Gurbetsiz Özlemlerde Sen

203
Görüntüleme

Külçeden adımlarla arşınladım mekanları. Omuzlarımda, başkalarının programladığı hayata sürüklenmeyi görev bilmiş bir baş­ka benle. Gürültülü yaşadım hayatı, nazik tebessümler takındım, sen bu şehirden uzaklardayken.
Böylesi kalabalık yaşayışlarımda, bir elbise gibi giyindiğim diğer beni taşımak, ne zor bir bilsen. Yüreğimde kıpır kıpır seslenişle­re kulak tıkamak, hakikatlerini, özlemlerini rehin bırakmışcasına, kaldığın şehirde gurbetleşmek kendine… Pürtelaş başkalarıy­la, başkalaşarak akmak… Zor!
Ya aksi, ya başkalaşmadan yaşayabilmek, bunu neden yapmadığım ya da yapamadığım sorusunun cevabı hem çok anlaşılır ve kolay ve hem de bir o kadar ikircikli…
Öyle ya, neden başkalaşır ki insan?
Neden, başkalarının akışında sürüklenir ki?
Bu aslının asimilasyonu değil midir?
Sevgilerimiz mi bizi değişmeye itiyor?
Değişime zorunlu hissedişlerimiz sevdiklerimizin memnuniyetine endekslenmiş ise sevgiyi göreve mi dönüştürüyoruz? Ya ken­dimiz olabilmemiz, kendimiz kalabilmemiz?
………….
Annem “bir yanını sıradan bırak, sıradan yaşanmışlıklardan da edinimlerinin olabileceği muhtemeldir.” derdi.
Güzel de; o sıradan yaşanırlık kısa bir süre sonra ne denli zor geliyor insana.
Hissettiğinde, gülümseyişlerinin hesabını veremiyorsan, yalnız da kalamıyorsan, zorunlu akışa bırakıyorsun kendini.
Hızlı adımlar, yorgun bedenlerle biteviye koşuşturuyorsun.
Nereye? Hep aynı yere, hep aynı şeye. Hayatı bilinen bir nakarat gibi tekerrür ettirip duruyorsun ya, gün geçmiyor arasından her bir tekerrürün. Acıtan gülümseyişlerle içinde oluşunu izleyip acıyorsun, canını acıtıyorsun öylece.
Gün batımlarına sırt dönüşler, bir tabak yemeğe gönül verişler, yemyeşil çimenleri es geçişleri izliyorsun. Erguvanlar açmış, sol­muş kime ne? Akasyaların beyazına gün batımlarında hüzün çökmüş ne gam! Her mevsim güller açarmış ama birbirine hiç benzemezmiş, kendine münhasır duruşlarında bin bir sevdalı yüreğin resmini çizerlermiş renkleri ve kokularıyla kimler izlermiş “subhanallah” diyerek ?
Yürekler berteraf edilmiş, zihinler bedenlerin ihtiyaçları için yorulmakta…
Acı!
Seyri yoruyor insanı.
………………

Oysa, oysa kocaman bir dünya saklıyorsun içinde. Gece gökyüzünün karasına bir göz, gün batımına turuncu bir gü­lüş konduruyorsun da paylaşamıyorsun işte!
İçindeki kocamanlık, şaşkın ve kimsesiz yalpalıyor. Yorgun bedenleri dinlendiren odalar daralıyor. Ayak uçlarına basa basa gecenin karanlığında, uykulu derin nefeslerin arasından sıyrılıp, kapı gıcırdamasın diye pencereden özgürlüğe firar ediyor­sun. İçinde tatlı bir heyecan, yaramaz bir buluşma… Neyle buluşacağının, neleri demleyip içinde, neleri ve kimi izleyeceğini bilmenin huzuru ile…
Gün boyu salınan, kıpırtılarıyla gölgelere bürünen deniz, gecenin bu sessizliğinde bir ikram gibi durgun.
Ayaklarına dolanmadan önünde seriliyor kıyılar. Canına dost olanın gölgesi düşüyor az öteye. Ellerini uzatıp yakalamak istercesine uzanıyorsun, yüreğinde şen ama bir o kadar eksik kıpırdanışlarla.
Islak bir düşü yaşamak nasıldır bilir misin?
Kaybolmaz o gölge, ama dokunamazsın da bir türlü. İzleyişinde mutmain bir gülüşle sobelersin sadece.
Saklambaçça bir saklanıştır bu. Dokunulmayacak kadar gölge, özlem giderecek kadar sen! (ahhh sen!)
Ardını dağa yaslamak nedir bilirsin! (Bak bunu en iyi sen bilirsin!)Öylesi bir güvenle seyredersin denizi, ezan seslerine bürün­müş sabahlarda.
Sonra kollarını iki yanına kocaman açıp, ıslak ayaklarınla kendi etrafında dönersin de, dağı ardına alıp, gözlerinin önünde, kendi turuncu gülüşüne karışmış akşam karası bir çift gözün seviştiği denize dalarsın.Mor hüzünlerle el sallayarak gün doğu­muyla birlikte, gece karası gözlerin vedası gibi kaybolur gece.
O bir çift göz sanki hep ardındadır. (bekleyerek ufukları izleyen) Bu sanmalara inanıp, başını kaldırıp bir şarkı mırıldanırsın, “dün gece seni gördüm yine/ bembeyaz bir yağmur içinde/ bir rüya değil sanki/ gülüyordun gözlerime!”
Henüz gündüzün beyaz ipliği ile örülmemiş gece rengi gökyüzünün ortaklığını, yekpare örtü oluşunun tesellisiyle…
Aynı tedirgin ve o denli ürkek, yaramaz bir çocuk edası ile yaşadığın içindeki kocamanlığı tembihleyip, balkon camından usul­ca aralarsın, kalabalıkların yaşadığı, kimsizliğinden mesul kimselerin uykulu sabahından hayatı.
Her gece bu yaramazlığı yaşayıp, bir sır gibi saklarsın içinde, birikir, birikir birikirsin.
Gurbette değil, gurbetleşerek özlersin. Öylece…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Güldü de / Feride Sezer
Sûfi ve Şiir / Bilal Kemikli
Alnımızdaki Uçurum / A.Vahap Dağkılıç
Yaşıt Adımlar / Eyüp E. Akyüz
Yalnızlık Manifestosu / Taner Taştekin
Tümünü Göster