Bir Mevlid Şairi: Tahir Nadi

362
Görüntüleme

Mevlid; doğma, velâdet, doğum yeri, doğum zamanı, meskıt-ı res anlamlarına gelen bir kelimedir. Edebiyatta ise, Hz. Peygamberin doğumu başta olmak üzere hayatı, mucizeleri, gazaları, ahlakı, vefatı ve hilyesini anlatan eserler, demektir. Mevlidler, çoğunlukla mesnevî tarzında yazılmışlardır. Hz. Peygamber’in doğum günü dolayısıyla yapılan şenlik ve merasimlerde okunma amacıyla kaleme alınmışlardır.
Konu bakımından küçük değişiklikler gösterirlerse de, daha ziyade klasik mesnevî adet ve geleneğine uygun olarak başta münacat, sonda da dua bölümlerini içerirler. Mevlidlerde, genel olarak, Hz. Peygamber’in doğumu (velâdet), peygamber oluşu (Risalet), göğe yükselişi (mirâc), ve vefatı (rihlet) işlenen ortak konulardır.
Didaktik ve lirik bir anlatımın hakim olduğu mevlidler, halka yönelik dini eserler olup, genelde, sade ve yalın dille yazılmışlardır. Bunların başlıca sebebi, canlı bir dinî hayatın içinden gelen şairlerin, çoğu zaman, bu ilk ve son şiir denemeleri ile halkı aydınlatabilme ve hayırla yad edilme amacı gütmelerindendir.

Türkler arasında mevlidin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Türk Edebiyatı’nda pek çok sayıda mevlid kaleme alınmıştır. Mevlid yazan şairlerin çoğu mutasavvıf şairlerdir. Bu nedenle mevlidler, tamamiyle Dini-Tasavvuf Edebiyat ürünleridir.
İslamın ilk dönemlerinden itibaren yazılmaya başlanmış olan Siyer, Megâzî ve Şemail türü eserlerde mevlid içerikli bölümlere yer verilmişse de bu konuda ilk özgün (orijinal) eser Ebül-Cevzî (v. 597/120l)nin Mevlidün-Nebî (el-Arûs)sidir. Arapça yazılmış mevlidlerden başka, Farsça, Arnavutça, Kürtçe, Cava dilinde, Boşnakça, Rumca, Cerkesçe, Urdu dilinde, Sevâhilî dilinde, Alhamyado (Arap harfleri ile yazılmış İspanya ve civarında konuşulan dil) ve Tatarca yazılmış mevlidler de vardır.

İran edebiyatında, belki de Şiîlik etkisiyle olsa gerek, mevlid türüne pek itibar edilmemiştir.
Hz. Peygamberin doğumu münâsebetiyle yapılan merasimlerin ilki, X.-XI. yüzyıllarda, ilk önceleri Mısırda Şiîliğin İsmâiliyye kolundan olan Fâtımîler devrinde (910-1171) yapılmıştır. Fâtımîler arasında Hz. Ali, Hz. Fâtıma için de mevlid düzenlenmiştir. Bu itibarla Hz. Peygamber için yapılan merasimlerin Hz. Ali’ye yapılacak olanları gizlemek gibi bazı siyasi amaca yönelik olacağı akla gelebilir. Zaten bu merasime halk değil, sadece hükümdar ve saray erkanı katılırdı.
Herkesin ortaklaşa katıldığı mevlid merasimine ilk olarak 1207 tarihinde Erbil’de Selçuklu Atabeki Ebû Saîd Muzafferüddîn Gökbörü (v. 1233) zamanında olduğu görülmektedir. Bu mevlid merasimi, daha sonra yapılan mevlid merasimlerinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bu merasimlerde, zaman zaman eski Türk adet ve geleneklerine de yer verildiği görülmüştür. O günden bu yana hemen hemen bütün İslam ülkelerinde mevlid günü (mevlid kandili) mukaddes kabul edilerek, kutlanagelmiştir.
Osmanlılarda ise, resmi olarak ilk mevlid merasimi, III. Murâd devrinde, 1588 de tertip edilmiştir. Her ne kadar ilk zamanlarda İslam bilginleri, mevlid merasimlerine karşı çıkmışlarsa da, daha sonraları halkın benimsemesi üzerine, bidat-i hasene olarak kabul edilmiştir.
Türk Edebiyatı’nda mevlid türüne, diğer türlerden daha fazla önem verilmiştir. Bunun başta gelen nedeni, Türkçe ilk mevlid metni olarak kabul edilen Süleyman Çelebinin Vesiletün-Necât (Kurtuluş vesilesi) (telif: 812/1409) isimli eserinin çok beğenilmiş olması ve sevilmesinden dolayıdır. Süleyman Çelebi’nin Hz. Peygamberin diğer peygamberlerden üstün olduğunu ispat etmek amacıyla yazdığı bu mevlid, baştan sona bir sehl-i mümteni (kolay ve sade göründüğü halde söylenmesi zor olan söz)dir. Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlidin sade bir dili, etkili bir üslubu vardır. Bu nedenledir ki, ondan sonra pek çok mevlid metni kaleme alınmış olmakla birlikte, bu mevlid metinlerinden hiç biri Süleyman Çelebi’nin mevlidinin önüne geçememiş ve onun kadar meşhur olamamıştır.

