Gogol’un Kaputu Sihirli miydi?

243
Görüntüleme

Dostoyevski, dört yıl kürek ve beş yıl sürgün cezası sonrasında; “Biz hepimiz (Çehov ve Gorki) ‘Kaput’tan çıktık”sözleri ile, Rus Edebiyatının te­mel taşı olan Nikolay Vasilyeviç GOGOL’un Palto ya da orjinal adı ile “Kaput” hikayesindeki halk tipi, sıradan ve yoksul insanlardan olduklarını ifa­de etmek istemiyordu şüphesiz. Kendileri de bili­yorlardı ki her Rus aydını gibi halkı anlatmalarına, halkın içinde bulunmalarına rağmen halktan ol­dukça uzaktırlar. Ne zamanki Dostoyevski gibi Sibirya’ya sürgüne gönderilirler ya da çarlık Rusyasının toprak köleliği düzenine, kiliseye karşı ba­kış açıları eleştirel olur, işte bu yüzden sefalet ve baskı karşısında, o hikaye ya da roman kahrama­nı tipinde insanın yaşadığı gerçeğini, hatta bazı şeyleri paylaşmak zorunda olduklarını kabul et­me gereğini duyarlar.
Gogol, bu konuda çağdaşlarından farklı düşünür, farklı yazar. O da iyi bir eğitim alır. Edebiyata, ti­yatroya düşkün bir aile ortamı ve çiftlik hayatı içe­risinde sıkıntısız yetişir. Üstelik babası Ukrayna’nın ilk yazarlarındandır. O, bu avantajını kullanmasının yanı sıra, küçük yaşlardan itibaren halk kültürü­nün renkliliği içerisinde bulur kendini. Halk ozanla­rı, halk hikayeleri, halk şarkıları, masalları, hatta panayır gösterileri ilgi odağı olur. Buralarda geçen olaylar, tipler ileride Gogol’un hikayelerine konu ya da kahraman olacaklardır. Taraş Bulba, Go- gol’un üzerinde dokuz yıl çalıştığı on altıncı yüzyıl­da bağımsızlık savaşı veren ve kaynağını bu tür halk hikayelerinden almış bir destan kahramanıdır. Taraş Bulba ile Gogol, Zaporog Kazaklarının özgürlük mücadelesinin yanında kendi milliyetçili­ğini ve idealizmini de yansıtır. Ancak onun yirmi iki yaşlarında yazmaya başladığı dikkat çeken hikaye­lerinde hep ciddiyetsiz, iğneleyici, alaycı bir üslûp olsa da yoksul insanların çaresizliği, arayışları, hayalleri ve ezilmişliğin fotoğrafları sergilenir.
Puşkin’le tanışmasının ve onun baskılarının ar­dından eserlerindeki gerek güldürü unsuru, ge­rekse insan manzarasında büyük ölçüde değişiklikler olur. İnsanın, dış görünümünden çok iç dünyasının renkliliğini, gerçekleşmemiş rüyalarını alışılmışlığın dışında bir tasvirle anlatır. Kaput, Burun, Bir De­linin Güncesi adını verdiği hikayeler; basit, yok­sulluk ve karamsarlık içinde kıvranan ve önemli adamların himayesi altında yaşama ihtiyacı duyan memuru konu edinir. Onun bu tip kahramanları kullanarak trajik olayları geniş ayrıntılarla işleme­sinin nedenlerinden biri de sanırız bir süre me­murluk yapmasındandır. Bu durum ona ekono­mik rahatlamanın ötesinde hikaye kahramanlarını yakından tanıma fırsatı verdiği gibi gerçeği yaz­ma konusunda Dostoyevski ve diğer Rus yazarla­rına da ‘Palto’dan çıkma şansı tanıdığı söylene­bilir. Ancak her şeye rağmen Puşkin’in gölgesin­den kurtulduğunu ifade etmek güçtür. Çünkü yazmak istediği her şey eleştirisine güvendiği Puş­kin’in tavsiyeleri doğrultusunda ortaya çıkar.
