Doç. Dr. Mustafa Ağırman İle Söyleşi

-İslam Tarihi, bir liderler ve savaşlar tarihi gibi sunuluyor veya öyle anlaşılıyor. Bu sunum doğru mudur? 

-İslam Tarihi’ni bu şekilde takdim etmek, yeni nesillere böyle sunmak doğru değildir. Çünkü tarih, geçmişin ilmi demektir. Geçmiş de sadece savaştan ve liderlerin hayatından ibaret değildir. Savaşlar ve liderler tarih içinde  küçük bir bölümdür. Önemleri ölçüsünde  tarih içinde yer alırlar ama tarihin tümü gibi sunulmaları yanlıştır. Çünkü İslam Tarihi bir medeniyet tarihidir. Var olan savaşların ötesinde süregelen bir medeniyet vardır. Müslümanların hayat tarzı, hayata bakışı,  dünya ve ahiret için çalışmaları, birbirleriyle ve gayr-i Müslimlerle  olan münasebetleri, sanat ve estetik anlayışları, bu anlayışları neticesinde vücuda getirdikleri eserler,  yaşadıkları topraklara vurdukları mühürler ve tuğralar, kültürleri ve medeniyetleri doldurur onların tarih sayfalarını. Hz. Peygamber’in hayatı anlatılırken savaşlara ağırlık veriliyor. Bu yanlıştır. O, yirmi üç  senelik kısa bir zaman içerisinde sahabe gibi altın bir nesil yetiştirdi, bir medeniyet kurdu.Çok az insan kaybı ile Arap Yarımadası’nı fethetti. Bütün bunları nasıl başardı? Bugün dünya ülkelerinin özellikle de bizim ülkemizin en büyük problemi eğitim ve öğretimdir. Bunun için büyük paralar ayrılıyor. Hem devlet hemde aileler,büyük masrafların altına giriyorlar. Okullar, fakülteler, eğitim kurumları ve buralarda çalışan insanları düşünün; buraların yıllık giderlerini hesap edin, karşınıza büyük bir meblağ çıkar. Harcanan bunca para ve enerjiye karşılık insanımızın eğitim ve öğretim düzeyine ve bunun yansıması olan medeniyet tasavvuruna ve bunun dışavurumlarına bakın.Üzüleceksiniz neticede. Masraf ile netice arsında ciddi bir uçurum görecek ve üzüleceksiniz. Ama Hz. Peygamber’in Mekke’de Erkamın Evi’nden , Medine’de  Suffe’sinden başka yeri yoktu. Bu iki yerden altın gibi sahabe nesli zuhur etti. Hz Peygamber’in hayatını anlatırken buna vurgu yapmak lazım. Onun hayat anlayışını, dünyaya bakışını anlatmak lazım bugünkü nesillere. Dört halife döneminde fetihlerin yanısıra yürüyen bir İslamlaşma(İslamlaştırma değil) faaliyeti var. Bu durum Emeviler ve Abbasiler döneminde  de devam ediyor. Selçuklular’ın Nizâmiye medreseleri, Osmanlılar’ın İstanbul medreseleri savaşlardan önce bilinmesi gereken olaylardır. Mekke, Medine , Şam, Bağdat, Kahire , Kurtuba, Buhara, Semerkant gökteki yıldızların yere düşmüş izdüşümleridir. Evet, İslam Tarihi’nin  sunumundaki yanlışlığımızı düzeltmeliyiz.

Genel tarih içerisinde İslam Tarihi’ni değerlendirecek olursak kültür ve medeniyet boyutuyla nerede duruyor ?                           

