Batum Günlüğü

171
Görüntüleme

İstanbul’dan hareket edeliberi sabah-akşam tatlı bir koşturmacayı dile getirmeye başlamadan önce Gürcistan’ın tarihçesi gözlerimin önünden geçiyor. Dünya sisteminde­ki demir perdenin iki merkezli diktasından biri olan
Sovyetler Birliği’nin pençesinde çekilen külli ıstırap, özellikle Batum merkez olmak üzere Acaristan Cumhuriyeti (Gürcis­tan’ı meydana getiren özerk idarelerden biri)Müslümanlarının, siyasi ve kültürel alanlarda cehalet ve fakirliğe itilmeleri olmuş­tur. Yüzde doksan beşi Müslüman olan Acaristan’ın cum­hurbaşkanının son yıllarda kilise yapımına hız veren ateşli bir hristiyan olduğunu söylemek, bunu anlayabilmek için yeterli olsa gerek. Türkiye için Azerbaycan’a geçiş hattını oluşturan Transkafkasya ülkelerinden Gür­cistan, Türkiye için Azerbaycan’a intikali sağlayan bir köprü. Acaristan ise Hristiyan çoğunluklu ve Gürcistan’da Türkiye’nin Sarp sınır kapısının öte tarafında kendi koza­larında bekleşip duran Müslüman insanlarla dolu, garip bırakılmış özerk bir cumhuriyet. Bu özerk cumhuriyetin başkenti Batum, Sovyetler döneminden itibaren Mosko­va’ya demiryolu ile bağlanmış. Burası, Moskova’nın, Ana­dolu yarımadasına ulaşabilmesi için aşması gereken belki de son sıradağlar ve yiğitler diyarı. Aslında sınırlar, çoğu kez, kültür ve inanç haritalarını ortaya koymuyor; bilakis kardeşler arasına duvar çeken sunî birer hat halinde çi­zilmiş görünüyor. İşte bu acı gerçeklerden biri de, diğer sınır boylarımızda olduğu gibi, Sarp sınır kapısında müşahede edilmektedir.
Türkiye’de bayramlarda yaşadığımız, çocukluğumuzdan bayram sevinciyle hatırladığımız ve çocuklarımız için belki bayramların en can alıcı örf ve adetlerinden biri olan bayram harçlığını, orada da yaşatmaya çalıştık. Bü­yüklerin ellerinden öpmek, memleketimizdeki aile büyüklerinden selam iletmek yüreklerdeki küllenmiş muhabbet közlerini alevlendiriverdi.
Kimileri, Türkiye’de, kurban ibadetinin sosyal yönünü ve yüzyılların ibadet geleneğini fazla dikkate almadan sün- net-vacip ekseninde, maksadı aşan bir paradigmayla halkın zihnini Acara’nın deniz sahilinden 1700 metre yükseklik­teki sarp dağların yamaçlarına serpilmiş, metal kullanılmadan yapılmış, dilme ahşap allak-bullak ederek tartışmayı açarken, biz geçmeli asırlık evlerle donanmış bölgede bir kurban bayramı vesilesiyle Müslümanlar arasında yayılması ve yaşatılması farz olan kardeşlik bilinci, dayanışma ve yardımlaşma mükellefiyetinin edası için Batum’daydık.

