Adına Küsmüş Bir Yalnızlık Şimdi

Sevgili Robinson’a ve onun sevimli adasına imrenmeyen mi var?

Daniel Defoe, şüphe yok ki sürekli kıskançlık krizleri eşliğinde tamamlamıştır geriye kalan ömrünü. Hem onun kadar kitaplara girmiş kaç kahraman gösterebilirsiniz ki? Hani haksız da değil Defoe; ıssız bir adada tam yirmi dokuz yıl, iki ay, on dokuz gün yalnızlığa, doğayla didişmeye ve hayallere mahkum ettiğiniz bir hayal kahramanı, yüzyıllar boyu isminizi gölgede bırakıyor, iş mi Allah aşkına şimdi bu?
İşin doğrusu, her roman kahramanı biraz da Robinson’dur desem, bilmem ne düşünürsünüz? Hepsi de onun kadar tedbirli, onun kadar mücadeleci ve en az onun kadar umut dolu… Boşboğazlık yapıp da rahatınızı kaçırmak istemem, fakat yaşadığımız her mekanda adasını kaybetmiş o kadar çok Robinson var ki, bu manzaraya hayıflanmamak ne mümkün. Yalnız bir farkla, kendi rüyasını arayan ve uzaklara özlem duyan sahte Robinsonlar’ın gerçek Robinsonlar kadar ayakta duran “değer”leri yok; tedbirsiz, pes etmiş ve umudu sönük milyonlarca kahraman(î).

Üç beş gün önce, sınıfta, Robinson’u anlattım öğrencilerime. Çok beğendiler dinlerken, sessizce ve düşünerek. Yazın öyleyse dedim, onun yerinde siz olsaydınız neler yapardınız tek başınıza o sevimli adanızda? Bir heyecan, bir telaş, sarıldılar hemen kaleme, kağıda. Görmeliydiniz, ne kelimelerdi onlar öyle; umut, beklemek, kulübe, ateş, gemi, dua, sevgi, tohum ve daha neler neler. Hele bir cümle vardı ki, gün boyu aklımın çengeline takılı kaldı, o da şu; “Adada iki ada vardı; biri bendim, biri de içimdeki ada…” Ne diyeceğimi şaşırdım! Çağırdım yanıma bu cümlelerin sahibini; küçük, cılız, esmer bir kız çocuğu… Gözlerimi ayıramadım gözlerinden , neden dedim, içinde bir ada daha var senin? Ağladı ve kızılca kıyametler koptu gönlümde, annesi o akşam ölmüş.

Anladım ki Defoe’nin kahramanı aslında net görüntülerle birlikte yanı başımızda, hemen şuracığımızda yaşıyor, adasına uzanacak kurtarıcı bir el bekliyordu umutsuz sözlerle. Yaşadığı mekanı ıssız bir adaya çevirmedeki ustalığıyla ne kadar mahir olduğunu ispat eden, çevremizdeki büyük küçük birçok insanı kutlamak gerekiyor doğrusu! Çünkü onlar Robinson kadar tedbirli, onun kadar mücadeleci ve umut dolu olmasalar bile, yine de ıssızlığın ortasında bulunmaktan pek o kadar da şikayetçi değiller. Bakar mısınız lütfen, Robinson’u hayal kahramanı olmakla suçlayanlar ve ona burun kıvıranlar, koskoca evrende yalnız yaşadıklarının farkında bile değiller!

“Adada iki ada vardı; biri bendim, biri de içimdeki ada” düşüncesinin henüz bir çocuğun hayal dünyasındaki kabullenişte aranan o masum sebep ne olabilir acaba? Bana soracak olursanız, aslında ada olmak ve ürperten serüvenlere girmek, elifi elifine toplumsal bir ayniyet meselemiz. Şiirimizin, şarkımızın resmimizin, romanımızın ve hatıra geleneğimizin kutsal bir dekoru olan “ada”, bu anlamda yalnızlığımızın ya da yalnızlığa gizliden isyanımızın hazin bir belgesi. Mevsimi yok çünkü bu gidişin. Renklerin en koyusunu seçişimizde bile acımtırak bir kılgı vardır bu soyut vesilelerde. Doğrusu ada ve Defoe, gizli bir evrenin açlığını patlattıkları için büyük ölçüde suçludurlar kanımca. Ne Robinson’u ne de kutsal yalnızlık öykünmelerini aklayacak bir belge yok günlüklerimizde.

Yusuf Atılgan “Anayurt Oteli” isimli o ünlü romanında, adada yaşamanın kırık bir öyküsünü anlatıyor şehirli insana. Ada dediğime bakmayın siz, hepsi hepsi bir oda… Kahramanımız belki de hayatının en zor kararına imza koyuyor ve yalnızlığın ömür törpüsü sularında bir başına kalmanın, soğuk duvarlarda yankılanan sesine düşen esrarlı sükutla birlikte, kahreden bir tutkuyu besteliyor bedeninin diliyle boşlukta sallanarak!

“Kırsal bir türkü” gibi gittikçe kabaran yürek boşluğunun ezberi tutulmaz bir şiiridir “adalı” olmak. Kaçmak istediğinizde bir şenlikli mağaradır o, sıkıldığınızda ise yıldızlı makberlerin hatıralarınızı Robinson’un inadına anıtlaştırması belki de. Ne dersiniz, Orhan Veli haksız mı şimdi şehirli yaşıyor olmasının sıkıntısı içinde;

“Gün olur, alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda…
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovan kuşlarının peşisıra…”

İlahi Robinson, elma dersem kurtul artık şu adadan!

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Adı Bende Saklı İnadına Hâlâ / Hakan Özbek
Taraflı Tarafsız Ölüm / Mehmet Yüzücü
Geceye Yıldız Değdi / Nesrin Çaylı
Alın Çizgilerimi / Gıyasettin Yiğiter
Mor / Feride Sezer
Tümünü Göster