Tozlu Yollardan

237
Görüntüleme

çalasevda ile başladı her şey, bu yüzden mi bir deli rüzgar gibi estim
koridorlarda yürürken yerleri süpüren etek uçlarım mı beni ziyan etti
ve her katında yankıladığım sesim mi geziyor hâlâ duvarlarınızda

dik duruşun izlerini sesim mi veriyordu ele, yoksa gözlerim mi
diklenmek için bahanem mi oluyordunuz, ulu orta bağırıyordum
ve sezginin gücünü anlam yıkıntılarımda mı aranıyordum zavallıca

elimden düşmeyen kitaplarım kadar yakın mıydı bana düşünceleriniz
düşlerinize bile mi konuk oluyordum, kendimden de habersiz
ve bir kaza sonrası attığım çığlık kadar tiz miydi korkularımın yüreğime attığı çizik

bir uçurtma kadar göklerde miydim, alacalı rengimle boyuyordum bulutları  
bir kafese kapatılmış kadar da hırçın mı, tırnak geçiriyordum hiç acımadan  
ve rengine göre mi boyuyordum bakışlarımı, yanımdakilerin

talaş sobasının yanarken çıkardığı kokuyu anımsayınca mı yumuşuyor sözlerim
kaldırımlarımı kimlere emanet ettiğimi görünce mi dalgalanıyorum yoksa
ve insanoğlunun fevriliğinden en yüksek derecede mi almışım nasibimi

öfkelerim, dökülen yaşlarım, bir kızgınlıkla duvarları dövüşüm 
içimde gizlediğim, her şeyin bir deli sarsıntısı değil de ne 
ve ‘yazıklar olsun bana’ darbelerini ne zamana kadar indireceğim

ortaçağ’dan esen rüzgarın savurduğu yapraklar mı evimin önünden geçen
tozlu yollardan uçup gelen, komodinlerin üzerini yurt edinmek için mi çabalar hep
ve ben mi silerim ortaçağ anılarımı, komodinlerin tozuyla beraber

artık hiçbir şey berrak değil mi; günler bile, ay bile, fotoğraflar bile 
hepsini yırtıp atmadım mı, kalmasın benden geriye bir tutam kehribar kokusu 
ve bodrumlara yığılan kömürleri taşırken mi kararttım tüm günlerimi

aynı sokaktan geçerken sürekli, aynı dolmuştan inip; yeter mi dedim
bu yüzden mi, adresimden alakasız uzaklara uçup gittim ben
ve bu yüzden mi bilmediğim topraklara damladı gözyaşım

hadi artık bu kadar yaşanmışlık üzerinde konaklamak yetmez mi  
bir yerden başlamak için, bir yere nokta koymak gerekmez mi  
ve ille de kurallara uyarak mı yürünebilir şu dar-ı dünyada

söylenecek her şey söylendi aslında, bitti mi diyorsun zaman
bitti mi diyorsun; yükü taşıyabilme gücü, konaklama süresi yürekte
ve aklın sekteye uğradığı an, son dem midir

evvelde ne ise ahirde de o mu; bunca değişime rağmen 
bu kadar mı kolay, geçmişi bir vagona bindirip toplama kampına göndermek 
ve saklanan mektubu bir ömür saklamaya mecal yetirmek

son’un nereden göz kırptığını tahmin edemezdim evet
son’un hangi hızla beni hedeflediğini hiç bilemezdim.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Dam / Mehmet Aycı
Yüzme Bilmeyen Adam / Bekir Urfalı
Yitik Sevdalar / Hasan Tiyek
Üsküdar / Murat Kahraman
Tozlu Yollardan / Nazife Çiftçioğlu
Tümünü Göster