Kutsal Metinler Adına

268
Görüntüleme

Çatışmaların merkezine din konulmak istenir nedense, insanoğlunun bütün hırslarının üstüne çizgi çekilircesine. Bu hırslar ki yeryüzünü kana bular ve kan deryasına balıklama dalar. Birileri tarafından planlanan ve organize edilen olayların sonrasında suçlamaların hepsi yok edilmek istenen birilerine havale edilir. Bir taraftan canhıraş feryatlar yükselir neredeyse, biz bu değiliz diye. Diğer taraftan birileri hala kan deryasının içinde suçu havale etmekle meşguldür. Ve kurtarıcı bekler herkes kendi inancında. kurtarıcı gelecek ve onlara el- eman verecek…
İlk önce ilk izlenimler…
TUTKU: HZ. İSA’NIN ÇİLESİ
Ortadoğu’da meydana gelen gelişmeler ya da Ortadoğu orjinli bütün gelişmeler sonrasında yeni bir filme odaklandık. Bu kez politik, ya da askeri içeriklere sahip olmayan bir film. Hz. İsa’nın son 12 saati ile ilgili 4 İncil’de geçen anlatımların görselleştirilmiş hali. Yeni bir akımın öncüsü belki de.İlk başta sessiz bir şekilde kamuoyundan gizlenmeye çalışılan film, gerçek bir sinema idolünün elinden çıkma. Gerçek bir Katolik olduğunu iddia ediyor ve inançlarına göre yaşamaya çalışıyor. Cehenmem Silahı serilerinin depresif polisi, İngilizlerin baş belası William Wallace, namı diğer Cesur Yürek… Ünlü aktör-yönetmen Mel Gibson’dan bahsettiğimi anlatmama gerek var mı acaba? Film ilk andan itibaren merak uyandıran bir yapıya zaten sahip. Hristiyanlar için olduğu kadar Hz.İsa’yı çok seven Müslümanlar ve diğer insanlar için de çekici. Bu yüzden çok düşük bir bütçe ile çekilen film, müthiş bir hasılat elde etti. Konu Hz.İsa’nın son 12 saati olunca Romalıların tepki göstermeleri de son derece normaldi. Hz. İsa’ya olanca hışımları ile saldırdığı var sayılan Romalılar değil miydi? Peki Museviler neden ayaklandı? Ama önce film…
Kutsal metinler adına yola çıkılan filmde beklenen etkiyi görmek için, bu kutsal metinleri okumanız gerekiyor aslında. Ya da hissetmeniz. Her şeyden önce bir peygambere reva görülen işkenceleri gördüğünüzde tüyleriniz diken diken olmaz mı? Ya da öyle varsayılan.
Filmi seyretmeye başladığınızda karanlık atmosfer ve sessizlikle birlikte yer yer yükselen Ortadoğu müziği filme ayılıp bayılmanızı sağlayamıyor maalesef. Farklı metinlerden yola çıkılarak anlatılmaya çalışılan konu dağılıyor ve 4 İncil’i de okumayanlar için kopuk görüntüler haline dönüşüyor. Sisler ve kararan ufukların etkili görselliği bile, zihinlerde oluşturulan sihrin ortadan kalkması ile sıradan hale dönüşüyor. Bir peygamberin böylesine görüntülenmesinde, böylesine bir sıradanlaşma tehlikesi var derim. Hatırlayın Çağrı filminde dört halife bile görüntülenmemiş ve onlara hürmette saygı gösterilmemişti. İnsanların zihnindeki imgelere neden karışılır ki?
Hz. İsa ve onun havarileri arasında geçtiği varsayılan son konuşmaların hepsinin İncil’de anlatıldığı biliniyor. Ama nedense son 12 saat kısıtlamasından mı olsa gerek karşıt ifadeler aydınlatılamıyor. Şeytan tasviri ise klasik anlatımların çok ötesinde etkili görünüyor. Gotik bir atmosfer içinde Hz. İsa son yakarışını gerçekleştiriyor. Önce Musevilerin Hz. İsa’yı kıskıvrak yakalaması ihanetlerin bir sonucu. Ancak burada yakalanan gerçekten Hz. İsa mı? İşte bilinmesi gereken…
Ve ardından işte Romalılar… Roma gücün temsilcisi olarak gelişmeleri izlemek yerine aktör olmayı tercih edince, Yahudilerin kendi içlerinde halletmeleri gereken olay kamuya mal edilir. Yahudilerin istemediği bu olay aslında bir anlamda onların işine gelir. Zira zalim durumundan izleyen durumuna yükselme fırsatı gelmiştir ellerine. Ancak Yahudiler yine işin sonucunu etkileme görevini başarı ile yerine getirirler. Bu Romalılar var ya…Peki kopartılan onca gürültü nedir Passion adına? Yoksa saldırı en iyi savunma taktiği olarak yeniden uygulanmakta mıdır? Hiçbir zaman zalim konumunda görünmek istemeyen ve dünyanın tepkisini  çekmeden işlerini halleden Yahudiler, bu kez istediklerinin olmamasının acısını mı çekmekteler ya da hırsını mı yaşamaktalar? “Onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” sözü Yahudileri mi anlatıyor yoksa Romalıları mı? Bir peygamber sözü işte…
Taşlanma hadisesi, aşağılanma, tükürükler, sopalar… Bütün peygamberlerin çileli yollarından birisi midir? Etkili olması bakımından Tutku bu noktada da Taif’ten geride kalıyor açıkçası. Anlatım sıradanlaşırsa olacağı da bu.