-Genel tarih içerisinde her dönemin kendine ait kültür ve medeniyeti vardır. İzlerini ve eserlerini kaybeden medeniyetler olduğu gibi kıyamete kadar devam edecek olanları da vardır. Kur’an-ı Kerim zaman zaman, izlerini ve eserlerini kaybeden medeniyetlerden söz etmektedir. Demek ki  bu medeniyetlerin temel harcında eksiklik varmış veya medeniyetler hedeflerinden saptırılmıştır. İzi, eseri ve her şeyi ile kıyamete kadar devam edecek olan İslam Medeniyeti’dir. Çünkü bu medeniyetin temel harcı sağlamdır. Kur’an’dan ve Sünnet’ten beslenen bir medeniyettir, İslam medeniyeti. Bu Medeniyet, sadece Ortadoğu havzasına münhasır kalmamış bütün dünyaya yayılmıştır. Müslümanın olduğu yerde İslam medeniyeti vardır. Ortadoğu, Asya, Afrika ve Avrupa’nın bir kısmında İslam Medeniyeti’nin görünen eserleri mevcuttur. Medeniyet sadece görünen eserlerden  ibaret değildir.Medeniyet bir yaşayış tarzı, bir hayat biçimidir. Gönül dünyasında tezahürleri vardır medeniyetin. Bu sebepten dolayı da  müslümanın gittiği her yerde İslam Medeniyeti’nin kokusu, rengi, tezahürü vardır. İslam Medeniyeti hakim olduğu dönemlerde tarihin akışını değiştirmiştir. Bu güzel medeniyet bugün mahkum durumundadır. Eşkıyalar tarafından eli kolu bağlanmış bir vaziyettedir. Bu mahkumiyetten hem Müslümanlar hem de bütün dünya insanları zarar görecektir. Bu medeniyeti tekrar  hakim konumuna getirmek sadece müslümanların değil bütün insanların görevidir.

-Tarihi süreçte savaşlar, istilalar, afetler bir kırılmaya ,bir yön değiştirmeye sebep olmuş mudur?

-Tarihin akışını değiştiren savaşlar, olaylar vardır elbette. Afetler , açlıklar insanların yer değiştirmesine sebep olmuştur. Bunlar normaldir. Tarih istilaları ve işgalleri normal karşılamamış ve içine sindirememiştir. Sanki işgaller tarihin midesine oturmuştur. Fetih ile işgali birbirinden ayırmak gerekir. Fetih de adalet, işgalde zulüm vardır. Tarihin akışı içerisinde kırılmaya, yön değiştirmeye sebep olan savaşlar vardır. Talas Savaşı bunlardan biridir. Dandanakan Savaşı bir diğeridir. Talas Savaşı siyasi ve kültürel tarihte bir kırılma noktasıdır. Dandanakan Savaşı da Selçukluları  tarih sahnesine çıkarmıştır. Bu savaşta Selçuklular değil de Gazneliler kazanmış olsaydı dünya bir Selçuklu İmparatorluğu’nu ve Selçuklu medeniyetini göremeyecekti. Tarih içerisinde küçük ve basit gibi görülen öyle olaylar vardır ki bu olaylar tarihe damgasını vurmuştur. Abbasiler Emevileri yıkınca Emevi ailesine zulmettiler. Abbasi ihtilalinin zulmünden ve intikam duygularından kaçan Abdurrahman, Şam’dan kaçarak Mısır ve Kuzey Afrika yoluyla Endülüs’e geldi ve Endülüs Emevi devletini kurdu. Otuz iki sene bu devletin başında kaldı . Tarih, bize cesur insanların neler başardıklarını gösteren güzel bir filmdir. Müslümanlar 1492 yılına kadar Endülüs’te kaldılar , Emevi Devleti’nin yıkılıp  Abbasi Devleti’nin kurulduğu tarih 750 yılıdır. Abdurrahman da 756 yılında Endülüs Emevi Devleti’ni kurdu. 1031 yılında bu devlet küçük beyliklere ayrıldı. 1492 yılında da Endülüs’deki İslam hakimiyeti son buldu. Buna da beceriksiz ve eğlenceye düşkün idareciler sebep oldu. Cesur insanların güzel başarılarını bize gösteren tarih; mıymıntı, beceriksiz, silik, eğlence düşkünü , halkından uzak idarecilerin ihanetlerini ve sebep oldukları yıkımları da insanlığa gösterir. Bu bakımdan tarih çok adildir. Hiçbir şeyi saklamaz ve gizlemez. Saklayan ve gizleyen, bazı tarih yazarlarıdır. Tarih  onlardan intikamını alır ve elan almaktadır. Tarihi çarpıtanların kendisi çarpılır.

