ŞİİRDE İLHAM

661
Görüntüleme

Hayaller… Onsuz yaşayamıyor insanoğlu. İnsanların en önemli yaşam kaynaklarından birisi hayal. Hayaller, ilhamın beyaz atlı prensi. İlham şiirin projesi, şair şiirin mimarı. İlhamın elbette şiir yazmada bir yeri var fakat ilham gelip şairi bulmaz, şaire gizlice bir şeyler mırıldanan bir suflör gibi davranmaz. Şair ilhamın peşinden gider. Şiirle iç içe olmanın adıdır ilham, mısralar üzerinde günlerce çalışmanın adı. Şiir bilgi ister, teknik ister, biraz müzik ister, konu, bakış açısı, hepsi gerekli. Belki ilham bunların bütününü içine alıyor. Sanatçı olarak doğulmaz, insan melekelerini geliştirdikçe ustalaşır, ilgimize göre bilgimiz de gelişir. Mesela bir fotoğrafçı baktığı her manzaraya bir vizörden bakıyormuş gibi bakar. Bu yüzden sanatçı özel yetenekleri varolan insan diye düşünülür. Şair de çalışarak ustalaşır. Şiir yaza yaza şair olur. Sonra şairlik veya şiirsellik içini kaplar ve şiir yazmak için her şey bahane olur.Her sanatın sanatçıya kazandırdığı özel bir duyarlılık, özel bir seziş, özel bir bakış biçimi var. Hugo şöyle der: “Esrarlı bir ses yükselir içimden, dışımdan esrarlı bir ses gelir. Kimin sesi bu, ne söyler bilmem.” İlhamı sadece bizi harekete geçiren bir ses olarak tanımlayabiliriz belki. Abdurrahim Karakoç şöyle diyor: “Şiirde ilham vardır. Şiir ilhamsız olmaz. Cenab-ı Allah bir ilham veriyor. O ilham bana yazmayı emrediyor. Bakın yağmur yağarken bulutların geldiği gibi, Allah bulutsuz yağdıramaz mı yağmuru? Ama bir vesile ihdas etmiş. İnsana da bazı şeylere görerek, duyarak ihsas ettirdiği için yazdırıyor. Gece vakti yazıyorum; bazıları “romantik” falan diyor…”Şairin eşyaya bakışı şaircedir. İlham dediğimiz şey de budur. Yoksa manevi bir suflör olarak algılayamayız ilhamı. Şair ilhamı yaşamıştır, bir çarpılma, bir beyin kamaşması; ancak şair bundan sonra şiirini daha da şiir kılabilmek için çaba gösterecektir. Bunun için Valery: “İlk mısra Tanrı vergisi, sonrası çalışma,” der. Edebiyatta; önce hayaller ziyarete gelir yazarı, sonra bu hayaller ilham perisiyle bize seslenir. Dilden dökülen kelimeler mısralara, mısralar şiire evrilir ve eser ortaya çıkar
Şiir; ilhamın mayalanmasıdır. Şiirin büyük kısmı alın teridir. Yeteneğin olmadığını söylemeyeceğim elbette; şiir yeteneğin üzerine bir çaba ürünü olarak ortaya çıkar. Şair duyarlılığı kazanmak için oldukça fazla ter dökmek gerek. Şair de diğer sanatçılar da hayatlarını sanatlarına adadıkları, sürekli sanatın alanı içinde bulundukları sürece gelişirler. Şiir bayramdan bayrama ziyaret edilen bir yâren değildir. Yukarıda dediğimiz gibi ilham hayali bir şey değil; şairin hayatı içinde yaşadıklarının yanı sıra okudukları da yer alır ilham kavramının içerisinde. Tek bir olayın bir şiire ilham kaynağı olduğunu söylemek yanlış olur. Çevresinde gördüğü her olay şairin iç dünyasında bir etki bırakır. Bazı olaylar heyecanları taşırıcı bir konumda olur şair için. Bardağı taşıran son damla misali. İlham denilen şey, şairin iç dünyasında birikip zamanla cevhere dönüşen şiiri yeryüzüne çıkarmak ameliyesi olarak tanımlanabilir. Şiire katkıda bulunmayan ne var! Yalnız tabiat ve olaylar değil, kitaplar da ruhumuzun denizini kıpırdatır. Çağrışımın manivelası yeni şiirleri ortaya çıkarır. Bir mısra, bir şiir, bir kitap başka bir şiirin tohumlarını atmaz mı kalbimize.Şiir; duygu heyecanıdır, şairse heyecan tufanı. Bu tufanı harekete geçiren kelebek kanadı ise ilham. İlham bazen bir ustanın çekicinden, bazen bir çocuğun kirli ellerinden seslenir bize. Şiir hayattır. Hayatın her alanından bize göz kırpan bir dilber olarak en olmadık anlarda ve alanlarda karşılar bizi. Her zaman aynı duygu ve ritim trendinde olmayabilir şiir. Aslolan şiirin güzellik destanı olmasıdır
