Yitik Sevdalar

235
Görüntüleme

Sevdalarını yitirenlerin hayat bağlarını da yitirmeleri mukadder değil mi? Değerlerin belirlemediği dünyayı çıkarlar belirlemez mi? Çıkarların belirlediği birliktelikler istikbal vaad eden birliktelikler olabilir mi? Elbette istikbal vaad etmedikleri gibi şimdiyi de değerlendirmekten uzaktırlar.
Değerler dünyasından hareket etmeyenler sevdalarını yitirmiş, soylu davranışların zirvelerinden mahrum kalmış, zavallı insanlar durumuna düşer. Oysa sevdalar insanların unutulmaması gereken soylu tutkularıdır. Soylu tutkuları olmayanlar, soysuzluk bataklığında avlanan sivrisinekler gibidir. Uzun ve değerli olması gereken bir ömrü kısa ve günü kurtarmaya yöneltirler. Pis kan emiciliğine çeviren, basit insanların dünyasının, sivrisineğin dünyasından ne farkı var?
Tutkular, değerler, ilkeler benim ve senin, onun dünyasında aynı güzellikleri sunarlar. Aksi halde benim dünyamda güzellikleri sunan, senin dünyanda çirkinliklere sebep olan şeyler kastımız olan değerler değildir. Bizim değerler dünyamızda insana, insandan da öte tabiata, eşyaya, hayvanata, her şeye bütünlük arz eden bir bakış vardır. Her şeyin yaratıcısı olandan edinilen bu ilke bütünleştirici, parçadan hareketle bütünün değerini kavratan, bütünden hareketle parçanın değerini ihmal etmeyen bir anlayış. Kesretten vahdete, vahdetten de Allah’a ulaştıran bir yoldur bu.
Ben sen dünyasından, biz siz dünyasına, oradan da erdemli toplumların yaşadığı, dersaadet zamanlarına kavuşmanın kapılarının aralandı onlar…
Yitirilen herhangi bir eşya değildir hayatta. Eşya ne kadar değerli olursa olsun insan ruhunun malzemelerinden değildir. Sosyal ve psikolojik varlık olan insanın ruh malzemesi, etik değerler içeren manevi malzemelerdir. Modern zamanların insanımıza dayattığı vakitsizlik ve sorumsuzluk sonucu,ben merkezli olarak ortaya çıkan tabloda neler yitmiyor ki? Ahlakımız, erdemimiz, ahde vefamız, dostluklarımız, barımız, mutluluğumuz, kardeşliğimiz, kanaatkârlığımız, tevekkülümüz, tefekkürümüz, ihsan duygularımız, merhametimiz, göz yaşımız, mimarimiz, şarkılarımız, şiirimiz, aşkımız, ince zevklerimiz, liyakatimiz, yarenlik duygularımız vs. bütün bir tarihimiz yitik. Sahi biz birbirimize yar olabildik mi?
İnsan anlarını, satır aralarını, zaman aralıklarını yitirdi. Oysa anlar, zamanın kök dilimleri, hayatın büyük meselelerini saklar. Anlıktır kaybetmeniz de kazanmanız da.
Anların kıymetini bilmeyenler büyük zaman dilimlerinin de gerçekte kıymetini bilmezler. Ancak bildiklerini zannederler. Yitirilmiş anlar, büyük zamanları da yitirmeye gebedir. An gelir, kalp sevinç dolar mevsim bahar olur. An gelir, hüzün ve mutsuzluk çöker, cihan harap olur. Has bahçemizin sevda çiçekleri solmaya görsün hayat manasızlaşır. Birey kişilik sizleşir, silikleşir. İlişkiler çıkarcı ve lümpenleşir. Toplum, adı var kendi olmayanın haline gelir.
Büyük dündümüzden! Hayatın yüce değerlerini küçük gördük. Sevmeyi beceremediğimiz için ağlayamıyoruz. Belki de ağlamayı beceremediğimiz için sevemiyoruz! Hedefleri büyüttükçe güldük, güldükçe yok olmaya yüz tuttuk. Çoğunlukla bir şeyi olduğu gibi değerlendiremedik. Değerlendiremediğimiz için değerlenemedik. Sağanak yağmur gibi yağmak mizacımız oldu. Nisan yağmuru gibi olamadık. Verimli toprakları aramak uğraşına katlanmadık. Yalın kayalıklarda eğlendik çoğunlukla.
Gül yetiştirelim derken tabiatıyla diken yetişti. Sevgi olmadı rehberimiz. Nefretle giriştik ulvi işlerimize. Bir türküdür sevdalarımız, başında yazması elinde testisi suya gider. Bir fetih destanıdır. Gemileri karadan Haliç’e indirir. Dede Korkut olur, Mevlana, Yunus olur, bilge öğütler verir, manevi inciler döktürür. Bayramları sıla-ı rahime dönüştürür. İnsan hayatının sefasıyla cefasıyla sabrını ve şükrünü ölçtürür. Yitmeye görsün sevdalarımız, insanı eşrefi mahlukat olmaktan çıkarır.
Bir kahrı taşımaktır. Girmektir altına sorumluluk yükünün. Bir yokuşu zorlamaktır. Bozkırlarda, sahralarda, susuzluğu tadarak, terleyerek uzun yola çıkmaktır. Bir bedel ödemektir. Bazen de maliyetsizdir. Belki bir tebessüm, belki bir tatlı dil, sevgi ve muhabbet duymaktır. Bazen, mutlu ve kutlu güzel günler dilemektir sevdanın adı. Her şeyden önce kendine saygı duymaktır. Kendini bilmektir. Yol olur zorlu dağlar aşırır. Yol olur uzak menzillere ulaştırır. Yol olur düzde şaşırtır. Esas yol kendin olmaktır. Yolların isyankar neferi değil tevekkül eri olmaktır.
Aynayı önce kendine tutmaktır. “Söyleyin ben neyim, kimim ben”  sorusunu kendine sormaktır.  Yitik sevdalarını bulana kadar sormalı, sormalı, sormalı insan. Var olan bir şeylerin kaybedilmesi çok zor gelir.
Hele bu kaybedilenler hayatın olmazsa olmaz değerleriyse, bir daha zor gelir. Neden kaybettik? Ya da Neden kaybettim? sorusunu sormalıyız. Ve yeniden, kaybettiğimiz değerleri nasıl ikame ederiz ya da nasıl ikame ederim, demeliyiz. Önce fark edilmeli bir şeylerin kaybedildiği. Eğer fark edilirse bir başlangıç yapılabilir. Ne yazık ki fert olarak da toplum olarak da fark bile edemiyoruz. Fark etme zamanı gelmedi mi esastan bir şeyleri kaybettiğimizin?

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Dam / Mehmet Aycı
Yüzme Bilmeyen Adam / Bekir Urfalı
Yitik Sevdalar / Hasan Tiyek
Üsküdar / Murat Kahraman
Tozlu Yollardan / Nazife Çiftçioğlu
Tümünü Göster