Safure

169
Görüntüleme

Kendimi anlatmakta her zaman zorluk çekiyorum. Bu kaçıncı mektup, yazıp yırttığım… Kalemi her elime alışımda bu sıkılganlık, bu ürkeklik alacaklı gibi kapıma dikiliyor ve hareketsiz kılıyor beni. Sonrası,yazdıklarımı yırtmak kalıyor bana.Sanki cümlelerin içi boş, sanki ifadelerim serseri bir kurşun. Anlatmalıyım diye her karar verişimde, kahramanım gözümün önünde yerini alıyor ve bendeki vazgeçişe alkış tutuyor. Susmalı mıyım, susmalı mıyız, yoksa ikimiz de hayal kuşatmasını yıkıp tersini mi yapmalıyız? Tercihimizi ikinciden yana yapmalı ve ben de yazmaya devam etmeliyim. Terlediğimin farkındayım. Boncuk boncuk terler gözyaşı gibi akadursun, ben yazmaktan vazgeçmemeliyim. Özgeçmişimi yazacak değilim ya!
“Hedefim bir şair ve bir yazar olmak. Buradaki yaşam şartlarının zorluğuna rağmen başaracağımı biliyorum. Bizim burada bir bahçemiz ve seramız var. Bahçemizde domates, biber, patlıcan, fasulye, kavun, karpuz yetiştiriyoruz. Bahçeden eve bir malzeme götürmek için geldiğimde birer kıta yazarak ya da defterimi yanımda götürerek şiirlerimi tamamlıyorum. Ayrıca halı dokuyor ve çobanlık yapıyorum. Konfüçyüs hep şöyle yalvarmış “Tanrım, bana bir oda dolusu kitap, bir bahçe dolusu çiçek ver.” Ben de “Rabbim, bana bir oda dolusu kitap ve onları okuyacak zaman ver” diye dua ediyorum. Okumayı çok seviyorum. Zamanım az olduğu için okuduklarımı kaydetmeye çalışıyorum. Yazarak çalışmayı da denedim ama çok zamanımı alıyor. Bazen zamanım olduğu halde iki ya da üç sayfa okuduktan sonra gözlerim feryadı basıyor, yeter diyor ve kapanıyor. 5-10 dakika bekliyor ve tekrar başlıyorum okumaya. Birkaç sayfada bir gözlerimi dinlendiriyorum. Ben de son çare olarak akşam okuduklarımı gündüz bahçede iş yaparken zihnimde canlandırarak tekrar etmeye çalışıyorum. Hem de zamandan tasarruf etmiş oluyorum. İki işi bir arada yaparak zaman kazanıyorum. Sınavlarım yaklaştığı zaman sabahlara kadar çalıştığım zamanlar da oluyor. Bütün bu anlattıklarımı kimse yanlış anlamasın. Kendi uğraşlarımı ya da yapmaya çalıştığım ufak tefek şeyleri kendime methiye olsun diye değil, boş vakti olanların kulağına küpe olsun diye yazdım. Dahası insanın başarması için illa her şeyin yerli yerinde olmasının şart olmadığını vurgulamak istedim. Ben bir okuma aşığıyım. Önceleri okumayı sevmezdim. Kitap okumayı sevmek için çobanlık yaparken yanıma kitap aldım. Kitabı yanımda hep taşımak bana onu sevmeyi ve onun değerini öğretti. Ben yanımda götürdüğüm kitapları dağda davar güderken okudum. Bulunduğum yer harikaydı. Ayağımızdaki naylon ayakkabılarımız içindeki nasırlı ayaklarımızı, dağların taş kayalıklarına vura vura Karacaören Barajı’nın kayalıklarına varırdık. Dağın kayalıklarına vuran mavi dalgalarla şiddetli ve derin esen rüzgarın eşliğinde bir kayanın üzerinde açardım kitabımı. Hem okur hem de etrafımı seyrederdim. Böyle olunca tabiatın güzelliği ile kitabın güzelliği birleşiyor ve okuduklarımdan daha çok zevk alıyordum. Sanki okuduklarımı yaşıyor gibiydim. Zaten bir kitabı okurken kendimi kitabın içinde hisseder, okuduklarımı canlandırarak çok güzel anlardım. Su ve ekmeğin doyurucu özelliği var, kitabın ise doyumsuz özelliği olduğunu savunuyorum.
Fazla söze hacet var mı derler ya, fazla yazmaya da. Ben yazacaklarımı tek sütun halinde bir dergide, bir gazetede görmeyi ne de çok arzu ediyorum. Hani şu okuduğum kitaplardan birinin yazarı ben olsam, ya da benim yazdığım kitapları bir başka şehirde benim gibi çobanlık yapan biri okusa.  Okusa, ama benim gibi yazma emeli, yazar olma tutkusu beslemese içinde. Gözünde model olacak insanları büyütmese. Olur mu, olmaz mı bilmiyorum ama ben yazar olmak istiyorum. Ünlü birinin hayatı sinema filmi, tiyatro eseri veya dizi olabilir. Ben bunların hiçbirini istemiyorum. Özgeçmişimden bahsedişimin sebebi bunlar değil , yazar olma tutkum ve isteğim. Yazdıklarım yanlış anlaşılacak biliyorum. Ünlü bir yazar olur da hayatınızı insanlar merak eder ve film yaparsa sizin de yapacağınız bir şey yok. Ama olsun , yazmanın ve okumanın bencesi de bu. Tutkularımı bir tutam gül gibi zarfın içine koyup gönderiyorum. Onu hayalimin öyküsü olarak sunuyorum. Rüya değil, gerçek olsun arzularım istiyorum.
Sizi tanımıyorum.Çalıların arasında dolaşırken onların diliyle size seslenmek istiyorum. Solmuşluğum güz eskimesidir. Bahara  filizlenerek ve çiçek açarak adım atacağım. Kokumu insanlar duysun, etrafa yayılsın istiyorum. Koşullar ne olursa olsun ben yapraklarımı açmaya devam edeceğim.  “Ne sevimlidir pulu yalnızlığın “diyor ya şair.Ben de yalnızlık dilekçesini size uzatıyorum. Burada okumanın ve yazmanın bir hediyesi olarak.

Ben Safure. Birazdan çobanlık için evden çıkacağım. Gün batımında  eskiyen duygularım olacak.Uzakları yakın ederek sizden haber bekleyeceğim.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Na-Nay-ve-Ney / Muhittin Fırıncı
Pinhan / Edib Aykut Çiçekli
Kahroldum Sessizce / Mustafa Küçüktepe
Lütfi Şen İle Söyleşi / Feyza Bayındır
M. Ragıp Karcı Beni Yazamaz / Metin Önal Mengüşoğlu
Tümünü Göster