TANKLARIN İÇİNDEN GEÇEN ÇOCUK

103
Görüntüleme

Aydınlık yüzlü Türkiyem Sabahları gümüş, akşamları altın yüzlü; Gez uçtan uca Anadolu’yu, Rumeli’yi… İnsanları er sözlü. Aslanlar yurdu Türkiyem Hain tanklarına koç yiğitler direnmiş Meşeler gibi dal budak salınmış hür; Çınarlar dört bir yanda Zafer meydanlarında Ufuk olmuş, bayrak olmuş dalgalanmış. Ölürüm de vazgeçmem senden Senin için sözüm sesim Senin için güzel Türkiyem
Aklım da kalbim de dışarı çıkmam gerektiğini söylüyor. Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor, ne uğruna yaşayabildim ki şimdiye kadar? Bu dünyayı yaşanmaz kılanlara karşı neler yapabildim? Yarım saattir içini kemiren bu sorulara cevap arıyordu… Sezai Karakoç’un o meşhur dizelerini hatırladı; Bu dünyada olup bitenlerin olup bitmemiş olması için ne yapıyorsun? Sahi dedi kendi kendisine, ne yaptım şimdiye kadar? Filistin’de evleri yıkılan çocuklara mı sahip çıktım? Suriye’de ülkesi tarumarAklım da kalbim de dışarı çıkmam gerektiğini söylüyor. Hayatım bir film şeridi gibi gözümün önünden geçiyor, ne uğruna yaşayabildim ki şimdiye kadar? Bu dünyayı yaşanmaz kılanlara karşı neler yapabildim? Yarım saattir içini kemiren bu sorulara cevap arıyordu… Sezai Karakoç’un o meşhur dizelerini hatırladı; Bu dünyada olup bitenlerin olup bitmemiş olması için ne yapıyorsun? Sahi dedi kendi kendisine, ne yaptım şimdiye kadar? Filistin’de evleri yıkılan çocuklara mı sahip çıktım? Suriye’de ülkesi tarumar
Esaret ta kalbimizden başlıyor. Modern bir kölelik sisteminin içinde ayakları prangalı, elleri kelepçeli, kalbi esir alınmış bir hayat bizimkisi… Nereye gideceğimiz, ne düşüneceğimiz, nasıl yorumlayacağımız, ne okuyacağımız ve nerede yaşayacağımız önceden belirlenmiş; bizden sadece uymamız isteniyor. Hem onlar bizim için düşünüyor, bizim iyiliğimiz için öyle ya! Bizim iyiliğimiz için kendilerini bir kenara bırakıp bizi düşünüyorlar. Geleceğimizi planlıyorlar, yapacağımız görevleri belirliyorlar, herşey ama herşey onların ajandalarında yazılı… Tüm ihtiyaçlarımızı biliyorlar, bizi bizden daha iyi tanıyorlar. “Önemli olan samimiyettir” diyorlar, “Din bir vicdan işidir’” diyorlar, “Sen teslim olursan Allah da seninle olur” diyorlar. Ben ne kadar teslim olursam; aklımı, vicdanımı ve kalbimi ne kadar ne kadar size verirsem o kadar kazanacağım öyle mi? “Önemli olan teslimiyettir” sloganıyla yola çıkanlar, kültürleriyle, eğitimleriyle, medyalarıyla bireyi toplumsallaştırmışlar; artık birey yok cemaat var. Alttan alta “Cemaat böyle düşünüyor, sen de böyle düşün” diyorlar, yani sen tek başına farklı bir şey düşünme, bak cemaat böyle yapıyor, sen de uy. Hem gerek yok farklı düşünmene, teslim olursan kazanırsın. Nankörlük edersen kaybedersin, sen bilirsin.Önce kalbimizi tutsak ettiler, ardından aklımızı inşa etmeye koyuldular. Bir zaman sonra bedenimiz tamamen aklın ve yüreğin esiri haline geldi. İşgal altındaki bir kalple, işgal altındaki bir kafayla gerçek dünyada neler olup bittiğini; tüm bu başımıza gelen felaketleri nasıl görebiliriz?Hem, aklımız ve kalbimiz esaret altındayken hangi toprak parçasını kurtarmaya gidebiliriz? Saate baktı, daha fazla gecilmemeliyim diye düşündü… Pencere kenarında izlediği sokakta kaldırım taşlarına baktı. Ne kadar da büyüktü… Taş bulabilir miyim diye çevreyi aramaya başladı. Gözüne çarptığı irili ufaklı taşları alıp gitmeyi hayal etti bir an. Heyecanlanmıştı. Bir daha dönmemek üzere gidecek olmanın verdiği taşkınlıkla yerinde duramıyordu…Penceresinden giren ayışığı, odayı aydınlatıyordu. Abdest aldı. Üzerini sıkı sıkı giydi. Cevşenini taktı. Cebine koyabileceği birşey aradı bulamadı. Cüzdanını, telefonunu ve anahtarını aldığı gibi hole çıktı.Uzak mıydı? Nereye gidecekti? Nereye gideceğinin çok da önemli olmadığını düşündü. Dışarı çıksın da, elbet yüreği onu olması gereken yere götürürdü. Hem İsmet Özel’in dediği gibi, Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
Meydan adeta bir savaş alanı gibiydi. Birkaç tane tank meydanın tam da orta yerinde durmuş, bir yanda silah sesleri, diğer yanda üzerinde uçan F16’lar, bağırışlar, her yer feryat figan… Halk tankların etrafına toplanmış, teslim olun diye bağırıyor. Diğer yandan “Asıl mücadele köprüde arkadaşlar!” nidaları işitiliyor. Köprüye doğru yürümeye başladığında daha fazla tank görmeye başlıyor. Yaklaşmayın, yaklaşmayın! Kaldırım köşesinden eline kaptığı 3-5 taşla köprüye doğru ilerlemeye devam ediyor. Köprü geri alınırsa tanklar püskürtülecek! Köprüye yaklaşığı sırada bir anda üzerine nereden geldiği belli olmayan tankın karşısında kalınca elindeki taşları fırlatmaya başlıyor. İlk tanktan kurtulunca karşısına çıkan tanktan kaçamayacağını anladığında hayatında hiç görmediği tuhaf bir ışık görüyor. Tankın ortasında bir ışık huzmesi adeta kendisini çağırıyor. Işığa kendisini attığında ise tankın arkada kaldığı hayretle görüyor. Ayağa kalktığında yine kendisini tankın karşısında görünce aynı ışık huzmesine tekrar atlıyor. Birşey canını acıtıyor sanki ama o an ışık huzmesinin verdiği rayihayla kendisinden geçiyor.Bir boşlukta buluyor kendini. Her yer bembeyez. Kalbinden bir ses duyuyor, vuslata ulaşmak isteyen aşığın bütün ağırlıklarından kurtulması gerekli diye fısıldıyor. Utanıyor… Şimdiye kadarki işlediği günahları gözünün önünden bir perde gibi geçiyor. Onun utanması , kendi iç çelişkileri, zaafları, vuslatıyla arasındaki engelleri… Gözlerini özgürlüğe, şanlı bir direnişe, bir daha esaret altına girmeyecek; bu yolda ölüme dahi meydan okuyabilecek bir milletin zaferine açıyor

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

BİR MİLLET UYARIYOR / Şeref Akbaba
AYLARDAN TEMMUZ / Nurettin Durman
TEMMUZ ATEŞİ / Mustafa Özçelik
15 TEMMUZ DESTANI / Nurullah Genç
ÜLKEM / Recep Garip
Tümünü Göster