Onun bir düello sonucunda öldürülmesi, Gogol’u âdeta kolsuz kanatsız bırakırsa da meydanın boş kalması Gogol’un işine yarar ve ünü daha çok ar­tar. Zaten asıl ürünü olan ‘Ölü Canlar’ın ilk bas­kısı bu dayanışmanın bir sonucudur diyebiliriz. Kaldı ki ‘Burun’ Puşkin’in çıkardığı dergide yayınlanmıştır. Dostoyevski ‘Benzer’ adını verdiği eseri yazarken Gogol’un ‘Burun’undan hiç de küçüm­senmeyecek derecede etkilenmiş olması söz ko­nusudur. Bir başka deyişle ‘Benzer’ aynaya baktı­ğında karşısında ‘Burun’u zevkle görür. Ve Dosto­yevski bundan nedense rahatsız olmaz. Oysa ki Gogol, Kovalevin kimliğinde bir sabah burnunun yerinde olmadığını gördüğü zaman müthiş bir dehşete kapılır ve onu aramaya koyulur. Gogol ‘Burun’ hikayesini yazarken acaba önceden bazı şeyleri altıncı hissinin etkisiyle Dostoyevski’ye gön­derme mi yapmıştır? Belki de. Büyük Rus eleştir­meni Belinski’nin genç Dostoyevski’nin ‘insancık- lar’ını gördüğünde “Gogollar mantar gibi yerden bitiyor”ifadesini kullanmasında bir parça haklılık payı olmalı bence.
‘Burun’ da memur Kovalevin bir sabah ansızın kaybolan burnunun bir ekmeğin içinde çıkması ya da bir başka memurda görülmesi ve daha son­ra bir polis memurunun burnu bulup getirmesi gerçeküstücülükten öte, o çağ Rus toplumundaki özlemlerin, yanlışların, ruh sıkıntılarının ve ezilmişliğin trajikomik bir simgesi olarak düşünülmeli.Bulunan burnun Kovalevin yüzüne yapıştırılması kimliğini,yarına olan güvencesini,yoksulluk uğruna kişiliğini hatta aklını kaybetme durumunda olan toplumun çarpık düşüncelerini gösteren bir davranış olarak yorumlanmalı.
Gogol, memur Kovaleve büyük burnunu nasıl kaybettirdi ise Türk Edebiyatında ‘Denizin Kanı’ adlı tv dizisi olmuş ro­manı ile tanınan Taruk Dursun K. da ‘M. Âkil Beyin Gökyüzü Serüveni’ adını verdiği hikayesinde hayat kavgası içinde olan sıradan, küçük memur Akil beye gökyüzünü kaybettirir. Âkil bey me­mur Koyalev gibi bir sabah kalktığında gökyüzünün olmadığını görür. Sokağa çı­kar ve önüne gelene gökyüzünün nerede olduğunu sorar. Tıpkı Kovalev gibi…
Tarık Dursun K., Gogol gibi hikaye kahra­manına kaybettiği şeyi buldurmak zorun­da hissetmez kendini ve bu küçük sıra­dan, hiçbir özelliği olmayan memuru ya da emekliyi akli dengesizliğinden dolayı, il­gilenilmek üzere iki polis eşliğinde kara­kola gönderir. Âkil bey, burada bize göre ne bir simgedir ne de yaşadığı dönemin kötü tohumlarını yüreğinde çatlamaya hazır Taraş Bulba. Eğer burada kaybe­dilen gökyüzü, Akil beyin özgürlüğü ise, özgür düşünmesi, konuşması yetmeliydi. Kaldı ki Âkil bey, gökyüzünü boşluk ola­rak gördüğü iddiasında da değildir.
Rus Edebiyatının babası sayılan Gogol, iş hayatındaki sıkıntılardan bunalan ve devamlı ezilen bundan dolayı da makam ve unvan hayalleri içinde olan memur İvanoviç’in iç dünyasını ‘Bir Delinin Güncesi’nde (Hatıra Defteri) anlatırken eserinin Dünya Tiyatro Klâsikleri arasına gireceğini nereden bilebilirdi ki? Girdiği oyunculuk sınavını kaybeden yazarın Meci ve Fidel adlı aristokrat köpekleri­ne bile sıradan insanlardan daha iyi bir hayat hakkı tanımasına ve Rus burjuvazi­sinin tıpkı derebeyleri gibi yokluğun pen­çesinde kıvranan insan tiplerini bir böcek gibi görme isteğine suskun kalması dü­şünülemezdi elbet.
‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ adı altında Dünyada ve ülkemizde defalarca sahne­ye konmuş oyunun ana fikri sıradan bir akıl hastasının günlük hayattaki saplan­tıları ya da istem ve akıl dışı davranışları değil şüphesiz.
Önemli olan çıldırma noktasına nasıl ve hangi nedenlerle gelinmiş olması ve normal dü­şünen bir insan kanalı ile çarpık sistemlerin anlatılması veya tiyatro sahnesi aracılığı ile gösterilmesidir İvanoviç, eğer akıl hastanesi­ne kapatıldıysa buradaki neden sadece onun büyük adam olma kompleksinden değil her devir ve toplumda itici olabilecek ve değer gibi yaşatılmak istenen, insani ol­mayan insan davranış ve kurallarına karşı protest bir tavır göstermesinden kaynaklanı­yor diyebiliriz.
