Sâmiha Anne’ye Dair

275
Görüntüleme

1.Ruh ve beden beraberliğinden meydana gelen insanın ihtiyaçları da buna göre mütalaa edilmelidir. Bir kuş düşünün ki; iki kanadından birisini çırpamıyor. Bu durumda uçması mümkün müdür? Bu yüzden yalnızca bedeni gelişen insanın da sağlıklı olduğu söylenemez. Dünyaya ağlayarak adımını atan insanoğlu için en faydalı gıda, annesinden aldığı gıdadır. Anne sütünün bebek üzerindeki tesirleri dillere destandır. Ayrıca anne şefkati, anne sevgisi gibi “göze görünmeyen gıdalar” da çocuğun şahsiyetini  şekillendiren faktörlerin başında gelmektedir.Kaç yaşına gelirsek gelelim, annemizin nazarında hâlâ çocuk muamelesi görmemiz, annemizin hâlâ şunu ye, bunu iç diye takipçiliğini ve vericiliğini sürdürmesi, onun yaratılışı icabıdır ve sadece ona has bir meziyettir. Bizden beklediği asıl şey ise bedenen büyük, ruhen çocuk kalmamamızdır.
Ne var ki, bedenen büyüyüp ve artık kendi başına buyruk olan her fert, beslenmesinde de tek taraflı davranıp sırf midevî açlığını hesaba katan bir varlık haline gelebiliyor. İşte bu noktada karşınıza Sâmiha Ayverdi gibi bir “sebil” çıkar ve siz de gözünüzü açıp o çeşmeden kana kana nasiplenirseniz, ne âlâ…Aksi takdirde gerek fert ve gerekse toplum olarak kayıplarınızı tahmin etmek imkansızdır. Böyle bir kafayla cemiyete insan kılığında yeni bir canavar daha kattığınızı bilmelisiniz. Belli ki Cenâb-ı Hak son asırda bir lütufta daha bulunarak bu millete O’nu göndermiştir ve Türk Milleti de minnet ve şükran ifadesi olarak O’na “Sâmiha Anne” adını vermiştir.

2. “Açlıktan midem kazınıyor” diyene çok rastlamışızdır. Ama, aynı mânâyı kastederek “rûhu kazınanı” ne görmüş ne duymuşuzdur. Kim bilir, belki de insanoğlunun aslını unuttuğunun bir delilidir bu. Manevi açlığını ihmal eden veya insanını sağlıksız beslenmeye zorlayan toplumların başına neler gelebileceğini tarihten öğrenemiyorsak eğer, gazete ve televizyonlardan içleri acısı halimizi görebiliriz. İçimizi burkan, yüzümüzü kızartan her haber, toplumdaki ahlâkî çöküntüyü haykırıyor. İşte, koca ömrünü  bu meselenin halline hasreden Sâmiha Anne, milletimizin yücelmesinin, insanımızın ahlakındaki yücelmeyle mümkün olacağı gerçeğinden hareketle çırpınıp durmuştur. İslamiyet’i doğru anlayarak, taassuptan uzak, pırıl pırıl bir din anlayışı ile sadece bu sayede “güzel ahlak” da insanımızda gerçek yerini ve mahiyetini kazanacaktır. Ancak bu şekilde millet ve devlet olarak eski şaşaalı günlere kavuşacağımızı öğretmiştir. Mesele, dindar geçinmek ve hadiselere at gözlüğüyle bakmak değil; insanın kendini arıtıp, topluma ve insanlığa faydalı, dinamik bir varlık haline gelmesidir. Sâmiha Anne’ye göre insan hangi işle uğraşıyorsa, o işi en mükemmel şekilde yapmalıdır. Hem yaşayış tarzı ve hem de yaptığı işle çevresine örnek olabilen insan, makbul insandır. Eğer başarıyla yürüttüğü  o iş, o kimsede yeni bir “benlik sebebi” oluyorsa, asla makbul sayılmaz. “İnsanlara faydalı olmak için fırsat kolla.Bulamazsan icâd et!” diyen O’dur. O’nu sadece mütefekkir veya muharrir olarak ele almak, yanlış olur. O, bir terbiyecidir. Müslüman-Türk’ün her güzelliğine hayran ve vurgundur. Her mukaddesimizin ve her milli meselenin üzerine ana titizliğiyle eğilir; şahsına yönelik hiçbir hücuma aldırış etmeyecek kadar iddiasız, yumuşak tabiatlı ve affedici olan bu büyük insanın milli kültür iman kaynaklarımızın tahribine karşı celallenmesi ve yürüttüğü mücadele bizlerin düsturu olmalıdır. O’na göre insanlar ve milletler prensipleriyle yaşarlar. O,prensiplerinden asla taviz vermezdi. Ki, en azılı iktidarların en azılı baskılarına rağmen susturulamayan iki insandan birincisidir.Tasavvufun bir hayat tarzı olduğunu, felsefe olmadığını insanlar ondan öğrenmiştir. Yaşanmayan, hayata geçirilmeyen fikirlerin kıymeti olmadığını da… “İyi ki bir feylesof değilim: Fikir kuyusuna taş atıp iç içe halkalanan suların, bir eyyam sonra kaybolduğunu görüyorum. İyi ki bir şair değilim: Hayallerle dolu his dağarcığımı dünyanın eteğine boşaltırken, onları, kiminin kapıştığını, kiminin baş çevirip geçtiğini görüyorum.”[1]

