Adım Şimdi Kış

264
Görüntüleme

-I-
Şimdi kış.
Şimdi sardalye kokulu tezgahların, incinmişler katındaki romanla­rın, safi siftah sevincini anımsatan geceye sinmiş karlı bir şehir fotoğrafıdır bütün albümler. Mevsimleri beyaza çeviren ılık, nazenin tüt­sülerden geriye adımızı, sokağımızı, soframızı kanatlandıran telaş, döşümüzde asılı hevenk; büsbütün koparmaktadır resimlerin ahengini bozan büyüyü bizlerden. Dokunduğumuz seslerin ürkü­tülmüş bakışlarını toplamakta şimdi kar. Bütün izlerin, mevsim sa­karlığına vurduğumuz sıradanlığını büyüten içimizde; kaybettikten sonra hatırlanan şey, nasıl kibirliyse saçları gecenin, ekmeğe sinen koku, şimdi kış.
Şimdi takvimlerden geriye düşen hüzünbaz tanık bacaların, bal­konların, pencerelerin, çatıların ve saçakların dibinde büyüyen geç­mişi elifi elifine hatırlatmaktadır eskiyen mevsimlerle birlikte. Aynı saçların değildir saçlarını ağartan büyü; yüzün şıpınişi değildir tanı­dık. Ellerin kadar sabırlı duran her şeye kalbin; değildir işte. Beyaza rengini veren ?Şurup şeker şarkılar, kırçıllığını gizlemezler gün gün eskiyen aynalarda. Fena halde aksayan o güzelim çocuklar, karın büyüsüne makas atan şehirli kızların okuduğu romanlarda kalmıştır, arasında gül kurusu? ?Benim dersin,okuduğum kitap­larda çiseleyen yüzüm, her mevsim gizli bir gebelik bıraktı bende. Her mevsim, saklı bir kent olurken bana karışan, ergenliğimin yazı­ları henüz solmamıştı duvarlarda. Bütün izlerin, mevsim kerameti­ne saydığımız doğurganlığını çoğaltan habire, fotoğraflardan geri­ye hatırlanan şey, nasıl sabırlıysa saçları baharın, işçinin kalbine sinen korku, şimdi kış.

Şimdi bir anne kalbi kadar berrak bir güz bıraktık geride. İçimizde biri­ken hazineleri kışın, bütün kelimelerimizi kemiren asil soğuk, uğunduğumuz mihrap, çelinmeye teşne bir akıl bırakırken güz, aşkleyin akan ırmaklar kurdurdu sofrasına geçen yıllarımızın. Hep geç kalınmışlık he­vesine sektirdiğimiz hayat, yenilenmenin verdiği dinçlik kadar ağartma­dı kıyısında beklettiğimiz mektup aşklarını. Güzdür dedik, tez geçer elbet; değil mi ki, cesametiyle içimize sokulan kış, bilir zahir kışlığını, önümüzde bekleşen çocukların babalarını da. Böylece giriverdik eşiği­ne, içimizde biriken hazineleri içinde kışın…

Şimdi kış.
Şimdi bütün cemreleri niyaza çağıran bir hoyratlık dağlarda. Niya­za çağıran ve hoyrat dağları şehirleyin sınayan bir eskimezlik için günahlarımızdan taşan bütün bir kirlenmişlik… Kar inadına içimize içimize yağıyorken, nedendir çocuklardaki bu beyaz, sütdişlerinden taşan berrak sabahlar? Bir beklediğin oldu say, sayamadığın bütün bekletilmişliklere. Bir fotoğraf düşsün içine, bırakılmışlığını hayra yoran en fazla. Gül mevsimini ansıtan o dakik imrenişinle birlikte, kış için yazılmış bütün silkinişleri de hatırla. Ne varsa haki­kat saydığın cümlelere giydirilmiş, tut ellerinden inadına. Şimdi atlas yorganın üzerimize boca ettiği sarhoşluk, kirlenen bir beyaz rüya içinde yıkasın yıkanılmayan ne kalmışsa. En fazla da Erzurum’un, Kars’ın, Sarıkamış’ın ve Antep’in türkülerini, yıkasın.

-II-
Adım kış.
Adım beyaz tülbentlere sarılı korkularla sokulur şehirlere. Utanma­dan kirlettiğim yüzünüze, kibirli bir alışkanlık yapıştıran ben, odun ve kömür kokulu sabahların tek mevsimlik konuğu. Sıcacık odala­rın içinde biriktirdiğim beyaz tebessüm kadar, titrek ışıklara sinen gözleri de gördüğüm için suçluyum biraz. Kıskandığınız, sakladığı­nız, ürperdiğiniz şeyler adına; kıskanç, saklanılası ve ürperten duy­gular sağanağıyım ömrünüze. Bende gizli bir gebelik bırakan dö­şümde asılı hevenk, yeni bir aydınlığı büyütür hazinelerim içre. Kış dersiniz, nasıl da uğursuz bir teselliyi çağırdı bu yıl. Henüz verilmemiş ödünçlerimizi bile beklemeden çaldı kapıyı be müba­rek! Bütün sırların, yeni bir aralanmayla sıkıştırdığı ruh kamaş­malarını besleyen içimizde, üşümelerin ardından duyulan şey, nasıl asilse karnımdaki bereket, sokaklara sinen koku, adım kış.
Adım harmanlarda hatırlanan o kirli müjdeyi salıkverirken ulaklar­la, boş ambarların, tamtakır mutfakların, bodrumların ve ardiyele­rin dibinde büyüyen sıkıntılarla anılmaktadır eskiyen mevsimlerle birlikte. Kitapların yazdıklarını ezberleyen çocukluk bestelerini ben, yenilmişler safında olduğum kadar kışım hep. Anılası hesaplanan o tertemiz takvimleri yeminli çekmecelere kilitlerken sizler, tek mev­simlik konukluğumun eskiyen sayfalarını çeviririm göz açıp kapa­yıncaya dek. O temiz sabahlarınıza sinirler ekleyen tabiatım, şehir­lerinizi lekeleyen haytalık, üşüyen perdelerin aralığında bekleyen kahır; bendendir çektiğiniz ne varsa üzünç kelimesinin doğurdu­ğu. Güz kardeşimi ağırlarken gösterdiğiniz hüner, bilirim, ben ge­lince kesilir ödeşmiş insanların duyduğu iç huzur gibi içinizde. Bü­tün aynaların yeni bir yalnızlıkla kapandığı o geç saatlerde, birden ayaklanıveren öfke içimde, bembeyaz örtülerden sonra anımsamaya çalıştığınız eski suret, nasıl gümüşse saçları yağmur kardeşimin, umutlara sinen dua, adım kış.
Adım sıcacık fırınlar önünde bekleşen kumru gözlerini harlanan ocağa dikmişlerin titrek hallerine sinmiştir şimdi. Ne kadar doydumsa dünyanızı dondurmaktan, o kadar meçhulüm Rabb’in ya­rattıkları önünde.
Adım kış.
Şimdi kış.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Üç Nokta / Feride Sezer
Nil Yeşilinde Keşkelerle Kaybolmak / Nesrin Çaylı
Batı Şiirinde Aşk-ı Memnu / Ahmet Sıvacı
Adım Şimdi Kış / Reşit Güngör Kalkan
Asya’ya ‘Aşk’ Yakışır / Özcan Ünlü
Tümünü Göster