Ünlü komedi oyunu ‘Müfettiş’ de çarlık Rusyasındaki bozulmuş devlet yapısını, kokuşmuş devlet memurluğu anlayışını yine güldürü daha doğrusu kendine has o iğneleyici üslup ile göstermeye çalışır.
Bu hikayede ya da tiyatro oyununda Gogol, serseri birini bir kurumun heye­canla beklediği müfettiş yaparak gerçek müfettişin nasıl olabileceğini anlamayan bürokratın gafletiyle alay eder. Sistem­deki düzensizliğin sahte müfettişe ola­ğanüstü bir ilgi gösterilmesiyle nasıl ört­bas edilmek istendiği 1836 Çarlık Rusyasında tiyatro oyuncuları kullanılarak ade­ta haykırılır. Üstelik Çar’ın özel izni ile.
Cevat Fehmi Başkut, ‘Buzlar Çö­zülmeden’ adını verdiği tiyatro oyu­nunda içerik açısından bize göre kötü bir taklit yapmış dersek bilindiğini sandığımız bir gerçeği vurgulamış oluruz sa­nırım. Kar’ın yolları kapadığı ve kayma­kam bekleyen bir kasabaya yazar, akıl hastanesinden kaçan iki deliyi gönderir. Delilerden birini beklenen kaymakam zanneden kasaba halkı, kendisine şika­yet ve dileklerini bildirirler. Prosedürle uğraşmayı gereksiz gören sahte kayma­kamın kararları anında ve kural tanıma­maktadır. Gogol taşralı memurları nasıl sahte müfettiş karşısında aptal göster­mişse, Cevat Fehmi de kasaba halkını sahte kaymakama hayranlık duyacak kadar aptallığın ötesinde adeta küçük düşürür. Müfettiş, kasaba esnafının yol­suzluklarını ortaya çıkarır.Kaymakam da esnafın üzerinde aynı baskıyı kurar. Bu durum etkilenmekten de öte, 70 li yıllarda moda olan Fransız­ca melodilere Türkçe söz adapte etmek­ten başka ne olabilir ki? Cevat Fehmi’nin Türk halkına saygıda kusur ettiğinin söy­lenmesine bilmem gerek var mı?
Dostoyevski’nin içinden çıktığını söylediği Gogol’un Kaputu aslında küçük bir me­murun çok güç şartlarda aldığı ve palto­nun çalınmasıyla üzüntüden hastalanıp öldüğünün hikayesi ile sınırlı değil kuşku­suz. Memur Akayiyeviç simge olup o dö­nemlerdeki yoksul, sıradan insanın alın yazısıdır, edebi eserlere konu olmasıdır.
Puşkin’in ‘Menzil Amiri’ndeki me­mura bakış açısının kaynağı bütünüyle Gogol’un ‘Kaput’taki insâni yaklaşımla güldürü öğesi dışında aynıdır denilebilir, Dostoyevski bu konuda ‘Kaputla daha sık dirsek teması içerisindedir. ‘İnsancıklar’ın gerek içerik gerekse üslup açısın­dan ‘Kaput’un tam bir taklidi olduğunu söylemek hiç de zor değildir.
Şu halde Gogol’un ‘Kaput’undaki sihir, küçük memur tiplerinin konu edilmesin­den ziyâde Gogol’un düşünce yapısının benimsenmesi ve halktan her türlü insa­nın olayların içinde kendini bulmasıdır.Eğer Gogol ruh bunalımları içinde kıvranarak ölmüşse bağnaz bir Hristiyan din adamının eserlerine asla değer vermeyişinin ve onları yaktırmak isteyişinin hatta bir manastıra kapanmasını istemesinin çok büyük payı vardır.Onun ölüm anında “çabuk bana bir merdiven getirin” sözleriyle neyi amaçladığı bizi pek fazla ilgilendirmiyor.
Gogol’un ilgilenilmesi gereken tarafının neden Rus edebiyatının babası sayılmasının yanısıra burjuvazinin hayat sürdüğü bir devirde,varlığı ya da yokluğu belli olmayan kimseleri neden kahraman olarak gösterme gereği duyduğudur.
Sanırım evrensellik öyle çok çabuk elde edilen bir şey olmasa gerek.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Türkçe Dilbilgisi / Ay Vakti
Gogol’un Kaputu Sihirli miydi? / Ahmet Sıvacı
Eylül’de Yeniden ve Yine Ölebilmek / Nesrin Çaylı
Ömrümüz Eylül Arası / Reşit Güngör Kalkan
Sana ve / Bu Yüzden / Her Şeye Veda / Taner Taştekin
Tümünü Göster