Çerceve

214
Görüntüleme

“Kelimelerin arka yüzleri okuyucuya aittir.“
İşte bu sebeptendir ki, birinin beğenmediğini diğeri beğenebilir. Göreceliliği bize nasip eden Allah’a şükürler olsun. Böyle başlamamın bir sebebi var elbette. Aşağıda bahsedeceğim kitap hakkındaki düşüncelerin hepsi tamamen bana aittir, kelimelerin arka yüzlerinin bana ait olduğu gibi…
Kitap kapağındaki ‘roman’ yazısı sizi yanıltmasın çünkü beni tamamen yanılttı. Gerçi bunun, okurun geçmiş deneyim- leriyle çok ilgisi var. Mesela benim bir romandan beklediğim, daha çok inceleme, karakter tahlili ve daha çok çözümlemedir fakat bunları bu romanda çok fazla bulduğumu söyleyemeyeceğim. Kitabın özellikle geçmişe dönüşten sonraki bölümleri, tamamen siyasi tarih ve anı niteliğinde. Bu kitabı roman olmaktan çıkarmış mı? Hayır. Dediğim gibi, bu konuda okuyucunun beklentisi ve geçmiş deneyimleri önemli.
Romanın adı, başlı başına açık bir gönderme; Asım’ın Nesli. Bu gönderme okuyucunun,kitapta kesinlikle karşılaşacağı lider ve onu izleyen topluluk mantığının bir göstergesi. Lider Asım ve nes­li. Bu mantık özellikle kitabın başında ve sonunda kendini göste­riyor. Kitabın başını ve sonunu benzer kılan diğer bir özellik ise ölüm ve ölümün birleştirici gücü. Ölüm, her ne kadar öleni bu dün­yadan ayırıyor ise de geride kalanları birleştirdiği tartışılmaz bir gerçek. İşte kitabın başındaki, Mustafa’nın cenazesi ile sonunda­ki Reşat Bey’in ölümü bu birleştiricilik için iki örnek.
Romanın baş karakteri Reşat Bey. Roman her ne kadar onun ya­şadığı siyasi olayları ön planda tutuyorsa da, Reşat Bey iç çatışma­ları olan, zaman zaman siyaset ile tasavvuf arasında kalan ve bu ikilemi gerek iç sesiyle gerekse diğer karakterlerle yaptığı konuş­malarla okuyucuya yansıtan bir karakter. Mesela, siyasetle olan yakın ilişkisi pek çok kez belirtilen Reşat Bey, özellikle Şeyh Efen­di ve Mevlevi Dede ile yaptığı konuşmalarda, tasavvufun ve diğer ilimlerin ‘nesil’ için siyasetten daha etkili ve yararlı olduğuna kana­at getirmiş ama yine de siyasetten vazgeçememiştir.
Reşat Bey’in bu ikilemi karakter özelliklerine de hoş bir biçimde yansıtılmış. Mesela Reşat Bey bir deniz tutkunu, insanoğluna sonsuz nimetleriyle hizmet ettiği gibi ölümcül fırtınalarıyla ölümü de getirebilen bir sonsuzluk… Reşat Bey de aynı tutkunu olduğu deniz gibi çevresinin hem korku hem güvenini kazanmış biri. Bu arada denizin kabına sığmazlığını ve şekil verilemezliğini de Reşat Bey’in karakterinde görmek mümkün.
Kitapta dikkatimi çeken bir diğer karakter de Hasan Bey. Tasavvufu siyasete tercih etmiş, etrafı duvarlarla çevrili evinde yaşayan ve dervişane bakışlı, yumuşak başlı bir insan. Yine de zaman zaman kendi içinde savaşlar yaşayan bir karakter. Bu savaşlardan en şiddetli olanı kitapta gayet gerçekçi ve etkili bir dille anlatılmış. Korkuların birer canavar olarak betimlenmesi alışılmış olsa da kullanılan üslup, bu alışılmışlığı aşmış ve okuru yakalamayı başarmış.
Romanın beni en çok etkileyen bölümü, göndermelerin doruğa tırmandığı son bölüm. Reşat Bey burada, celladının yol göstericisi Osman Nuri Bey’le karşılaşır. Reşat Bey’in, elini sıkan eli yılana benzetmesi, bir bahçede olmaları ve bahçedeki ağaç, aynı bölüm içinde kullanılmaları hiç de tesadüf olmayan üç semboldür. Hele ki devam eden paragrafların birinde Osman Nuri Bey’in baştan çı­kartıcı, övücü dilini kullanması, bunların tesadüf olmadığının diğer bir göstergesidir.
Aynı bölümün sonlarına doğru Reşat Bey’in kalabalıklar hakkında söylediği bir söz var ki bana George Orwell’in 1984 isimli kitabın­dan bir sahneyi hatırlattığını itiraf etmeliyim. Kitabın kahramanı Winston bazı şeylerin bilincinde olduğu halde nasıl da galeyana gelip kalabalığa uymuştu. Belki Reşat Bey de celladına bunu an­latmaya çalışıyordu; kalabalığa uyduğunu, yanlış yolda ol­duğunu.

Kitabın en beğendiğim bölümü son bölümü demiştim ya, kitapta beni en çok etkileyen söz de Niyazi Mısri Hazretlerinin şu sözü ol­du:
“Anlamaz hayvan olan, hayran olan anlar bizi.“
Fazla söze gerek yok, her yazının bir yazanıbir de yazdıranı vardır.Mühim olan aynaya hangi trafından bakacağını bilebilmek…Bu arada tek kanatlı kuş olur aslında, olur da uçamaz.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Büyük Rüyalarla Geçen Bir Ömür / Alim Yıldız
Çerceve / Esra Karabiber
Alem-i Berzahtan Notlar -II- / Muhittin Fırıncı
Ayışığı Dallarıma Çiğdem Dadanmış / Alâaddin Soykan
Gül Kurusu / Selami Şimşek
Tümünü Göster