Saklı Mektuplar -I –

272
Görüntüleme

güçlü olmak artık beni yoruyor Şiraze, herkese karşı dimdik olmak… bir çınar gibi asırlara direnebilecekmişim gibi görünmek…
liman olmaktan yoruldum Şiraze, artık ben de ağlamak istiyorum uluorta susturulmuş hikayelerime ses vermek istiyorum.
haykırmak… çılgınca bağırmak…
kızıl bir lalenin rengine bürünüp yürümek yollarda, kimseyi umursamadan
ve önemsemeden kurulacak cümleleri… artık ben de ağlamak istiyorum Şiraze; sakınmadan gözlerden, sakınmadan kendimi.
kurumuş, rengi bakıra çalmış, bir bahar sonu kırgınlıklarım var içimde içimden içime, düşlerimden gecelerime, gecelerimden gündüzlerime uçurduğum
turnalarım var…
seher vakti kavak yelleriyle salınan, salındıkça cama tıklayan; beni benden alıp bilmediğim diyarlarda bana
öyküler yaşatan düş kanatlarım var.
sen masal uykularındayken gönderilmiş beyaz güvercinler uçuşur etrafımda
duyarım masal anlatan kanat seslerini ben buralarda, bilmem ki hangi uykunun hangi köşesinde beklemedeyim hiç gelmeyecek olanı…
bir beyaz kelebek olur umut avuçlarıma konan.
vakit zemheriydi, hava ayazdı
başımda dönen bir beyaz kelebek, elimde hiç gelmeyecek olana yazılmış mektuplar… hafif kanatları hûşu içinde
dönüyor, dönüyor, dönüyor… ben dönüyorum, umutlarım dönüyor. tıpkı bir semazen gibi…
umutlandım
bir kahve tadı, gümüş bir kolye, sarı dağ çiçekleri, o çok sevdiği teksir kağıtları ve bir rapido kalemle
gönderdim mektupları ülkenin kuzeyine. bir aykırı martı adresine…
hiç gelmeyecek olana; gelecekmiş gibi…
işte o gün sonrası Şiraze, ben her bahar beyaz kelebekleri aradım, her güne beyaz kelebek görme umuduyla başladım.
uyan Şiraze, uyan! kelebekler seni bekliyor, düş değil gerçek
bak bahar geldi! kelebekler seni bekliyor.
revnakı güzelliğinin, tüm zamanlarımı doldurduğunda en onulmaz derdin tam orta yerine düştüğümün idrakinde değildim. elbet kimseye düş bahçelerimden geçen katarların ağırlığını duyurmadım.
duymayın da artık beni. bundan sonrasında mı lâl rengi masallara yelken açacağız Şiraze?
Lâl olup lâle mi boyanacağız Şiraze? gözümüzden akan lâl, gönlümüzden taşan lâl…
hepsinin içinde ben de bir lâl…
bir yerlerde hep yanlış yapmanın telaşlı kıpırtısını yaşıyorken, o yanlışın artık sonsuza dek düzeltilemeyeceğini bilmenin kıstırılmışlığı ile
tedirgin bir kedi gibi pusuyorum bazen uzun süre gecelere küsüyorum. uzun süre kendime küsüyorum. uzun süre kaleme, kağıda küsüyorum.
denizin en sığ yerinden başladık yol almaya Şiraze, şimdi kara görünmüyor gerimizde küsmeyi de boş verelim, hep ileri, hep ileri, hep ileri… bizi bekleyen sahilin taşlarında ışıltı var Şiraze. denizin dalgalarından anemonları toplayıp dolduralım çıkınımıza.
onlar da mor, düşlerimiz gibi… varacağımız sahilleri mora boyayıp, mor uykulara dalalım
biz, denizin en sığ yerinden başladık yol almaya Şiraze.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Övgü ve Yergi Hepsi Bir Arada / Veysel Karani
Saklı Mektuplar -I – / Şiraze
Ben ve Siz -II / Beyza Genç
Su / Murat Kahraman
Ateş Susmaktır / Selami Şimşek
Tümünü Göster