EY ŞİİR

199
Görüntüleme

Konuşabilseydim / Gece gibi derin, sükût kadar serinsin diyecektim /Ayinin bitmesini bekleyecektim / Ama dilek dilemeyecektim bâtıl ağaca / Sonra kuyuyu geçip kiraz festivaline gidecektik/Simit satan çocukların gölgeliyüzlerine üzülecektik / Müzikle eriyip gidecektik kasabanın renginde çocukların renginde / Kuyuda yitmek, kuyuda ermek yoktu hesapta/Senin yanılsamaların olmasa / Kiraz festivaline gidecektik….! / Kuyuda ermeyecektik / Ah senin yanılsamaların olmasaydı / Şunu da bilki mağrurdu simitçi çocuklar / Balonla oynamak gibi yoktu dertleri / Yüzlerindeki esmer bir sevinçle mutlu ve mağrurdular.
 
Ey şiir yapan, yıkan, kutsayan ve akanEvliyalardan, Hassan İbn-i Sabitten –ki peygamber şairi-Temiz kirli ırmaklarımızdan, dağ pınarlarından, mektuplardanTrenlerin söylediği hasret türkülerini kayıtlayan,Ve onaran yetim çocukların yüzünü ,Yağmur yağınca şakırtı, tipi esince keskin ıslık.Ey aşkın uğultusu, ipeğin hışırtısı!Doğu çöllerinde Leyla, batı sahillerinde Annabellemız üzerineAl ve beyaz duvaklar üzerine yazdığımız er kişi destanımız.Ey, liseli gençlerin acemi bakışı!Ey, karanlık gecelerde iniltisi hastalarınBize sen anlattın narın şafaksı kızıllığını/İncirin vahdeti imasını/Zeytinin nurunuTûr-i Sinâ’nın ululuğunu/ Gülün Muhammedî kokusunu/Sen çözümledin alfabesini bülbülün.Ey tutsak apartman çocuklarının iki damla gözyaşı! /Diz tökezlemesi anımsayınca dingin kırları.Ey, olgun buğday tarlalarının ve sazımızın kemale ermiş sarısı!Ey, serinleten bahçelerimize dolan ansızın sıcak ve nemli yazları!Ey, yeşil bulutumuz ölünce mezarımıza ağan!/Ey, aydınlatan kilise içli pazarları!Meryemi ve oğlu İsa’yı mermerde teşhir eden kara utancımızıBen hiç hesaba katmadım batının mermere kazınmış Meryem’ini.Bundandır Meryem’siz ve mermersiz yazdım şiirlerimi.Ey şiir; Çanakkale’de zafer, Balkan’da hüsran anıtımız!Erzurum’da coşkulu barımızVe sen ey şair ‘‘Yorgun adam ’’Heybesinde imgeler taşımaktanNeferleri eksik kuş sürüleriyle gökleri taşımaktanŞahit olmaktan her akşam ayın bakır bir tepsi gibi doğuşuna Erzurum’da 
Güneşin sarı saçlarına aşık olmaktan her yazYüklü olmaktan kırlangıçlara ve bir türlü boşalamamaktan bozkırlaraVe her nisan doğup her eylül ölmektenAmbulans sirenleri bırakarak gerideBir türlü ulaşamadan zemheriyeO en ıssız, en uzun ve en soğuk geceyeEy, şiir! İşte yine tamamlanıverdinBulaşmadan yaşamın trajedisineAlaca karanlık bir akşama geçiverdinBırakarak geride ihtiyar bir cumartesiYörük düğünleriyle örselenenBense Çukurova’nın kıyısındaMütareke yıllarından kalma bir sıtmanın yanı başındaEsmer çocuklar ülkesinde yani haritanın en güney ucundaMasamda tefsiri Şâm-ı Şerîfin, incirin, zeytinin, Filistin’inAntep’te çöl rengi tabelasını gördüm Halep’inTuzlu suyu Akdeniz’den dolmuş mataramlaKlavyeleşmiş, kutsal sözcüklerle büyümüş ve terlemiş ellerimleTutunup aşabilirim Gavur dağlarınıKaybedince senin yeşil ışığınıDurabilirim yeni bir göçeVedalaşmadan ve değişmeden kirli ve gündelik elbiselerimiYani alalecelenin en TürkçesiÇünkü her veda gereksinimler isterÖnce gün hastalıklı bir şafakla başlamalıKalabalık bir kuşluk donatılmalıSon piknik ateşinden ocakta köz kalmalıVe yeni bir şiire başlanmalı./Mevsimler hesaba katılmalıVelhâsıl veda geriye dönülür bir başlangıçtırVedâ geride bırakılmış külfetli bir bakıştırDuvara işlevsel bir bağlama asmaktırGüneyden kuzeye bir yolculuğa olgunlaşmakEy Şâm-i şerîf, ey Kudüs diye yürek çırpmaktır

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

METİN İSTİHKÂM / Ay Vakti
HALEP’İN KANI / Semra Saraç
HALEP’TEN HARPUT’A BİR KUTU BAKLAVANIN... / Metin Önal Mengüşoğlu
HALEPÇE’DEN HALEP’E / Nurettin Durman
KIRLANGIÇ KANATLARINDAKİ YAVRU DENİZE ZEYL / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster