Siyahın Tutkunu Olmak

196
Görüntüleme

Gece geldi ve hiçlik deryasına akın etti mütereddit duygular. Gel-git sema eyledi göğümüzde. Ve el pençe divan durdu dalgaların getirdiği yankılar.
Bir kokuyla birlikte bir korku saldı içimize “Babil’in Asma Bahçeleri”. Bir ihtiram nöbetine duran aşıklar, ellerinden zorla alınan sevdalarının ardından ağlaştılar. Gerçek kapkara göründü gözlerine. Bir an için, zorbaların hükümlerinin her zaman geçerli olacağı düşüncesi, yaktı yandırdı sinelerini. Sonra uyandılar ve ellerini gözyaşlarına daldırıp, yeni sevgililer arandılar.
Hicran bir alevden nesne idi ki; düşündükçe yandılar, yandıkça düşündüler. İki kapılı handa, yürüdükçe azaldılar. Azaldılar…
El ele tutuşan zamane seyyahları, bin bir zorluk içinde, köreltilmiş ve kirletilmiş şara ulaştılar. Ellerinde “erdem” tuzakları, dilleri söz kemendi, yalnızların bile terkettiği sokaklarda dolaştılar.
Can kaygusu, ten arzusuyla yananlar, yeni kabuslara kanat açtılar. Şafak himmet etmedi; “hep gece hep gece…” diyerek, ince bir muammanın etrafında, çözmek için dolaştılar, dolaştılar. Gül endamlılar, gül seyrini bırakıp hoyratlaştılar.
“Gece hiç bir zaman tam değildir.” diyen şair haklıymış meğer. Hep eksik kalır onda bir şeyler; diyerek, “yitik ülkenin güneşleri”nin ardından bağrıştılar.Umutların gerçekleşeceğinin sanıldığı an… Yüreklere sevda tohumlarının atıldığı an… Birden şafak söker ve bir sonraki gece beklenir arzuyla. Kalınan yerden devam edilsin diye.

“Gece olsa o utangaç cümbüşü
çıksa karanlığın koynundan
gökyüzünün esrarlı bahçesi
firar etse sulardan.

Gece olsa kırlara çıksak
mavi saçlı bir ateş yaksak
bir kıvılcım bir yıldız gibi
şu kara deryada boy atsak.

Gece olsa gece olsa
bedenimizi sarsa o siyah büyü
gölgelerimiz ta Venüs’e vursa
umut konuşsa yeniden.”
(Faruk Uysal, Kayıp Konuşmacı’dan)

Gündüzün ışığına takılan hayaller, gece de bir bir ele alınır yeniden. Sevgiler gölgelerin büyüklüğü gibi fazlasıyla yüceltilir. Gerçek aradan çekilir ve gece her şeyi olduğundan fazla gösterir. Çirkin güzelleşir, eller gövdelere uzanır, zamane vurgunları kendilerinden geçer ve gece özgürlüklere köprü olur.
Sevgileri örselenmiş vakitsiz aşk sarhoşları bulvarları doldurup teselli ararlar acılarına gecenin mateminden. İçinde yolculuk etmelerine izin verdiklerini, yürek yangınlarını çoğaltsınlar diye alır bir yerlere götürür gece. Tutkulu… Aciz ve zaaflarının esiri olanlar, giderek fersudeleşen bir dünyada siyahın tutkunu olurlar. Bakışları siyahı anlatır ve siyah renk onların favorisidir.
Güneşin doğuşunu görmeyenler, ruh maceralarının çoğunu, ayın saltanat sürdüğü zamanlarda yaşarlar. Kavgalara… Kelimelere… Ve kararsızlıklara bulanmış gövdeler; siyah, simsiyah renkle, dertlerini paylaşırlar.
Kahırları bir azap olur; dolanır boyunlarına ve şiire sarılırlar:

“baskın geliyor geceler
rüyalarımda harap oluyorum
yanardağlar kadar serinliğimiz
kahrediyor düşüncelerimi.

Ve bir akşam üstü
güneşin terkedişine aldanıp
bir veda konuşmasıyla
kayboluyorum sessiz gölgelerde

gece kaybolacak sonra
bir ağıt çökecek şehre
dönüyorum
beni bekleyen çocuklarıma”
(Recep Garip, “Gecenin Ölümü” Bir Leyla Düşü’nden)

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Sadettin Ökten İle Ropörtaj / İhsan Aktaş & Hasan Taşcı
Okur Olmak / Abdullah Yıldırım
Mülteci / Ahmet Savaş
Gurubda Doğmak / Hasan Tiyek
Milat / M. Ali Garip
Tümünü Göster