Aşkla Sana Doğru

154
Görüntüleme

Bildiğini, öğrendiğini düşündüğün her şeyi unut şimdi. Çünkü gördüğün gözünden, işittiğin kulağından öte geçmedi. Kalbine inmedi.İçinde bir yangına dönüşmedi. Sandın ki kitaplar öğretir gerçeği,hocalar öğretir. Yanılgın buradaydı işte.Ne zaman ki gönül gözün görür, gönül kulağın işitir. O zaman öğrenirsin öğrenmen gerekeni.Bunun için uzun bir yolculuğa çıkman gerekir önce. İçine, kalbine doğru bir keşif bilinciyle, dikkatiyle, sorumluluğuyla en önemlisi de teslimiyetle yürümelisin . Bak, o zaman nice özge alemler içinden geçeceksin. Her alem, âdemliğin sırrını fısıldayacak sana.Kelimesiz,harfsiz öğreneceksin her şeyi.Böyle demiştin bana bir gün. Ya azığım nedir bu yolculukta demek gafletinde bulunmuştum da bana muhabbetini sitemle gizleyip “aşk” demiştin. Aşk…Ya çile ya hasret ya gurbet demiştim de…Aşk, onlar olmadan olur mu demiştin gülümseyerek. Sen gülünce aşkın sesini duymuştu kulağım, aşkın rengini görmüştü gözüm. Aşkın sevinci sarıvermişti içimi.

*Gözlerim kapalı…Yolculuk başlıyor. Sus, konuşma, unutma ve hatırla! Karanlıklar içindesin öyle mi? Değil.Bu yolculuk karanlık bir dehlize değil aşkın deryasına doğrudur. Sen yürümeye başla. Karanlık, birazdan örtüsünü çıkaracak, başka bir yüzünü gösterecek sana. Bir ışık göreceksin, ona tutunacaksın. Onunla yürüyeceksin. O götürecek seni kendine. Hâlâ bir mağaradayım mı diyorsun? Doğrudur. İşte sana kırk kapılı bir saray, her biri kırk odaya açılıyor. Kırk odadan bu defa kırk kapı durur önünde. Söyle bakalım, hangisinden gireceksin? Şimdi, soyun adem suretinden, fesadı, kibri, ikiliği bırak, teni bırakıp can ol ve kalbinin ışığıyla sadece kalbinin sesini dinle. Artık ne doğu var ne batı, ne deniz var ne kara. Yokluğu giyindin çünkü. Öyleyse varlığa bürünmüşsün demektir. Bak, şimdi ruhunun sevincine…Kendini gördün değil mi? Kendini buldun değil mi? Artık, “Rüzgar! Rüzgar! Bana sevdiğimden haberler getir, sevdiğime benden haberler götür” diyecek misin hâlâ?

*Karanlığı sevmezdin o zaman.Pencereden içeriye vuran güneşin son ışıkları kaybolacak diye nasıl da korkardın. Çünkü, bu karanlığın gelmesi demekti.Bir mum ya da bir gaz lambası…Onlar vardı ama her gece yakma lüksünüz yoktu ki…Annen perdeleri açardı ay’ın ışığı girsin diye. Hepiniz bir gölgeye dönüşürdünüz. Artık satırları seçemez olur, bırakırdın kitabı.İşte o zaman,yüreğindeki sıkıntıyı, içindeki korkuyu sadece babaannen anlar, yanına çağırırdı seni.Saçlarını okşar ve başlardı masallarını kaldığı yerden anlatmaya…Kitaplardan masallara geçerdiniz böylece..Odadaki loşluk, seni hayallere sürüklerdi.Derken, uykunun gölüne girerdin. Gözlerin ne zaman kapanırdı. Bunu asla bilmezdin. Sabah,uyandığında hemen pencereye koşar, dağlara bakardın. Sanki hayallerin ve rüyaların vatanı onların arkasıydı. Bir de aradığın biri vardı o zaman. Şu, yüzünü hiç göremediğin baban. Onun orada olduğunu sanırdın. Annen, öyle söylerdi sana ve sen buna o kadar inanırdın ki, rüyalarında hep orada, onunla olurdun. İşte yine karanlıklardasın. Söyle bakalım şimdi hangi hayalleri kuracak, hangi rüyaları göreceksin?