Türk Edebiyatı’nda mevlid ve onunla ilgili risale sayısı 200 den fazladır. Mevlid nüshaları üzerinde yapılan çalışmalar göstermiştir ki, bunlardan bir kısmı Süleyman Çelebi’nin eserine aynen benzemekte, bir kısmı bazı motifler yönünden farklılık göstermekte, bunların dışında kalanlar ise oldukça farklı bir mahiyet arz etmektedir.
Mevlidle ilgili şimdiye kadar yapılan araştırmalar sonunda 63 şaire âit mevlid nüshası tespit edilmiştir. Bu şairler ve eserleri, Necla Pekolcay’ın, Süleyman Çelebi, Mevlid (Vesiletün-Necât), (İstanbul 1980, s. 45-48.) isimli eserinde alfabetik olarak verilmiştir. Yazılan mevlidler arasında başta Süleyman Çelebi’nin Vesîletün-Necât’ı, Akşemseddinzâde Hamdullah Hamdi’nin Ahmediyyesi (telifi: 900/1484) ve Şemseddin Sivâsî (v. 1597)nin mevlidi en meşhurlarındandır.
Edebiyatımızda, Necla Pekolcay’ın, eserinde yer almayan başka mevlidler de bulunmaktadır. Bunlardan biri de Tahir Nadi’nin mevlididir.

1876 yılında Divriği’de doğan Tahir Nadi, hakkında pek çalışma olmayan bir şairdir. Görebildiğimiz kadarıyla sadece İbnül-Emin Mahmut Kemal İnal’in Son Asır Türk Şairleri isimli eserinde hayatı ile ilgili bilgi verilmektedir. Bununla birlikte hayatı ile ilgili önemli bir bilgi, üzerinde duracağımız mevlidin baş tarafında kendisi tarafından manzum olarak verilmiştir. On dokuz beyit olarak mesnevi tarzında yazılan bu manzume şöyledir:

