ile 500 arası Bangladeş’e geçmeyi başarmış durumda ama kalanlar hala Bangladeş sınırına yakın bölgelerdeler. Tedaviden mahrum bir şekilde can çekişiyorlar.

Dayanamayıp söze giriyorum. “Yani sosyal medyada dolaşan öldürülen insan, yakılan ev videoları gerçek mi?”

– Sosyal medyada çok fotoğraf ve video dolaşıyor. Kimileri başka yerlerden ama bana gönderirseniz buradan olup olmadığını söyleyebilirim.

“Gerçekten yakılıyorlar, öldürüyorlar mı?” diye ısrarla soruyorum. Çünkü ben 21. yüzyıl insanıyım ve meditasyon felsefesinin
doğduğu bölgelerde, içinde yaşadığım dünya standartlarında böylesi bir vahşetin yaşandığını anlamakta zorlanıyorum.

– Evet, hem yakılarak hem de kesilerek öldürülen insanlar var. Tespit edildiği kadarıyla bugün 9 köyle birlikte 70’e yakın köy, saldırıya uğradı ve köyler boşaltıldı. Köy halkı göçe zorlanmış durumda. En az 40 köy ve bölgede 3.800’den fazla ev, cami, medrese ve işyeri yakıldı. Son iki günde Bangladeş kıyısına vuran ceset sayısı 45’e çıktı. Onlarca kişi hâlâ kayıp.

“Kıyıya vuran ceset mi? Benim zihnimde kıyıya vuran ceset deyince balinalar, pelikanlar, balıklar canlanır. Sözü edilenler İNSAN! O zaman nerede bu yardım için ayağa kalkan insanlık?”

– 50.000’den fazla kişi Bangladeş sınırında karşı taraftaki köy, orman ve dağlık alanlarda sınırı geçmeye bekliyor. 24 Ağustos’tan beri en az 110 bin kişi kendi köy ve yurdundan göç etmek zorunda kaldı. Bangladeş’e girebilenlerin hemen hepsi yalın ayaklı ve uzun yollardan geldiği için yaralılar. Ayrıca kadınlar ve çocukların çoğunda değiştirebilecek ikinci bir kıyafet de yok. Aniden köyleri terk ettikleri için üzerinde giyilecek burkalarını alamamışlar. Kadınlardan bazılarının ilk talepleri tesettür kıyafetleri oluyor.

Birden şimşekler çakıyor beynimde; ÇOCUKLAR! Bu yaşadıkları travmayı nasıl atlatacaklar? Biz nasıl özenle büyütülmüştük, büyütüyorduk çocuklarımızı. Peki ya Rohingya Müslüman çocukları? Konforlu koltuklarımız, akıllı evlerimiz sahte bir medeniyetin saltanatı mı? Hemen soruyorum Ahmed Samir’e “Yardım gelmiyor mu, muhakkak kapılarını açan birileri olmalı? Zor durumda olanlara duyarlıdır dünya insanları.”

– Bangladeş hükümeti mültecileri engelliyor. Buna rağmen bugüne kadar 45.000’den fazla Myanmar’ın Rohingyalı Müslümanları Arakan’dan yasadışı yollarla Bangladeş’e giriş yaptı.

Yok, diyorum, yok olamaz. Yardım kuruluşları var, onlar size ulaşıyor olmalı?

– Az da olsa elden bir şeyler getirmeye, buradaki insanlara destek vermeye çalışan yardım kuruluşları var. Ancak ulusal bir yardım gerekli buradaki insanlara. Hayati ihtiyaçlarını dahi karşılayacak durumda değiller. Çok kötü şartlarda hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Artık diyecek söz bulamıyorum. Susuyorum. Ben 21. yüzyıl insanıyım, öyleyse Arakan’da yaşayanlar hangi yüzyılın insanı? Duyarlılığım, insan hakları savunuculuğum nerede? Ölümün ö’sünü, cehennemin ce’sini bilmezken yaşatılan bu ölüm cehennemi nasıl
oluşuyor? Utançtan kısılan sesimle son kez soruyorum. “Sizin için ne yapabiliriz?”

– İki şey yapabilirsiniz. Birincisi Türkiye, Bangledeş, Malezya gibi güçlü ülkeler ulusal siyaset arenasında bizlerin arkasında durabilir. Durumumuzu gösterip bu yapılanlara karşı çıkabilir. Diğer dünya ülkelerini de arkalarına alarak bizlere yapılan bu zulmü durdurabilirler. İkicisi, yardımların ulusal boyuta taşınması. Hayati ihtiyaçlarını karşılayamayan bu insanlara ulusal destek sağlanmalı. Yardım kuruluşları el ele verip, bu yardımları yasal olarak rahatlıkla yapabilmeli.

Telefonda son olarak “Allah razı olsun.” sözünü duyuyorum Ahmed Samir’den.

Şişirilmiş egomun, pohpohlanmış yaşantımın içinde kaybolmuş bir yüzyıl insanı olduğumun farkına varıp içten içe eriyorum. Bana sağlanan tüm imkânların imkânsızlık zinciri olarak etrafımı nasıl kuşattığına dehşetle şahit oluyorum.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Muhkem Olan / Ay Vakti
İstila ve İmtina / Şeref Akbaba
Bekliyorsun / Nurettin Durman
Balıklar Bu Yüzden Kalabalıklar / Nurullah Genç
Ayrık / Recep Garip
Tümünü Göster