*Ninemin dudaklarından Yunus mısraları dökülürdü. Sonra da ağlamaya başlardı. Ağlar,ağlardı hep…Ömrüm boyunca onun kadar ağlayan birini bir daha hiç görmedim. Neden ağlardı, niçin ağlardı? Bunu hiçbir zaman öğrenemedim. Öldüğünde kısmen çözülmüştü bu sır. Ölüm şekli ağlamasının nedenini az da olsa açığa çıkarmıştı. Ölürken bana bıraktığı miras onun gözyaşları oldu. Ben de ağladım. Belki de ömrümde hiç ağlamadığım kadar ağladım. Ama göz yaşlarım hep içime aktı.Onlar parçaladı içimdeki kayaları. Onlar can verdiler içimdeki bahçeye. Ağladım ve başka bir yönünü keşfettim hayatın. Sonra hasreti kuşanıp hüznü yanıma arkadaş kılarak gurbete çıktım. O gün bugündür gurbetlerdeyim. Yoksa gurbet mi benim içimde? Orası belli değil. Zaten belli olan ne var ki? Gece diyorsun, gündüze çıkıyor yol, hayat diyorsun ölüme…Hepsi birer yanılgı. Hakikat nerede?

*Sükut! Aslı’nın karşısında Kerem nasıl lâl kesilmişse ben de öyleyim. İstesem de konuşmam imkansız. Bütün kelimeler tükenmiş sanki…Kalbine bakınca, oraya inince öyle oluyor insan. Sonra tohumun toprak altında çürümesinden sonra nasıl yeniden doğuyorsa, içinde de öyle bir şey oluyor. Tek bir kelimekalıyor. O’nun adı…O’nun söyleyince de yokluk varlığa dönüşüyor,gurbet sılaya…Sadece dilin değil söyleyen. Bütün azaların dile geliyor. Fikreden kalbin zikreden dili oluyormuş meğer. O’nu söylüyorsun . Sonra sesler çoğalıyor. Kuşlar,ağaçlar, yıldızlar cümle zerrat-ı cihan kendi dilince O’nu söylüyor. Demek bundanmış kuşlardaki o coşkulu sesler, ırmaklarınki yas değil bir hasret türküsüymüş. Bunun için parlakmış yıldızlar. Bunun içinmiş çiçeğin meyveye dönmesi,güneşin doğması…O zaman Kızıldeniz ikiye bölünüyor, o zaman ateş,İbrahim’i yakmıyor. Örümcekler ağ örüyor mağarada. Süreka’nın atı kumlara batıyor.Sen, O’na gidince O’da sana geliyor. Yalnız ve çaresiz bırakmıyor seni.Yetim bırakmıyor,öksüz bırakmıyor. Seninle yolda yürüyor, gözünde ışıltı, kulağında ses, bedeninde güç,gönlünde aşk oluyor. Ve aşka dönüşüyor her şey…

*Seni gördüm. Seni buldum. Kendimi gördüm. Kendimi buldum.  Bu, sensin güzel ırmak, dalımda cıvıldayan serçe, gözlerimi kamaştıran aydınlık…Çağılda, cıvılda ve ışılda…Ey Güneş, yüzüme bak, ey rüzgar saçlarımı öp. Söğüt ağacı! Gölgende bana da yer ver. Çünkü “âteş-i aşk-ı muhabette yanıp kalbimizde kalmaya ondan başka bir eser” deyip çıkıyorum hayata. Ferman O’nundur. İster öldürür, ister diriltir. Aşktır şimdi salih amel. Suretâ aşktır artık bütün âlem…Ey aşkın menbağı ! Ey İlâh’el âlemîn!Ey Vefâ, ey Cemâl! Şimdi hangi renginle gelirsen gel!Senin bütün renklerin güzel. Ateşin de aşktır, suyun da. Her kande baksam sen varsın. Ölen senin için ölür, doğan senin için doğar. Ey gecenin güzeli, zamanın attarı! Beni benden, beni senden ayırma.Bak, gözlerimi kapatıp eğiliyorum toprağa. Bir kır çiçeğiyle senden söyleşmek için. Hak, Hak! Yazıda yabanda değil senin katında, aşkla, âşıklarla…Hû diyelim. Hu!…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Sadettin Ökten İle Ropörtaj / İhsan Aktaş & Hasan Taşcı
Okur Olmak / Abdullah Yıldırım
Mülteci / Ahmet Savaş
Gurubda Doğmak / Hasan Tiyek
Milat / M. Ali Garip
Tümünü Göster