Gelelim film sonrası değerlendirmelere. Filmin neredeyse başından sonuna kadar devam eden işkenceler bu kadar apaçık bir şekilde gösterilebilir mi? Bir Kutsal metin kahramanına reva mıdır yapılanlar? Setinde bile gerçek rahiplerin dolaştığı film, gerçek anlamda bir misyon üstleniyor gibi. Ancak Çağrı filminin çok çok gerisinde kalıyor anlatım zenginliği yönüyle. Tamam bir devir ve 12 saat arasında tabii ki fark vardır. Bir zenginlik böylesine bir şekilde harcanmaz ki? Bir misyon filmi olarak elden ele dolaşacak olan bu film, daha nice gişe başarısını göstermeye aday. Bunda misyonun önemi oldukça büyük olacak. Bir mesajın anlatılması böylesine ızdıraplı olmamalı ama.
Çağrı filminden sonra yapılan İslami filmlerin neredeyse tamamı maalesef yeterli zenginliği sağlayamıyor. Düşük sınıflardaki bu filmler, sanki zevksizliği gözler önüne seriyor ve gerçek mesajın anlaşılamadığını gösteriyor. Bu durumda da Çağrı filminin çekilmesine katkıda bulunan bütün insanlardan Allah razı olsun demek boynumuza bir borç haline geliyor. İnanın üzgünüz ve inanın mahcubuz. Gül haftasında Ortadoğu eksenli tartışmaların gölgesinde kalmaktan dolayı mahcubuz. Gerçekten “Çağrı” yı yaşayamadığımız ve yaşadığımızı anlatamadığımız için mahcubuz. “O”na layık olamamaktan dolayı mahcubuz.
“Hasrete düştüm hicranla piştim pür-melalim
Bir nazar kıl ey dost Allah için bimecalim“
Demekten başka bir çaremiz yok anlaşılan…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Na-Nay-ve-Ney / Muhittin Fırıncı
Pinhan / Edib Aykut Çiçekli
Kahroldum Sessizce / Mustafa Küçüktepe
Lütfi Şen İle Söyleşi / Feyza Bayındır
M. Ragıp Karcı Beni Yazamaz / Metin Önal Mengüşoğlu
Tümünü Göster