Kahramanım Sancho

Herkes için daha elverişli şartlar içeren bir dünya ancak kahramanlar vasıtasıyla gerçekleştirilebilir diye inanırım ben. Bunun için kahramanlara ihtiyaç duyar bütün topluluklar. Hatta insanlar fert olarak bunun ihtiyacını hissederler. Nenemin kahramanı Ulubatlı Hasan sayesinde benim adım Hasan oldu. Ulubatlı hikayesini dinleyen nenem, “bundan sonra doğacak ilk erkek torunumun adı Hasan olacak” diye ferman buyurmasaydı belki şu an karşınızda başka bir isimle ve başka bir kimlikle olacaktım. Zira isimlerin kişilikler üzerinde etkili olduğuna inanıyorum esame defterinin ne olduğunu öğrendiğim günden beri.

Milletlerin kendi kahramanları, oluşturulmak istenen yeni toplum modeliyle uygunluk arzetmiyorsa (ki yeni toplum oluşturma çabalarının olduğu bir yerde eskiyi reddetme dürtüsü vardır çoğunlukla) eğer bu kez yapılması gereken şey kahraman ithal etmektir. Benim çocukluğum bu ithal kahramanları okumakla geçti. Zagor, Teksas (Çelik Bilek), Tom Miks, Kaptan Swing, Tom Braks ve diğerleri. Ve bize ait oldukları söylenen kurtların sadık arkadaşı Tarkan ile bütün ecnebi kadınlarının büyük hayranlık duyduğu Fatih’in fedaisi (fedai denilince aklıma mahalle mafyası geliyor çoğunlukla) Kara Murat. İthal olarak saydığım isimlerin hiç birisi herhangi bir hatunla halvet halinde yakalanmadığı halde, bizim Tarkan ve Kara Murat vakitlerinin çoğunu şuh ecnebi kadınlarla yatakta geçirmektedirler. Bu da oluşturulmak istenen yeni gençlik ve yabancı kadınların Türk erkeklerine hayran olduğu konseptine uyuyordu hani. Bir Türk dünyaya bedeldi ve bunun ispatlanması gerekiyordu.

Biraz daha büyüdüğümde ise gerek yaşım ve eğitim düzeyim ve gerekse aktüel gerekçelerle Red Kit’e terfi ettim. Yukarıda bahsettiğim mecmualarda en çok ilgimi çekenler nasıl ki ikinci adamlarsa, Red Kit’te de beni en  fazla cezbeden Rintintin’di. Bu sadık ve aptal köpek farkında olamadan (!) ya çözümün, ya da sorunun büyük bir parçasıdır. Dolayısıyla maceranın ortaya çıkmasında doğrudan etkilidir. Tıpkı Sancho gibi.

Nazan Bekiroğlu’nun “gelmiş geçmiş romanların en mükemmeli” diye tanımladığı Don Quijote’un kısa boylu, şişman ve bir adanın sahibi olmayı ya da efendisinin zaptedeceği krallıktaki saray nedimelerinden birisiyle evlenip kont olmayı düşleyen seyisinden bahsettiğimi anlamışsınızdır.
Hepi topu bir eksik etek, gelecek vadetmeyen iki çocuk ve huysuz bir eşek sahibi iken, bir adaya kral ya da bir krallığa dük olma hayalleri kuran Sancho için emellerine ulaşabilmede bulduğu en kestirme yol Don Quijote gibi birisinin peşinden gitmektir. Borsa, spekülatif kazanç ve benzeri terimlerin ekonomi literatüründe henüz yer edinmediği bir dönem için bu fikir hiç de fena sayılmasa gerek. Kaldı ki şövalyelik oldukça spekülatif bir faaliyet olarak görülebilir zamanın şartları içerisinde. Seyislik de bugünkü anlamda brokerlik gibi bir şey olsa gerek.
Kendisinin bir şeyler olacağından o kadar emindir ki, karısının nasıl olup da kendisine layık bir kadın olabileceğini tasarlamaktadır Sancho çoğu kez. Mevcut durumda bir kont karısı olmaya layık değilse de, üzerinde biraz çalışma yaparak zevahiri kurtaracak duruma gelebileceğini düşünmektedir.Yazarın kendisine yüklediği aptallık görevinden öte bir teslimiyetçilik sanatı icra etmektedir seyis. Başına gelen her türlü bela ve musibete aldırmayıp, deliliği Allah vergisi olan birisinin peşinden giderek saygı duyulacak bir delilik sergilemektedir.