-Yaşadığımız ve toplumun kendi tarihi ile geliştirdiği tepkiler ve bu tepkilerin sorunları nelerdir?

-Tarih, geçmişin ilmi, geçmişin bilgisidir. Geçmişin saf, temiz, berrak bir şekilde öğrenilmesi demektir. Tarihi öğrenirsiniz, ezberlersiniz,öğretir ve ezberletirsiniz, ama yargılayamazsınız. Tarih yargılamak için değil, bilmek ve ibret almak için okunur. Suyun suya benzediği gibi insanlarda birbirlerine benzerler. Birbirine benzeyen insanlar ve olaylar arasında mukayese yaparak geçmişte yapılan yanlışları tekrar etmemek  için okunur tarih. Yoksa ezberlemek ve bilgi hamalı olmak için değil; olayları ve şahısları yargılamak için değil.Müslümanlar yıllardan beri Cemel ve Sıffin’e takılıp kalmışlar. Hz. Ali mi haklı yoksa Hz. Muaviye mi? Hatta Muaviye’ye Hazret denilir mi, denilmez mi  ? Bunu tartışıyoruz. Bu tepkinin sonucunda yerimizde sayıyoruz. Tarih kendisinden güç almak ve geleceğe emin adımlar atmak için okunur. Savaşlar ve şahıslara takılıp kalmadan arka planlar iyice araştırılmalı ve oralardan dersler ve ibretler alınmalıdır. Geçmişte yanlış yapanları yargılayıp mahkum etmek yanlıştır dedik. Doğru olan o yanlışı tespit edip bizim o yanlışa düşmememizdir. Doğru yapan ve kahraman olan insanları aşırı derecede büyütmek yanlıştır. Kahramanların gölgesinde şanlı tarihe takılıp kalmak ta yanlıştır. Bugün insanımız kahraman olarak gördüklerinin yanlışını, yargıladıklarının da doğrularını göremeyecek kadar kör oluyor. Halbuki  inancımıza göre yanlışsız tek kitap Kur’an-ı Kerim, yanlışsız tek insan Hz Peygamberdir.

– Bağdat, Kerbela ve Necef ateş altında , Moğol istilası, Amerikan  işgali tarih felsefesi açısından bir medeniyetler savaşı mıdır?

-Ah keşke öyle olsa, yani medeniyetler savaşı olsa. Her medeniyetin bir insani boyutu vardır. Medeniyetler böyle cinayet işlemez. Cinayeti işleyen insanlar ve azmanlaşmış devletlerdir. Medeniyetler birbirleriyle anlaşır. İnsanlar ve devletler anlaşmaz. Roma’yı yakan Neronlar  bugün iş başındadır. Afganistan’da ve Irak’ta olanlar Haçlı Seferleri’nin çağımızdaki uzantılarıdır. Neron sadece Roma’yı  ateşe veriyordu. Bugünkü Neronlar bütün bir dünyayı ateşe veriyorlar. O güzelim şehirlerin tepesinden bombalar yağdırıyorlar.Bağdat , tarihi eserleriyle bir açık hava müzesidir, bir müze şehridir. Yılların tarihi birikimi , insanların el emeği, göz nuru vardır. Bağdat’ta , Kerbela ve Necef Irak’taki Mekke ve Medine’dir. Bu şehirlere vuranlar yarın Mekke ve Medine’ye vuracaklardır. Kudüs’ü işgal edeceklerdir. Bu savaş medeniyetler savaşı olmanın ötesinde bir dinler savaşıdır. Dinlerin birbiriyle savaşı değil, gözü dönmüş bir iki hristiyan ve yahudinin  İslam dünyasını ateşe verme gayretidir. Bugün dünyada İslam’a karşı  bir hristiyan yahudi İttifakı kurulmuştur. Bu ittifak Neron gibi gözü dönmüş insanlar eliyle Ortadoğu’yu ateşe vermektedir. Bunlar için insanın, tarihin, şehrin hiçbir değeri yoktur. Kendi emellerine ulaşmak için her şeyi ve her yeri yıkıp yakmayı mübah görüyorlar. Ama insanların bir hesabı varsa , Allah’ın da bir hesabı vardır ve Allah hesabında yanılmayandır. Bekleyip göreceğiz.

