asya’ya ‘aşk’ yakışır!

199
Görüntüleme

I.
Arif Nihat Asya’yı, sadece “Bayrak”veya “Fetih Marşı”şairi olarak anlamak doğru bir yaklaşım mıdır; tartışılır. Belki, belir­gin olarak -veya ezber- bu iki şiiriyle toplum hafızasında yer etmiş olsa da, içsel gel gitleri, trajedileri, öfkesi ve tutumuyla belirginleşen bu özelliklerinin dışında bir yerde durur.
¡kinci eşi Servet Hanım’a yazdığı, her biri muhteşem bir “aşk” teorisi sayılabilecek mektuplarında, varoluşu, sevgiyi, acıyı, hüznü, gözyaşını, ayrılığı, kavuşmayı, özlemeyi; yani kısacası, insanf ‘aşk’ın aşkınlığını vurgulayan bütün öğeleri harmanla­yan Asya, gerçek aşkın nasıllığını da ortaya koymaya çalışır.
O,  soylu bir Mevlevi’dir aynı zamanda; “Yunus öldü deyûsa­fa verirler/ Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez!”düsturuyla ‘gö­nüller yapmaya’ geldiğini unutmaz.
Arif Nihat Asya, iki kere evlenir. İlk eşi Hatice Semiha Hanım,
asil bir aileye mensuptur. Evli kaldıkları süre içinde, İnceğiz köylü Arif Nihat’a tepeden bakan bu kadın, “kocasının yetim ve öksüz büyümesi, yoksul bir aileden gelmesi”ni aile asaleti­ne.yakıştıramaz. Reha Uğur ve Kemal Koray isimli çocuklarla mutluluğa dönüşmesi beklenen bu evlilik her şeye rağmen 13 yıl sürer; yani 1927 yılında İstanbul’da başlayan macera, 1941 yılında Adana’da son bulur.
Asya’nın ikinci evliliği ise tam 35 yıl, yani ölümüne kadar de­vam eder. “Ne şiirden, ne şöhrettendir/ Mutluluğum Ser­vettendir”itirafı, şairin ilk evliliğinden sonra kavuştuğu mut­luluğun ve onu mutlu kılan sevgilinin verdiği cesaretin dile gelmesidir.
Daha ilk eşinden boşanmamışken, 1 Aralık 1939 yılında tanış­tığı Servet Akdoğan’a tutulan Arif Nihat Asya, hiç hesapta ol­mayan bu aşk karşısında farklı bir insan olup çıkmış, mektup­larında da görüldüğü gibi adeta yeniden doğmuştur.
Büyük acılar çekmiştir bu aşkını ispat edinceye kadar. Bedel­ler ödemiştir. Her biri birer şaheser olan mektuplarında bu acının izlerini görmek mümkün. Ürkek, çekingen ve kararsız sevgilisini ikna edebilmek için şairaneliğin bütün gücünü kul­lanmayı dener. Zaman zaman yalvarır, bazen de şiirle ifade eder duygularını.

mektubunda şöyle seslenir sevgilisine:

“Birgün gelecek, beyaz tüller içinde bir kız, adı A ile başlayan A ile biten erkeğinin kollarında, onun götürdüğü yere gide­cek. Bu kızı ve bu erkeği tanıdın değil mi Servet’im? Ve sen de onları eş görmek istiyorsun değil mi? Yum gözlerini o bü­yük beraberliği düşün!”

 