Buradaki Müslümanların Hristiyanlaştırılması faaliyetleri dikkate alındığında, isabetle seçilerek gelinen bu diyarda Kurban Bayramı sebebiyle yapılan yardımın, az da olsa, genelde Gürcistan’a, özelde Acaristan Cumhuriyeti Müslümanlarına Türkiye’den esen psikolojik ve sosyal moral rüzgarı olduğunu hissettik. Müslüman veya Hristiyan olsun, fakir insanların yüzlerinin güldüğünü gördük. Resmi ve sivil çevreler, buralarda paralar dağıtılarak, vaatler yapılarak, özel eğitimler verilerek Hristiyanlaştırma faaliyetlerinin özellikle Şevardnadze sonrası yeni Tiflis yönetimi tarafından arttırıldığını ifade etmekteler. Zaten biz de yeni yeni inşa edilen kiliseleri kurban etlerinin dağıtımı esnasında bizzat müşahede edebiliyorduk. Yine resmi ve sivil çevreler, Gürcistan’ın yeni devlet başkanının anne tarafından Ermeni olmasının da verdiği destekle, artık Ermeniler’in Müslümanlara karşı öldürme olaylarına başladıklarını ifade etmelerini teyit eden bir olaya bayramın ikinci günü bizzat yerel TV. haberlerinde biz de şahit olduk. Haberi geçen bu vahim olayda üç Müslüman, Ermeni komitacılarca öldürüldü. Müslümanların mikro planda Acaristan’da, makro planda ise Gürcistan ve Kafkasya’da, aile planlaması gibi masumane (!) kılıflar altındaki nüfus oyunlarıyla Müslüman ülke ve yerlerde demokratik politika üretme yolunda olan dünya çapında örgütlenmiş haçlı siyonist emelli ege­men dünya sisteminin derin sistematik eritme siyasetlerine karşı; demografik ağırlıklarını koyabilmeleri için Pey­gamberi projeksiyonla son haddine kadar çok çocuklu aileler kurmaları, siyasi gelecekleri için ise; Türkiye ayağının da içinde olacağı “kökü mâzîde olan âtî” tarih anlayışını özümsemiş, çok yönlü bir eğitim ağına öncelikle ve acilen ihtiyaç vardır. Bunu sağlayacak prototip fert ve cemi­yetler ise, Türkiye’deki manevî ağırlıklı oluşumların hiçbi­rine yüzde yüz kapılmadan ve onlarsız da olamayacağının idraki içinde, Osmanlı bakiyesi güzelim Türkiye tec­rübesindeki gökkuşağı renklerini özümseyebilmiş harmanlayıcılar olabilir, diye düşünüyorum, hayata Batum’dan baktığımda. Buna ilâveten bir de Batum’un, yüzlerce hatta binlerce kilometre uzağındaki Moskova’ya demiryoluyla bağlantısının sağlandığı gibi yarım saat bile uzağında olmayan Türkiye topraklarına ilk fırsatta bağlantı­sının sağlanması, kardeş bölge halkının kaynaşması yanın­da, Türkiye’nin müstakbel psikolojik güvenliği için, tarihin ve konjonktürel sürecin bize yüklediği gayet zaruret arzeden stratejik bir görevdir.
Batum’da Türkiye ile şu veya bu oranda irtibatlı olan hayır­lı öbeklenmeler de zihnen ve malen oldukça zayıf oldukla­rı izlenimini veriyorlar. Acaristan müftülük makamı cılız, yetersiz ve desteksiz. Gözümüzün ışıltısı Osmanlı yadigarı Orta Cami, hâlâ dimdik ayakta ve İstanbul’dan gelecek di­ye beklediği; ayakları yere basan, planlı, kalıcı gayret ve faaliyetleri gözlüyor.
Batum; sanki Bat,um, Bat-ım, Bat-mak, Batak-lık,… gibi çağrışımları taşıyan bir kelime gibi geliyordu. Doğru bir çağrışım olduğunu, Avustralya evkaliptuslarının yüzseksenbin nüfuslu şehri adeta bir ormana çevirdiğini söyledik­lerinde daha iyi anladım. Bu zalim ağaç, filin karesi bir iştiha ile an be an su içen ve kanmayan bir ejderha ağacıy­mış gibi 24 saatte 150 litre su içiyormuş köklerinden. Dışarıya fırlamış arslan ayaklı ökten pençelerinden, yosun bağlamış upuzun ve etli koca gövdesinden bunu anlamak hiç de zor olmadı. Ve böylece Batum, ayak batıran batak­lıklarından kurtarılarak bugünlere gelebilmiş. Resmî ve sivil çevreler, buralardaki mevcut ve muhtemel bataklıkların içine birer Avustralya evkaliptusu misali fert fert dikilerek kafa ve kalbimizle varlık göstermemizin, bölge ve Tür­kiye’nin yakın ve uzak geleceğinde hayatî önem taşıdığını lisân-ı hâl ile kulaklarıma fısıldadılar.

Allah’ısmarladık Batum,
Allah’ısmarladık ecdâd yadigarı bereketli toprak,
Geç de olsa bir bayram sabahı;
Halleştik dedelerimizden sonra.
Merhaba Sarp,
Sunî sınırı
Çekil aradan.
Kucaklaşmak istiyor;
Dağ dağ, kardeş kardeş,
Türkiye-Gürcistan.
Böyle istiyor yüce Yaradan.
Hayallerimizi süsleyen,
Muhammed Mustafa muştusu,
Hidayet coğrafyasının can damarı,
Yüce ülke!
Sana kucak dolusu selamlar;
Avuçlarını yumuk yumuk açan bebelerden,
Asırlık çınarlar misali toprak yüzlü dedelerden,
Bahçıvan titizliğiyle toprağı filizleyen,
Öpülesi ellerden.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Üç Analık Kız / Naz Ferniba
Zakkum Hanım yahut Çıkmaz Şiir / Yasin Uzun
Batum Günlüğü / Ahmet Eroğlu
Bir Çığlıktır Sesime Siperlenmiş / Selami Şimşek
Anne / Hasan Tiyek
Tümünü Göster