O güzellik de hayatı bize yansıttığı ve hayata şahitlik ettiği nispette var olacaktır.Bilincimiz bir şair bilinci olduğu zaman şiirimiz gerçek şiir olacaktır. Eşyaya şairce baktığımız anda her şeyin bize ilham verdiğini görürüz. Daha doğrusu şiir bir hayat felsefesi olarak şairin hayatını yönlendiriyorsa ilham dediğimiz şey şairin bakışlarına sinmiştir. Şair, şairce hisseden, her baktığı manzaraya şiir diye bakan kimse demektir. İlham dediğimiz çarpılma durumu zamana, mekâna, şairin içinde bulunduğu atmosfere, gönül duyarlılığına göre şairi yakalar. Şair, gayri ihtiyari ruhunda şekillenen mısraları mırıldanmaya başlar. Sonra bu mısralar çabayla ve zamanla olgunlaşır. İşte bu halis şiirin göstergesidir. Şair, bilincini estetik bakabilme ve estetiği ifade etme yönünde geliştirmiş kişidir diyebiliriz. Demek ki şairin ilk işi şair olmaya çalışmak olacaktır. Yoksa ben yazdığıma şiir diyorum, başkalarının ne dediği beni ilgilendirmez diyorsak şairliğimizin tartışılır olacağı muhakkak.Her ne kadar şiir ilham işi gibi görünse de, yalnızca ilhamın bir şiiri meydana çıkarmada yeterli olmadığını söylemeye gerek yok. Şiirde yerinde kelimeler kullanmanın, özellikle de basmakalıp ifadeler kullanmaktan kaçınmanın gerekliliği herkes tarafından dile getiriliyor. Şiirin düz yazıdan bir farkı olmalı. Şiir sembolizmin sessizliğine tam anlamıyla tekabül etmeli. Anlatılmak istenen sembolleştirilerek, musikiye dayanarak ve alegorik bir şekilde sunulmalı. Nitekim şiir sessizliğin sesinden müteşekkil olmalı. Çağlara meydan okuyan metinler sadece yatay değil; dikey eksende de etki bırakan metinler. Günübirlik yazılar ve metinler yalnızca yatay düzlemde var olur. Bundan kasıt kendi dönemi içerisinde etkisi sınırlıdır. Daha sonraki dönemlerde unutulur gider. Dikey zamanlarda değerini yitirmeyen metinler anlam katmanları fazla olan, derinlik içeren metinlerdir. Yazıldıktan sonraki her dönemde tazeliğini korur. İşte içinde ter bulunan metinler ya da şiirler böyle şiirlerdir. Şiiri yazmak için şairin elindeki araç dilden başka bir şey değil. Dilin yapısı şair tarafından en iyi şekilde kavranmışsa üretilen eser kalıcı olacaktır. Şiir yazarken dilin nasıl kullanılacağı, o şiiri üreten şairin üslubunu oluşturur. Şair ustalığa erişmişse, şiirin özü ne yolda gerektiriyorsa şair o yolda
kullanır dili. Şiirin içyapısı belki de şairin iç dünyasından başka bir şey değil belki çocukluğumuzdan itibaren hayallerimiz, acılarımız, umutlarımız, kısaca içimizde oluşan dünya. Derunumuzda biriken duyguların dışavurumu değil mi şiir? Şair de, şiirin doğumunu gerçekleştiren kişi. Böylesi bir güzelliğe aracı olmaktan; şiiri elimize ve yüreğimize tutuşturmaktan ve bahtiyarlığa aracı olmaktan mutludur şair. Belki de bizim ilham perimiz şairin kendisidir. İçimizde yeterince yoğun ve kaynayan bir şiir izleği yoksa yani yeterince derinden ve yoğun olarak yaşamamışsak ve şiir yazdığımızdan habersizsek, yani yazdıklarımızı öylesine yazıyorsak, duygularımızı alt alta sıralıyorsak, şiir denen şeyin belki kıyısından geçebiliriz ama ulaşamayız ona. Yazdığımız şiir asla sahih şiir olamaz. İlham, sürekli bekleyişte olan, gelmesi için hayat şartlarını hazırlayan şairin rüzgârdan kanatlarıdır. Yazmaya başlamak için ilham gelmesini beklemek gerekmez; şair ilhama zemin hazırlamak suretiyle yolun yarısından fazlasını katetmiş olur. Şiir içimize doğsun diye günlük rastgele gürültüyü kesmek için bu kadarı yeter de artar. İlham perisinin bir şaire şiir yazdırdığı görülmemiştir. İlham bize şiiri zorla yazdırmaz. İlham eskilerin deyimiyle ‘muharriki evvel’dir; yani ilk nüve. Bu bakımdan ilhamın arkasından yapılacak çalışmayla şiir ortaya konulabilir. Belirli bir çabanın sonucu olduğu için de değer kazanıyor. Şiir perilerin değil; insanın ürünü. Şiir, insan elinden çıkması hasebiyle çaba ve ter istiyor.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -89 / Şiraze
METİN İSTİHKÂM / Ay Vakti
HALEP’İN KANI / Semra Saraç
HALEP’TEN HARPUT’A BİR KUTU BAKLAVANIN... / Metin Önal Mengüşoğlu
HALEPÇE’DEN HALEP’E / Nurettin Durman
Tümünü Göster