22. mektupta ise şiirden medet umar şair:
“Bardaktan seni içmek Seni teneffüs etmek havada…
Dolaşmak, dolaşmak hep sana dönmek Seni bulmak yuvada.
Yolumuzda aylar, yıllar Basamak basamak Basamakların çıkamadığı yere Kanatlarınla çıkmak
Baharı yollamak yollara Alıkoymak bir Nisan tadını Dışarda herkes gibi seslenmek sana Ve koyunda söylemek asıl adını…”
12.06.1940 tarihinde kaleme aldığı ilk mektuptan sonraki günler ve aylarda yazdığı mektuplarda ağır sitemler (Artık an­lıyorum.. emanetlerimi vermeyeceksin. Şeytanın emri, seni sevenin ricalarına ağır bastı. Onlar, bir gün dudakları dudak­larıma değmiş, bir gün kolları sende kavuşabilmiş, ömründe bu kadarcık bahtiyar olabilmiş bir adamın sana mirası olacak­tı… Onları vermemek hayra alamet değildir. Onları sana helâl etmediğimi tekrar söylerim. Sakla kızım! Sakla!), bazen de coşkun bir ses belirir (Bana yeisten, ümitsizlikten uyuyamadı- ğım gecelerden sonra, sevinçten uyuyamadığım geceler ge­tirdin. Seven bir insandım. Seven ve sevilen bir insan oldum. Mes’udum! Sana bu saadetin şükranlarıyla geliyorum).
II.
Servet Hanım, liseye bisikletle gidip gelen, ceketinin orası-bu- rası sökük, paçaları lif lif dökülmüş pantolonuyla bir öğret­menden başka her şeye benzeyen bu garip adamın yazdığı mektuplarla ilgili olarak şunları söylüyor:
“Arif Nihat, artık kendi duyguları için yanıma sokuluyor, ger­çekten çok güzel, çok ince, çok şiir yüklü cümlelerle konuşu­yordu. Bana zarif mektuplar yazıp getiriyor veya yolluyordu. Aradan işte 35 yıl geçmesine rağmen onları hâlâ saklıyorum. Hayattayken iznimi almış, o güzelim mektupları yayınlamayı düşünmüştü. Kitaba: Sevgi Mektupları ismini koyacağını söy­lemişti. Zaman geçtikçe, Arif’in zekasına, nüktedanlığına, şiir­lerine hayranlığım artıyordu. Soyadını çok seviyordum.”
Mektuplarında Servet!, Yuvam Sery&t!, Güzel Kızım!, Herşe yim Kadınım!, Mert Kadınım!, S.A.! gibi ithaflar kullanan Arif Nihat Asya, evlendikten sonra kaleme aldığı mektuplarında da aşktan coşmuş bir ırmak gibi akmaktadır.
71. mektubunda şunları söyler:

“… Şu dünyada bir evim yoktur; fakat olacak ve ocağında ateş takdis edilecektir. Promete’nin ateşi Promete’nin olacak. Asya’nın ateşi Asya’nın kalacaktır. Yerler gökler paylaşıldığı gün, bana sarışın bir vatan düştü;

Sevgilisine kavuştuktan sonra “Seccaden kumlardı…” diye başlayan ve tam 199 mısradan oluşan muhteşem “Naafına imza atarak adağını yerine getirir.
III.
Arif Nihat Asya, kendisine Fırat ve Murat ismini veren iki ço­cuğunun annesi Servet’i çok sevdi. Öyle sevdi ki, eşinin, ken­disinde kusur olarak gördüğü şeyleri bile görmezden geldi.
Şu satırlar, yaşadığı aşkın büyüklüğü ve bugün yaşananların cılızlığını ve sefaletini yorumlamak bakımından dikkat çekici­dir:
“Şu bir buçuk senelik hayatım bir dualar kitabıdır. İkimizi de ağlatacak acıklı yerleri vardır. Bilirsin Servet. Bana artık, güzel yüzünden gülümsemenin yayıldığı günler, saçlarının bakma­ya, okşamaya doyamadığım, dilediğim kadar öpmeye kıya­madığım tel tel sarısıyla altınlaşan güzel mevsimler getir…”
“Çok özledim seni canım. Hep seni düşünüyorum. Diyorum ki: Burada oturmuştu. Burada gezmişti. Burada eğilmiş bir şey yazmıştı. Şurada kokusunu göğsüme öyle doldurmuştum ki hâlâ çıkmadı ve çıkmayacak. Ve şurada bileklerinden yaka­lamıştım. Nasıl da çırpınmıştı. Şurada sararmış benzi ve dağı­nık saçlarıyla kendisini bırakıvermişti ve bir dakika dinlenmişti. Hakkı vardı; onu yormuştum…”
“Beni sevginde nasıl temin ettinse sevgimizin resmi cephele­rinde öylece temin etmeyi sevginden, şefkatinden ve bana düşen işlerde bana salahiyet vermeni yüzümü yüzüne süre­rek rica ederim Servet’im”
Sözün özü şu: Arif Nihat Asya, Türk milletinin üstün nitelikle­rini övdüğü hamasi şiirleri, hitabet havası taşıyan metinleri kadar, ‘gerçek aşk’ın kıyılarında dolaşan kararsız mecnunlara da kılavuzluk eder. Yavuz Bülent Bakiler tarafından “Sevgi Mektupları” isimli kitapta toplanan Asya’nın eşi Servet Ha- nım’a yazdığı mektuplar bu cümleden olarak yeniden ve yine okunmalıdır…
Sevgi Mektupları’ndan alıntı I.             Mektup’tan
Küçük maceralarım bitti Servet, büyüğü başladı, başlamış bu­lunuyor. Senin için de böyle mi? içinde yaşadığımız günü, bir bayram arifesi ve yarım bir bayram yapmak elindedir. Sen bir nişanlı bıraktın, ben iki. Bununla övünmüyorum. Senin için on tanesi bırakılabilir. Ve daha neler bırakılacağını bilirsin ki mes’ulü hadiselerdir…Senin yüzünle, tebessümünle ve sıca­ğınla beslenerek yaşayabileceğim. Yaşatmak istemez misin? (12.VI.1940)