3.”İnanıyorum ki,”Ümmî” sayılmanın gerçek manası, insanın anasının ne dediğini ve anadilini iyi anlaması, anasını iyi tanıyıp bilmesi demektir. Bütün dünya ağız birliği edip yanıldığımı söylese bile, ben, buna inanmaya devam edeceğim.”
Burada söz konusu olan Sâmiha Anne ise, kendisini tanıyanlardan hangisi bu sözüme itiraz edebilir?

4.”Sordular, nasıl bir imanın tabibisin?” dediler. Hz. Muhammed: “Yâ Ebû Bekir, bana bir melek göründü, sen Allah’ın resulüsün, dedi,” deyince “Tasdik ettim, sen Peygambersin diyen, Ebû Bekir’inki gibi bir iman isterim. Resûlullah, “peki ama sen benden hiçbir delil ve işaret görmeden sözümü nasıl kabul ettin? ” Deyince,” Bu yüz yalan söylemez,” diye  Allah’ın Resûlünü kabul eden Ebû Bekir’inki gibi bir iman isterim. Gerçeklerin üstüne ışık tutacağını zannettiğimiz  aklımız türlü araştırmalarla hakikati didik didik etmeden inananların îmânını isterim. Varını, yoğunu tanıyıp inandığı peygamberi yoluna sebil eden büyük kadın Hatîce’ninki gibi ve henüz çocuk denecek yaşta o Nebî ile kanı, canı ve rûhu ile yoğrulan Aliyyü’l-Murtazâ’nınki gibi bir îmân isterim.Yoksa akılla didiklenerek lîme lîme edilmiş bir îmândan takdîr-i ilâhî bizi ırak tutar inşallah.”[2]

5.Kitap okuma ve sağlıklı beslenmeyle ilgili olarak, bir zamanlar, defterime şöyle bir not düşmüşüm: “Müsveddeler, birer taslaktır; son halini almaları için ilaveler ve ayıklamalar gerekir. İnsan denilen kitap da öyle…O halde, okumak istiyorsan, bitmiş bir nüshâ bul! Gençliğimiz ve insanımız için bu nüshâ, Sâmiha Anne’dir. O, bizi şöyle bir dünyaya davet ediyor: “Bir sel var içimde, ona yatak istiyorum. Bir ankâ var içimde, ona kanat istiyorum. Bir mahşer var içimde, ona mîzân istiyorum. Bir dünya var içimde, ona nizam istiyorum. Bir kavga var içimde, ona karar istiyorum. Bir Mecnun var içimde, ona zincir istiyorum. Bir miras var içimde, ona varis istiyorum. Bilmiyorum ne var içimde? Sel gelir, sel alır; yel gelir, yel alır. El gelir, el alır. Sağarlar, açarlar, çalarlar, kaçarlar. Gene de dolar, gene de taşar.Bir define var içimde, onu yağma istiyorum.”[3]

6.Sözü uzattım. Aradan çekiliyorum. Zira  şöyle azarlanmaktan korkuyorum: “Ben sana bir tek huyunu mu düzelt, dedim. Benim izimde yürü, bende yok ol” dedim.Bir tek nohut için koca tencere kaynatılmaz. Getir şu çuvalı, boşalt. Ben ocağı uyandırayım.”[4]

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Bizim Konağımız / Hasan Tiyek
Deniz Bize Mavi / M. Ali Garip
Şiirler ve Şairler / Necat Çavuş / Mehmet Ragıp Karcı
Kör Testere / Emirhan Yüce
Taş Kesilenler / Selami Şimşek
Tümünü Göster