batum günlüğü

35
Görüntüleme

İstanbul’dan hareket edeliberi sabah-akşam tatlı bir koş- turmacayı dile getirmeye başlamadan önce Gürcistan’ın tarihçesi gözlerimin önünden geçiyor. Dünya sisteminde­ki demir perdenin iki merkezli diktasından biri olan Sov- yetler Birliği’nin pençesinde çekilen küllî ıstırap, özellikle Batum merkez olmak üzere Acaristan Cumhuriyeti (Gürcis­tan’ı meydana getiren özerk idarelerden biri)Müslümanlarının, siyâsî ve kültürel alanlarda cehâlet ve fakirliğe itilmeleri olmuş­tur. Yüzde doksanbeşi Müslüman olan Acaristan’ın cum­hurbaşkanının son yıllarda kilise yapımına hız veren ateşli bir hristiyan olduğunu söylemek, bunu anlayabilmek için yeterli olsa gerek. Gürcistan, Türkiye için Azerbeycan’a geçiş hattını oluşturan Transkafkasya ülkelerinden Gür­cistan, Türkiye için Azerbeycan’a intikâli sağlayan bir köprü. Acaristan ise Hristiyan çoğunluklu ve Gürcistan’da Türkiye’nin Sarp sınır kapısının öte tarafında kendi koza­larında bekleşip duran Müslüman insanlarla dolu garip bırakılmış özerk bir cumhuriyet. Bu özerk cumhuriyetin başkenti Batum, Sovyetler döneminden itibaren Mosko­va’ya demiryolu ile bağlanmış. Burası, Moskova’nın, Ana­dolu yarımadasına ulaşabilmesi için aşması gereken belki de son sıradağlar ve yiğitler diyarı. Aslında sınırlar, çoğu kez, kültür ve inanç haritalarını ortaya koymuyor; bilakis kardeşler arasına duvar çeken sun’î birer hat halinde çi­zilmiş görünüyor. İşte bu acı gerçeklerden biri de, diğer sınır boylarımızda olduğu gibi, Sarp sınır kapısında müşa- hade edilmektedir.
Türkiye’de bayramlarda yaşadığımız, çocukluğumuzdan bayram sevinciyle hatırladığımız ve çocuklarımız için belki bayramların en can alıcı örf ve âdetlerinden biri olan bayram harçlığını orada da yaşatmaya çalıştık. Bü­yüklerin ellerinden öpmek, memleketimizdeki aile büyüklerinden selâm iletmek yüreklerdeki küllenmiş muhabbet közlerini alevlendiriverdi.
Kimileri, Türkiye’de, kurban ibadetinin sosyal yönünü ve yüzyılların ibadet geleneğini fazla dikkate almadan sün- net-vacip ekseninde, maksadı aşan bir padigmayla halkın zihnini Acara’nın deniz sahilinden 1700 metre yükseklik­teki sarp dağların yamaçlarına serpilmiş, metal kullanıl­madan yapılmış, dilme anhşap allak-bullak ederek tartışmayı açarken, biz geçmeli asırlık evlerle donanmış bölgede bir kurban bayramı vesilesiyle müslümanlar ara­sında yayılması ve yaşatılması farz olan kardeşlik bilinci, dayanışma ve yardımlaşma mükellefiyetinin edâsı, için Batum’daydık.