-Sezai Karakoç, medeniyetlerin birbirini yok etmediğini gelen medeniyetin giden medeniyeti temsil ettiği yönünde bir tez ortaya koyuyor. Bir İslam tarihçisi olarak size göre Balkanlar, Orta Asya ve Ortadoğu savaşlarında böyle bir temsil var mı?

-Üstad Sezai Karakoç doğru söylüyor. Hiçbir medeniyet diğer medeniyeti  yok etmez. Var olanı geliştirir. İyiliklerini alır, kötü taraflarını ıslah eder. Her medeniyetin bir insanî  boyutu vardır demiştik. Aslında savaşlar ile medeniyetleri birbirine katmamak lazımdır.Çünkü savaşlarda insanî boyut çok azdır veya hiç yok gibidir. Savaşlarda insani boyutun zirveye çıktığı dönem Hz. Peygamber dönemidir. Onun savaşlarında hedef , insanları imha etmek değil ihya etmektir; yani öldürmek değil diriltmektir. Müslümanların bugünkü medeniyeti yıllar önceki İslam medeniyetinin devamı olduğu gibi hristiyanların bugünkü anlayışı da yıllar önce ki zihniyetinin devamıdır. Balkanlar’da, Orta Asya’da , Ortadoğu’da olup bitenler Haçlı zihniyetinin bir uzantısı ve bir  devamıdır.

– İslam Medeniyeti’nin gelişme, gerileme süreciyle ilgili neler söyleyebilirsiniz?

-İslam, her şeyi ile bileşik kaplardaki su gibidir. Devleti , kültürü, medeniyeti, ilmi faaliyetleri ve buna benzer neyi varsa, hepsi bileşik kaplarda ki su gibidir.Bildiğimiz gibi bileşik kaplardaki su seviyesi bütün kaplarda aynıdır.Kaplardaki su seviyesi birlikte yükselir veya alçalır. İslam da bütün kurumları ile bir bütün olarak aynen böyledir. Kanuni Sultan Süleyman dönemine bakınız. Devletin başında Kanuni var,sanatta Mimar Sinan var, ilmi faaliyetlerin başında Ebussuud var. Hepsi kendi alanlarında zirvede olan insanlar. İslam Medeniyeti’nin gelişme ve gerilemesine bu şekilde bakalım. İdare ettikleri insanların başlarında bir despot, bir zalim gibi duran bu devlet adamları ile İslam Medeniyeti nasıl gelişir? Her biri demokrasinin kılıcı gibi duruyor reâyasının  başında. Hürriyetin olmadığı yerde hiçbir müspet değer gelişmez. Medeniyetin temeli de hürriyettir. En büyük hürriyet de Allah’a kul olmaktır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Çizgi-2 / Behice Kolçak Şark
Üç Analık Kız -16-17-18 / Naz
Zakkum Hanım yahut Çıkmaz Şiir / Yasin Uzun
Batum Günlüğü / Ahmet Eroğlu
Bir Çığlıktır Sesime Siperlenmiş / Selami Şimşek
Tümünü Göster