Peşimden Gel

283
Görüntüleme

Yeni olmayan bir yöntemin sonuna kadar kullanılışının en güzel örnekleri, beyaz perdede arz-ı endam eyledikten sonra bu kez Oscar adaylığı için yan yana durdular. Kim bilir kaç filmde karşılıklı düşmanlıkların yansımasını görmüştük oysa (ABD- İngiltere, ABD- Japonya). Peki bu son seyrettiklerimiz ne oluyordu? 180 derecelik dönüş neden birdenbire o zaman? Ne değişti hayatımızda son yıllarda?

“Dünyanın Uzak Ucu” filmini seyrederken çağrışımlarla yenilenen zihnimde hep bu düşünceler vardı. Oyunculukların ve görüntü zenginliklerinden aldığımız zevk bu düşünceler arasında yerini netameli kekre bir tada bıraktı. Hikaye bir Fransız gemisinin peşinden sürüklenen Kaptan Jack ve arkadaşlarının serüvenini anlatıyordu. Napolyon savaşlarının ortasında gelişen hikaye denizin ortasında kısıtlı bir mekanda çekilen en güzel filmlerden birisi olarak not düşüldü “Dünyanın Uzak Ucu” hakkında. Ve filmin tam 10 dalda Oscar adayı olması da kalitesinin boyutlarını ortaya koyması bakımından ilginçti. Bu filmde dikkat edilmesi gereken iki ülkenin konumuydu. İngiltere imkansızlıklara rağmen imkansızın peşinde koşan ve başaran bir ülke, Fransa ise her halükarda gücünün körleştirdiği bakış açısı ile kaybetmeye mahkum…
Ve merakla beklenen bir diğer film “Son Samuray”. Yine dev bütçeli bir film ve yine “cesaret” merkezli hayat tarzının öne çıkması. Tom Cruise “şu ana kadar rol aldığım en büyük yapım” olarak özetliyor Son Samuray’ı. Bilgiyi ve teknolojiyi getirsin diye çağrılan bir subayın gotik, klasik ve cesaret erdemi ile bezenen destansı Samuray’lara özenmesi yeni bir keşif değil elbette. Ancak bilinenlerin tekrarından ne kaybederiz ki mantığı var filmde.
Amerika yeni açılımların peşinde. Artık iç savaşın sonrasında kendi kıtası dar gelir beyefendilere. Ulaşabildikleri her noktaya büyük bir hırsla ulaşmakta ve o gün için yetersiz olan askeri güçten ziyade ekonomik anlaşmalar yapmaktadırlar. Japonya dünyanın diğer uzak bir ucu da olsa, Amerika 19. yüzyılın sonlarında bir şekilde orada. Genç bir kralın çağdaşlaşma adına yapmak istediklerinin parçası olmak istiyorlar. İşte Tom Cruise burada devreye giriyor. Yüzbaşı Nathan Algren rolünde önce moderniteyi sunuyor ardından da samurayların ışığında erdemi keşfediyor. Finalde Japonya kendi değerlerini unutmadan gelişmeyi seçiyor ancak Amerika’nın isteği oluyor ve ihtimal Avrupa birlikteliği rafa kaldırılıyor.
Amerika gerçek bir halkla ilişkiler uygulaması olarak kullanıyor filmleri. Geçmişin ve geleceğin şekillenmesini kendilerine göre bu filmlere yansıtıyorlar. Yukarıdaki iki film bu yansımaların iki örneği. Bir birlikteliğin sonuçları adeta. Dünyanın Uzak Ucunda İngiltere ne kadar yükseltilip, Fransa’ya denizin dibi boylatılıyorsa, Son Samuray’da da Japonya erdemleri ile göklerde. Fransa ise işbirliği yapmak için her türlü aşağılanmayı kabul eden bir oyuncu. Bu bir tesadüf olabilir mi acaba? Yaşadığımız, gözlerimizin önünde gelişen olaylar bizlere durumun hiç de masum olmadığını gösteriyor. Irak savaşındaki birlikteliğe dikkat eder misiniz lütfen. İngiltere ve Japonya Amerika’nın en büyük destekçileri değil miydi? Ya Fransa… Avrupa’nın Amerika’ya karşı en ateşli savaş karşıtı devleti pozisyonuna dönüştürmedi mi kendisini? O halde seyrettiklerimiz, farklı versiyonları ile yeniden karşımıza çıkartılmıyor mu? Birlikteliği sonuna kadar kullanıyor ve yansıtıyor Amerika. Benimle isen benimlesindir ve arta kalanlardan yararlanabilirsin diyor bir şekilde. Seni yüceltirim, seni olduğundan farklı gösterme gücüm var (İngiltere ve Japonya). Ama eğer benimle değilsen Fransa örneğinde olduğu gibi oklarımın ucundasın. Bunu ben yapmayabilirim ancak görünen perdenin arkasında ben varım.Son dönem Irak savaşı sırasında Amerika’nın yanında yer alan Türkiye’yi neler bekliyor acaba? Bizim de içinde olduğumuz bir film çeker mi Hollywood? Bizim de 19. yüzyılın sonlarında başlayan bir Amerika serüvenimizin mevcut olduğu biliniyor. Bizim de Japonya ile benzer yönlerimiz var o dönemde. Hatta Japonya’nın genç kralı Sultan İkinci Abdülhamid’den yardım istediği rivayetler arasında. Son dönem Amerikan dizi filmlerinde de yer bulmaya başladık. Süper kaliteli “24” ve vampirlerin dünyasında bir avcıyı anlatan Buffy dizilerinde İstanbul ve Türkiye gündeme getirildi. Yeni bir film bekliyoruz; bu kez Türkiye’nin başrolde olduğu… Düşmanımız kim mi olacak? O belli zaten.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Bizim Konağımız / Hasan Tiyek
Deniz Bize Mavi / M. Ali Garip
Şiirler ve Şairler / Necat Çavuş / Mehmet Ragıp Karcı
Kör Testere / Emirhan Yüce
Taş Kesilenler / Selami Şimşek
Tümünü Göster