Don Quijote’un akıl almaz hayallerine kanıp onun peşinden giderken bir kez dahi şüpheye düşmemektedir Sancho. Bir şeyi elde edemeyeceğini anladığında onun yerini dolduracak başka bir şeyin mutlaka kendisine sunulacağına inanmaktadır. Ya da vazgeçtiği bir şeyin karşılığında onun kadar imkansız başka bir şey istemektedir efendisinden. Kaldı ki efendisinden daha ötede hayalleri vardır. Çünkü inanılmaz bir şeyi ortaya atmaktan daha zoru ona inanmaktır. Sancho en inanılmazı yani en zor olanı yapmaktadır. Herhangi bir şeyi elde edememesi ya da işlerin ters gitmesi durumunda ise suçlu zaten bellidir: Büyücüler, büyücülerin yönlendirdiği devler ve gezgin şövalyelerin ne büyük hizmetler ifa ettiklerini bilemeyen aptal ahali….
“Eğer yanıma cana can katan büyülü sudan biraz almayı düşünebilseydim, bütün bunlara gerek kalmazdı, onun tek damlası, bizi bir yığın vakit ve ilaç kaybından kurtarırdı”
“Hangi kutu, ne iksiri?”
“Nasıl yapıldığını hatırladığım bir iksir bu. Onu yanına aldın mı hiçbir şeyden korkmazsın. Gerçekten, bunu hazırlayıp da sana verdim mi, bir düello sırasında benim ikiye biçildiğimi görsen bile, ki bu sık sık başıma gelir, tek yapacağın şey, yere düşen parçayı almak, kanın pıhtılaşmasına fırsat vermeden, atın terkisinde duran diğer parçanın üstüne, ama tam yerine oturtmak olmalı. Daha sonra bu ilaçtan iki yudum içirdin mi, bir de bakacaksın turp gibiyim.”
“O halde, bana vereceğiniz valilikten vazgeçiyorum, yapacağım sayısız güzel hizmet karşılığında sizden, şu harika ilacın reçetesinden başka bir şey istemiyorum. Bence dünyanın neresine giderseniz gidin, bunun bir dirhemi iki riyal eder. Eh benim de namuslu ve rahat yaşamak için bundan daha çoğuna ihtiyacım yok.”

İşte Sancho! Bir delinin hayallerinin ötesinde hayalleri olan birisi. Tek istediği namuslu bir şekilde karısı ve iki çocuğuyla rahat içinde yaşamak. Bunun için ise bir bedel ödemek gerekiyorsa onu ödemeye hazırdır. Don Quijote’a uşaklık etmek! Don Quijote’un peşinden giderken onun hayallerinin içine sığdırdığı daha engin hayalleri zaman içinde zaman yaratma gücünün sahibinin bir lütfüdür ona. Efendisinin haklı öfkesiyle atıldığı maceralarda haksız olarak dayak yiyen hep o olsa bile bunlar asla hayallerinin peşinden koşmaktan alıkoymadı Sancho Panza’yı. Zira emellerini efendisinin emelleriyle tevhid etmişti ve bundan dönüş yoktu. Ta ki…
Zagor’un maceralarını okunur kılan nasıl Çiko ise, Don Quijote’un da Sancho’suz bir halta yaramayacağı aşikardır. Rodi ve Prof. Oklitüs olmasaydı Çelik Bilek, Gamlı Baykuş ve Mister Blöf olmasaydı Kaptan Swing nasıl ki çoktan ölmüş olacağı gibi sevgili Don’umuzu yaşatan amillerden birisinin Sancho olduğu kesindir.
Yolculuklarının başında karşılaştıkları yel değirmenlerinin dev olmadığını söyleyip ikaz eden Sancho, aradan geçen zaman içinde değişerek, efendisinin uyku halinde kılıç sallayarak kevgire çevirdiği şarap tulumlarını devlere,akan şarapları ise devlerin kanına benzetip, büyük bir başarı kazanıldığına inanır ve çığlık atarak ahaliye; Don Quijote’un devleri öldürüp sel gibi kan akıtarak dünyayı büyük bir beladan kurtardığını haber verir.

Zaman içinde iki taraf da değişmektedir. Don Quijote yel değirmenleriyle asla ikinci kez savaşmazken, Sancho hep daha ileri adımlar atarak bu aşamaya gelmiştir. Şimdi gerçek kahraman odur.
Mesele şövalyelik değilse aklı selim bir adam gibi konuşan, normal davranışlar sergileyen Don Quijote nasıl şövalyelikten söz açılınca, dünyayı her türlü kötülükten arındırma görevini hatırlayıp, zırdeli hale geliyorsa, Sancho da akıllı uslu bir adamken, kendisine bir krallık, bir ada, ya da bir dükalık, hatta üç sıpa bağışlanacağı söylenince, tozutup başka birisi olup çıkıyor.
Don Quijote’nun delilikten avdet eden palavralarına Sancho’dan başka inanan kimsenin olmaması onun aptallığını göstermek için yeterli bir delil değil. Zira Sancho romandaki birçok kimseden daha aklı başında laflar etmekte ve onlara yol göstermektedir. O halde Sancho aptal değil, Santiago’nun yaptığı gibi kendi kişisel menkıbesinin peşinden koşan bir gezgin hayal avcısıdır. Hayal kurabilenler ise kahramanlardır.

Masum hayallerinin peşinden koşarken kendisinden başka kimseye zararı dokunmayan Sancho benim gerçek kahramanım. Keşke bütün kahramanlar Sancho kadar zararsız olsalardı.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Çizgi-3 / Behice Kolçak Şark
Bekleme, Dönmem Bu Bahar / Hakan Özbek
Ağustos Yüzlü / Erol Erdoğan
Kanı Güneş Gibi Bir Çocuk: “Alâeddin Özdenör... / Selami Şimşek
Kasıt / Esra Karabiber
Tümünü Göster