Saklı Mektuplar | 90

381
Görüntüleme

ric’at

en çok ne zaman özler insan Şirâze?
yaşlandığında mı,
yaralandığında mı;
yoksa kendisine yabancılaştığında mı?
ya da her şeyin bittiğini
ve “anlam” denilenin sadece bir kandırmaca olduğunu idrâk ettiğinde mi?
belki de
değersizleştirildiğinde sadece
ve farkedilmediğinde artık tensel ve tinsel varlığının…

de bana, en çok ne zaman özler insan?
tüm zincirleri kırıp alabildiğine özgür kanatlandığında mı?
ya da
hiçbir şeyin yetmeyeceğine en nihâyetinde inandığında mı?
tamamlanmak hissi öldüğünde,
tanımlanmak için hiçbir söz yetmediğinde
ve terketmeye başladığında en sevdiklerini,
birer birer koparırken tüm ipleri belki Şirâze…
belki de en çok özlenmeyi istediğinde özler!

ve birgün
bıraktığım yerde bulurum seni Şirâze
vermediğimiz sözleri tutarken

böyle sevineceğini bilseydim, daha erken gelirdim
korkularımı İmrahor adını ilk duyduğum üç yıl öncesi o garip, karanlık ve yağmurlu geceye,
olmadı Orient Express’iyle Paris’ten dönerken Agatha’nın sayfaları arasına gizler,
deli taraflarımdan ödün vermeden hem de seni kaçırmaya yeltenirdim.

bilseydim böyle sevineceğini, daha erken gelirdim
şimdi kendimi asıyorum gölgelerinizden yaptığım halatlarla ey! geçmişin kara yüzleri
mutluluk,
avucumdan uçurduğum hayâl şiirim yenilerde Suriyeli Mona’nın diline dolanan
saçımda aşk pırıltıları
karşı sahile vururken bulursunuz göçmen bedenimi vakit daha dolmadan,
bilseydim sevineceğini böyle
ve ben belki vazgeçerdim ruhumu teslim etme hevesinden.

sanmam
sanmadım hiç
eminim olacaklardan

sığınağını bulmuş bir kaçak gibiyim Şirâze; ‘Farrah’ diyorum ara ara, ‘nereden nereye’
‘sen savaşın sürgün çocuğu, ben sessiz bir ustûre ‘leyte’ ile başlayan’
‘senin limon bahçelerin, benim portakal ağaçlarım geride bıraktığımız’
ve kuzey’in beyazı örtüyor anılarımızın üstünü gün be gün.

bombalar deriyoruz evimizin arka bahçesinden Rola,
ölü bedenlerin üzerine yatmış annelerin çığlığını kaydediyoruz
yüreğimizin dip hanelerine,
dertop edip ufalmış hâlimizi nereye mülteci götürsek bilmiyoruz,
kimse insan saymıyor bizi diye
kimse istemiyor bizi diye Şirâze
sığmıyoruz dünyanın bir avuç toprağına.

ölene kadar biz, deşecekler her yerimizi tank, tüfek, süngülerle
olsun, varsın olsun be iki gözüm, şah damarım;
kahrımız talan edecek tohumlarını, bekle sen ey! İbrahim’in nesli
iki secde arasına dualarımızı gözyaşına katık edeceğiz de gün yüzü görmeyecekler.

Şirâze,
Şirâze’m!
dönüp dolaşıp sana geldim!

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Muhkem Olan / Ay Vakti
İstila ve İmtina / Şeref Akbaba
Bekliyorsun / Nurettin Durman
Balıklar Bu Yüzden Kalabalıklar / Nurullah Genç
Ayrık / Recep Garip
Tümünü Göster