Diren

128
Görüntüleme

Ulu bir çınar ağacının, en alt dallarından tutunup sarkar ya bazen insan… Hani, bilekleri yorulur, takati tükenir de bedenini bırakıvermek ister ya. Hani, bir aşağıya bakar, gözü yemez; ellerine bakar, gücü yetmez. Gücü tükendi tükenecek. Zavallı parmaklar çaresiz. Çözüldü çözülecek. Bırakıverse tutunduğu dalı, yere düştüğü an işi bitecek; bırakmasa bilekleri bedenini taşıyamayacak, kopacak. Direnir ha direnir… Ama ne direnme… Bir çare arar beyni, tüm kapasite çalışır. Ama nereye kadar. İşte,her şey hayata tutunabilmek için.

Tutunabilmenin, tutunma alfabesini aradığım, var gücümle direndiğim, bileklerimdeki bütün kasların, sinirlerin, damarların ve hatta kemiklerin kopup ayrılma noktasına geldiği de budur. Kopmamacasına hayata tutunmaya çalıştığım yıllardı. Kederin sınavındaydım. Hazan kitabımın yazıldığı zamanın içindeydi her şey.

Hiç kendimden kaynaklanmayan, dertleri üst üste sırtıma giyindiğim o kahrı isyana taşıyan yıllar. Ya tutunacaktım hayata ya da kolayı seçip “elveda” diyecektim mücadeleye. Varoluşla, yok oluşun keskin pazarlığını yapıyordu hayat benimle. Kalın bir çizgiyle altını çizdiğim “Diren!” komutuydu beynime yolladığım.

Tükenişe başkaldıran kalın bir çizgi. “Ben bir kader değilim, kimsenin de kaderi olmayacağım!” derken bile, kâinatın her zerresi kader olmuş yaprak yaprak yağıyordu tepeme. Bir taraftan da ilerlemiş yaşıma aldırmadan, mezuniyeti kafama koyduğum ikinci üniversiteme devam ediyordum.

Gözyaşlarımı silip girdiğim fakültenin amfisi ya da dersliği. Dili ağzı olsa da anlatsa. O ruh halimin hayat mücadeleme nasıl kamçı olduğunu, mezun olmaktan öte öğrenmek için nasıl sünger gibi bilgi emdiğimi. Bir ben bilirdim, bir de ders kitapları. İşte öylesi bir gündü, cin biberinden daha acı öylesi bir gün.

Öğle arasında çıkmamış, sınıfın penceresinden bomboş gözlerle dışarıya bakıyordum. Bakmıyordum aslında, içime bakıyor gibiydim, kendime gidiyor gibiydim. Zihnimde kıyasıya güreşen, tutunmakla tutunamamak mücadelesini seyrediyordum.

Sonbahar, som altından tatlı bir som bahar hüznü vermiyordu artık. Daha önce yazmış olduğum sonbahar denemelerime şöyle bir dönüp baktı zihnim. Kendi kendimin inkârıymış gibi dönüp baktı.

O mest sonbaharları yazan hiç ben değilmişim gibi dönüp baktı. Bakmak da dönüp baktı, direnmeye devam dercesine. Kaderimin şifreleri irademdeydi.İradem de beni masum bir direnişe götürüyordu.

Bir yazımda kullandığım bir tümce geldi ilkin aklıma, acı acı gülümsedim; “Sonbahar, dallarında söndürülmesi unutulmuş fenerler gibi kızaran, sıcacık gülümseyen yapraklar…” Ne güzel bakıyormuşum sonbahara.

Daha pek çok tatlı, mutlu, umutlu, huzur dolu tümcelerim sıralandı belleğimde. Oysa fakültenin karşısındaki çınar ağacının rüzgârdan sallanan, yerlere düşen yaprakları, sonbahar yaprakları değildi artık, gözlerimde…

Som altından hiç değildi; bomboz, ölüm bozluğunda yapraklar; kara kapkara, kara boz; tükeniş kuruluğunda bir çınar ağacı gövdesi. Baharı beklemeye, yeniden dirilişe gebe falan da değildi artık. Yapraklarını yenilenmek; yeniden dirilmek için falan da dökmüyordu. Güneş ebediyen tatile çıkmıştı.ü

Üşüyordum. Bir sonbahar karanlığında bütün beyaz umutlarım, ışıklarım çiğneniyordu. Bütün baharlar yalancıydı. Külliyen yalancı. Tüm yalancı baharların, tüm yarım kalmış baharların şehidi de şâhidi de, gazisi de bendim.

İçim esiyor. Rüzgâr kuvvetlendi, kuvvetlendikçe kuvvetlendi. Uğultusu sınıfın çift camlı penceresini bile geçip kulaklarımdan ta beynimin içine yayılıyordu. Gözlerim yapraklarda… Bütün yapraklar yerle bir. Döktü hepsini. Dökmekle de kalmadı savurdu, uçurdu, sürükledi, götürdü.

Bulunduğum sınıfın penceresine doğru uzanan en yüksek dalda tek bir çınar yaprağı kalmıştı. Yarısı sarı boz, yarısı yeşil kalmaya direnmiş, beş dilimli bir çınar yaprağı. Ben ona bakıyorum, o bana bakıyor. Rüzgâra kızıyorum için için, yeryüzünün bütün rüzgârlarını toplamış gelmiş, o bir tek garibi düşürmek için esiyor da esiyor. Yaprak, savruluyor bir o yana bir bu yana, direniyor.

“Diren!”diyorum
“Diren!”Rüzgârlar, utansın

Ne zaman sonbahar gelse, ne zaman ulu bir çınarın altından geçsem, kafamı kaldırır çınarın dallarına bakarım, rüzgâra direnen o tek çınar yaprağını arar gözlerim. Hafızamda dalgın sözcükler, yaprak yaprak yüzer; hüzün sarmalına sarmalanır savrulur savrulur…

Her yaprağın direniş umuduna, mutlu yarınlarım yazılı gibi düşlerim düşerim onların üstüne. Kalırım direnmeye, kalırım kendime.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Muhkem Olan / Ay Vakti
İstila ve İmtina / Şeref Akbaba
Bekliyorsun / Nurettin Durman
Balıklar Bu Yüzden Kalabalıklar / Nurullah Genç
Ayrık / Recep Garip
Tümünü Göster