Divriği şehri mahall ü menşeim
Hem Tuğutluzâdedir künyem benim

Mesken-i sânî olup şehr-i Kilis
Öldüm onda meslek-i ilme enîs

Şehr-i Maraşda kalıp üç yıl tamâm
Sarf u nahv ü mantıka ettim devam

Eyledim İstanbul’a azm-i sefer
Böyle sâdır oldu fermân-ı peder

Üsküdar şehrinde kaldım çâr-sâl
Hoca Nâzım’dan edip kesb-i kemâl

Ettim ikmâl-i şürûh u hem mütûn
Eyledim sayimle tenvîr-i uyun

Bir İcazetname verdi âcize
İlmi tahsilimden aldım caize

Üç yüz on sekizde hem Dârül-fünûn
Açılıp oldu ulûma reh-nümûn

Edebiyyât şu besin bil-intihâb
Silk-inazma cidden ettim intisâb

Eyledim  ikmâl bâ-vefk-i meram
Ederek inşâd-ı şire ihtimam

Bir muallimlikle taltîf ettiler
Belde-i Mardîni teklîf ettiler

Silk-i talîm oldu memûriyyetim
İbtidâ ihvân-ı dîne hizmetim

Üç sene kaldım o yerde bâ-safâ
Eyledim  tedrise bezi ü itinâ

Onda bu Mevlidi inşâd eyledim
Rûh-ı manâyı heman şâd şâd eyledim

Cümle zî-rûh eyler  ukbâya sefer
Andırır ashabının nâmın eser

Umarım bulsun cihan içre revâc
Şerha-ı isyanıma olsun ilâç

Cümle taksiratımı Rabb-i şefik
Afvedip îmânımı kılsın refik

Okudukça cümle-i ihvân-ı dîn
Ruhumu şâd ede Mevlâ-yı muin

Kâriîn ü sâmiîn-i sâliha
Okusunlar ruhuma bir fatiha

Buna göre; Tuğutluzâde diye bilinen bir ailedendir. Babasının görevi nedeniyle bulundukları Kilis’te ilk tahsilini yapmıştır. Daha sonra üç yıl kaldıkları Maraş’ta Arapça ve Farsça öğrenmiştir. Yine babasının görevi nedeniyle İstanbul’a gitmiş, dört yıl kaldığı Üsküdar’da, Hoca Nazım Efendi’nin metin ve şerh derslerini takip ederek bir icazetname almıştır. Dârül-Fünûn Edebiyat Fakültesi’nin açılması üzerine buraya devam etmiş ve bu eğitim kurumundan öğretmen olarak mezun olmuştur. Mardin’e tayin edilen Tahir Nadi, bu ilde üç yıl kalmış ve mevlidini de yine burada kaleme almıştır. Daha sonra Selanik, Ankara, Kerkük ve Basra’da öğretmenlik, müdür yardımcılığı ve müdürlük görevlerinde bulunmuş ve Basra’nın işgali üzerine istanbul’a dönmüştür. Kadıköy, Kabataş ve Vefa liseleri ile Gazi Osman Paşa Okulu, Adana Kız Öğretmen Okulu, Amerikan Koleji, İmam Hatip Okulu, Pertevniyal ve İstanbul Kız liselerinde Arapça, Farsça ve Edebiyat öğretmenliği yapan Tahir Nadi, İstanbul Erkek Lisesinden emekliye ayrılmıştır. Pek çok eser yazmış fakat bunlardan Tahir Nadi Efendi Mevlidi (İstanbul, 1326/1908) ve Fezleke-i Lisân-ı Fârisi (İstanbul, 1928) isimli eserleri basılmış olan Tahir Nadi’nin, bin iki yüz sayfalık divanı dayısının evinde yanmıştır. Öğretmenliğinden daha çok şairliği ve hiciv yönü ile tanınan Tahir Nadi 1952’de vefat etmiştir. Eski harflerle basılan Mevlid’i 1950’de yeni harflerle tekrar yayınlanmıştır.
Son Asır Türk Şairlerinde;
İçtiklerimiz bade değil zehr-i elemdir
Güldüklerimiz hande-i tesîr-i sitemdir

beyitiyle başlayan bir terkib-i bendi ile kıta nazım şekliyle  yazılmış birkaç şiiri bulunmaktadır. Aynı eserde mevlidinden de bahsedilmemektedir.

Nâm-ı Hakkı İbtidâ yâd edelim
Dilleri mamur u âbâd edelim

beytiyle başlayan Tahir Nadi Efendi Mevlid’i 27 sayfadan oluşmaktadır. Klasik bir eserde olduğu gibi bu eserin başında da bir münacat ve nat yer almaktadır. Daha sonra diğer mevlidlerde olduğu gibi, Hz. Peygamberin doğumu, doğumu sırasında meydana gelen harikulade haller, çocukluğu, peygamber oluşu ve mucizeleri, miracı ve vasiyetinden sonra dua bölümüyle eser sona ermektedir. Bu saydığımız bölümler arasında ilahi ve natler de yer almaktadır. Bundan sonra Trabzon valisi Hacı Arifi Paşa ile Mardin eşrafından Ali Rıza Efendinin birer takrizi bulunmaktadır. İlmi ölçülere uygun olarak incelemeyi düşündüğümüz Tahir Nadi’nin, genel hatlarıyla değindiğimiz bu mevlidi içinde yer alan bir nati ile yazımıza son verelim.
NA’T
Günahkâr bir elem-keş rû-siyâhım yâ Rasûlallâh
Şefaat kânısın yok iştibâhım yâ Rasûlallâh

Hayâl-i hasretinle olmuşum mebhût u ser-gerdân
Salât-ı penc-gâhta kıble-gâhım yâ Rasûlallâh

Ben ol nâlende bir dil-sûhteyim envâr-ı aşkınla
Yakar bu âlemi sûzişli ahım yâ Rasûlallâh

Bütün âlâm-i gûn-â-gûn vücûdum etmiş istilâ
Cihanda sensin ancak çâre-hâhım yâ Rasûlallâh

Bu Tâhir mücrim ü âsî hemîşe zâr u giryândır
Hesapsızdır deyi cürm ü günâhım yâ Rasûlallâh

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Ellerin / İhsan Aktaş
Aralık Issız Gibi / Şeref Akbaba
Zarif Bir Hayal Uğruna / Yusuf Çakan
Yine De / Hilal Bakan
Vakte Diken Sızmak / Alâaddin Soykan
Tümünü Göster