Mektup’tan

Güzel kızım benim, mert kadınım benim; mukadderat, adını adımın yanına koymakla en güzel işi yapmış oldu. Bununla if­tihar ediyorum. Mânâsız sözler söylemek için açılmış ağızlar da nihayet, “birbirlerine yakışıyorlar” demeye mecbur olacak,

göreceksin… Oh Servet, seni sevmekle ne kadar iyi etmişim. Çok üzüldüm. Büyük sarsıntılar geçirdim. Bunların mükafatını göreceğime artık inanıyorum Servet. Sen de inan ki şarkının söylediği doğrudur; doğru kalacaktır. Çözemeyecekler, ayla­mayacaklar ve yazına yazık olmayacak. (4.VIII. 1940)
21. Mektup’tan
Buhran içindeyim Servet, bitiyorum. Bu çırpınışa bu eriyişe ta­hammülüm kalmadı artık; Allah’ın verdiği canı iade etmeye karar verdim… Sen beni sevmiyorsun, fakat belki sadece be­nim tarafımdan bu kadar sevilmek sana fena gelmiyor, işte o kadar… Mektuplarım sende hatıra kalsın. Kaybetme. Günün birinde onlar kıymetlenebilir. Ben onları şimdiden kıymetli bu­luyorum. İçlerinde sen varsın. Onlar dünyanın belki en güzel değil fakat en içli ve en içten sevgi mektuplarıydı… (27-28.VI-
11.1940)
48. Mektup
Arayacaktın, aramadın; gelecektin, gelmedin kadınım. “Has­tanı bırak da gel” demeye dilim varmaz. Fakat hastan bir de­ğil kadınım. (26-27.111.1941)
96. Mektup
Servet, Fırat, Murat, benim aziz yavrularım. Gözümde tütü­yorsunuz. Sofrada, yatakta, sokakta sizi arıyorum. Gözümün aynasında sizi saklıyor, gözlerimi yumunca sizi görüyorum. Hatırlarınızdan, seslerinizden, saçlarınızdan, kirpiklerinizden öptüğüm günler ve geceler ince bir tül, ipek bir kumaş yumu­şaklığıyla sîzsiniz. Yüzünüze, gözünüze, sesinize, sözünüze ihtiyacım var. Beni çağırınız, bana sesleniniz; kucaklar, öper, bağrıma basar, kalbime kilitlerim sizi. Buradakilerin hepsinin selamı var. (13.111.1951)
ASYA’NIN BİR ŞİİRİ
Yollar
Varsın biraz da yollar çeksin benim cefâmı Artık verin çocuklar, artık verin asâmı!.
Bir başka kâinata, bir başka yurda yol var;
Siz örtünün garipler siz örtünün abamı!
Yorgun düşüp uzandım altında asümanın;
Gölgende buldum ey dal bir anne ihtimamı.
Şahane manzaraydı dünya sınırlarında Bir kubbenin rüku’u, bir zirvenin kıyamı.
Yükseklerinde ömrün dağlar, sular kovuklar: Yükseklerin diliyle tekrar edin nidâmı!
Dağlar lisâna geldi, gökler lisâna geldi;
Şerh oldu Mesnevfden yıldız
Şerh oldu Mesnevfden yıldızların kelâmı.
Şeffaf mavinizden abdest alıp el açtım Artık yakındayım, ey gökler, duyun duamı!

vatanındır. Kainatın efendi­si Muhammed Aleyhisselama muradım için naat adadım. Ya­zılacak ve okunacaktır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

üç nokta / Ay Vakti
nil yeşilinde keşkelerle kaybolmak! / Nesrin Çaylı
batı şiirinde aşk-ı memnu / Ahmet Sıvacı
adım şimdi / Reşit Güngör Kalkan
asya’ya ‘aşk’ yakışır! / Özcan Ünlü
Tümünü Göster