Buradaki Müslümanların Hristiyanlaştırılması faaliyetleri dikkate alındığında isabetle seçilerek gelinen bu diyarda Kurban Bayramı sebebiyle yapılan yard mın, az da olsa, genelde Gürcistan’a özelde Acaristan Cumhuriyeti Müslümanlarına Türkiye’den esen psikolojik ve sosyal moral rüzgârı olduğunu hissettik, Müslüman veya Hristiyan olsun, fakir insanların yüzlerinin güldüğünü gördük. Resmî ve sivil çevreler, buralarda paralar dağıtılarak, vaadler yapılarak, özel eğitimler verilerek Hristiyanlaştırma faaliyetlerinin özellikle Şevardnadze sonrası yeni Tiflis yönetimi tarafından arttırıldığını ifâde etmekteler. Zaten biz de yeni yeni inşâ edilen kiliseleri kurban etlerinin dağıtımı esnasında bizzat müşâhede edebiliyorduk. Yine resmî ve sivil çevreler, Gürcistan’ın yeni devlet başkanının anne tarafından Ermenî olmasının da verdiği destekle, artık Ermeniler’in Müslümanlara karşı öldürme olalarına başladıklarını ifâde etmelerini teyit eden bir olaya bayramın ikinci günü bizzat yerel tv. haberlerinde biz de şahit olduk. Haberi geçen bu vahim olayda üç Müslüman, Ermeni komutacılarınca öldürüldü. Müslümanların mikro plânda Acaristan’da, makro plânda ise Gürcistan ve Kafkasya’da, âile plânlaması gibi ma- sumhani (!) kılıflar altındaki nüfus oyunlarıyla Müslüman ülke ve yerlerde demokratik politika üretme yolunda olan dünya çapında örgütlenmiş haçlı siyanist emelli ege­men dünya sisteminin derin sistematik eritme siyasetleri­ne karşı; demografik ağırlıklarını koyabilmeleri için Pey­gamberi projeksiyonla son haddine kadar çok çocuklu âi- leler kurmaları, siyâsî gelecekleri için ise; Türkiye ayağının da içinde olacağı “kökü mâzîde olan âtî” tarih anlayışını özümsemiş, çok yönlü bir eğitim ağına öncelikle ve âci- len ihtiyaç vardır. Bunu sağlayacak prototip fert ve cemi­yetler ise, Türkiye’deki manevî ağırlıklı oluşumların hiçbi­rine yüzde yüz kapılanmadan ve onlarsız da olamayaca­ğının idrâki içide, Osmanlı bakıyyesi güzelim Türkiye tec­rübesindeki gökkuşağı renklerini özümseyebilmiş har- manlayıcılar olabilir, diye düşünüyorum, hayata Ba- tum’dan baktığımda. Buna ilâveten bir de Batum’un, yüzlerce hatta binlerce km. uzağındaki Moskova’ya de- miryoluyla bağlantısının sağlandığı gibi yarım saat bile uzağında olmayan Türkiye topraklarına ilk fırsatta bağlantı­sının sağlanması, kardeş bölge halkının kaynaşması yanın­da Türkiye’nin müstakbel psikolojik güveni ği için, tarihin ve konjonktürel sürecin bize yüklediği gâyet zarûret arzeden stratejik bir görevdir.

Batum’da Türkiye ile şu veya bu oranda irtibatlı olan hayır­lı öbeklenmeler de zihnen ve mâlen oldukça zayıf oldukla­rı izlenimini veriyorlar. Acaristan müftülük makamı cılız, yetersiz ve desteksiz. Gözümüzün ışıltısı Osmanlı yadigârı Orta Cami, hâlâ dimdik ayakta ve İstanbul’dan gelecek di­ye beklediği; ayakları yere basan, plânlı, kalıcı gayret ve faaliyetleri gözlüyor.
Batum; sanki Bat,um, Bat-ım, Bat-mak, Batak-lık,… gibi çağrışımları taşıan bir kelime gibi geliyordu. Doğru bir çağrışım olduğunu, Avustralya evkaliptuslarfnın yüzsek- senbin nüfuslu şehri âdeta bir ormana çevirdiğini söyledik­lerinde daha iyi anladım. Bu zalim ağaç, filin karesi bir iş- tihha ile an be an su içen ve kanmayan bir ejderha ağacıy­mış gib İ24 saatte 150 litre su içiyormuş köklerinden. Dışarıya fırlamış arslan ayaklı ökten pençelerinden, yosun bağlamış upuzun ve etli koca gövdesinden bunu anlamak hiç de zor olmadı. Ve böylece Batum, ayak batıran batak­lıklarından kurtarılarak bugünlere gelebilmiş. Resmî ve sivil çevreler, buralardaki mevcut ve muhtemel bataklıkların içine birer Avustralya evkaliptusu misâli fert fert dikilerek kafa ve kalbimizle varlık göstermemizin, bölge ve Tür­kiye’nin yaın ve uzak geleceğinde hayâtî önem taşıdığını lisân-ı hâl ile kulaklarıma fısıldadılar.

Allah’ısmarladık Batum,
Allah’smarladık ecdâd yâdigârı bereketli toprak, Geç de olsa bir bayram sabahı;
Halleştik dedelerimizden sonra.
Merhaba Sarp,
Sun’î siniri Çekil aradan.
Kucaklaşmak istiyor;
Dağ dağ, kardeş kardeş,
Türkiye-Gürcistan.
Böyle istiyor yüce Yaradan.
Hayallerimizi süsleyen,
Muhammed Mustafa muştusu,
Hidayet coğrafyasının can damarı,
Yüce ülke!
Sana kucak dolusu selâmlar;
Avuçlarını yumuk yumuk açan bebelerden, Asırlık çınarlar misâli toprak yüzlü dedelerden, Bahçıvan titizliğiyle toprağı filizleyen,
Öpülesi ellerden.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

üç analık kız / Naz Ferniba
zakkum hanım yahut çıkmaz şiir / Ay Vakti
gece güvercin kanadında / Adem Keven
batum günlüğü / ahmet eroğlu
bir çığlıktır sesime siperlenmiş / Selami Şimşek
Tümünü Göster