Sen Ey Şehir: Zaman-Mekan

236
Görüntüleme

Geçmişten günümüze doğru gelindiğinde insanlığın şehirleşme yönünde bir seyir takip ettiğini ve deyim yerindeyse tekamül gösterdiğini söyleyebiliriz. Bu manada insanlığın serüveni şehrin serüveni veya insanlığın tarihi şehrin de tarihidir denilebilir. Tarih ve zaman söz konusu olduğunda şehirleri üzerlerinde yaşanılıp geçilen me­kanlar olarak değerlendirmemek gerekir. Şehrin üzerin­de değil içinde yaşanılır. Şehri, zamanın ve mekanın için­de bir tünel olarak algılamak yanlış olmaz. Şehrin mukî­mi kendini bir ayağı tünelin bir ucunda, diğer ayağı di­ğer ucunda konumlandırmak durumundadır. Bu haliyle söyleyecek olursak, bir şehirde yaşayan ilk insanlarla son insanlar aynı insanlardır. İlk insanlar zamanın ve mekanın ruhundan sızarak son insanlara kadar varlıkla­rını devam ettirirler, yani son insanlar ilk insanların de­vamıdırlar. Şehir böylece varlığını devam ettirir; o şehrin ahalisi tamamen değişse de hatta başka bir milletten olsa da bu böyledir.
Nedense şehir üzerine yazılan yazılarda ağırlıklı olarak mekan üzerine vurgu yapılır. Mekanın esrarı çözülmeye; insan, mekanda gezdirilmeye çalışılır. Zamana yapılan vurgu ise ekseriyetle mekanın peşinden gitmek içindir. Halbuki, şehir mekan değildir. Şehri mekan olarak algılamak onu bir resme irca etmeye denktir. Elbette, şehir sadece zaman da değildir. Doğrusu şehir ne tek başına mekan, ne de tek başına zamandır. Şehir zaman-mekan- dır. Şehri zaman-mekan olarak aldığımızda onu gerçek mahiyetine kavuşturabiliriz ya da ona gerçek mahiyetiyle kavuşuruz veyahut onun gerçek mahiyetine kavuşuruz.
Zaman-mekanın şehir olarak karşımıza çıkması yine bir zaman-mekan olan insanın çabası sonucudur. Şehri zaman-mekan olarak algılamayan insanın temel hatası şehri zaman-mekan olarak algılamadan önce, kendisini doğru algılamaması yani kendisini zaman-mekan olarak algılamamasıdır. İnsanın zaman-mekan olarak algılan­ması gerektiği garip karşılanabilir, ancak bunda garipsenecek bir şey yoktur. (Her) insan insanlığın durağıdır. Kendisini insanlığın durağı gören insan zaman-mekanı kendisi bilir ve kendisini zaman-mekana ait kılar. Yani, kendisi, kendisi olur. Şehrin zaman-mekan olması da bu noktada başlar ve insan ve şehir zaman-mekan olarak birbirlerine ait olurlar. Şehir, kendini ona ait görmeye­ne, esrarını açmaz. Şehrin esrarına vakıf olmayanın zaman-mekanla ilgisi yoktur. Zaman-mekanla ilgisi olma­yanın kendiyle ilgisi yoktur. Şehir, mukîmi; mukîm, şeh­ridir aslında. Mukim bunun farkında olmasa da şehir, bunun farkındadır.
Şehir ile o şehirde yaşayanlar arasında zaman içinde bir duygusal bir bağ kurulur. Bunun sebebi, iki zaman-mekanın birbirlerinde mündemiç hale gelmeleridir. Bu hâl sonucu, bir zaman sonra o şehri bir insanı sever gibi sev­meye başlarsınız. Zaman zaman konuşur, dertleşirsiniz şehirle. Sırlarınızı açarsınız ona, hiç kimseye söyleyeme­diğiniz sırlarınızı şehrin kulaklarına fısıldarsınız ve tarihle yaşıt kulaklarıyla sizin fısıltınızı duyar, duygulanır ve sırrı­nızı ebediyete kadar saklar; zaman-mekan olarak sizi za­man-mekana ait kılar.

Zaman-mekan olarak şehir “var”larla doludur. Şehrin varları, o şehri varların şehri haline getirir. Bakalım şehir­lerin varları nelerdir? Birkaç örnekle görmeye çalışalım:

Şehrin tarihi vardır. Şehrin tarihi, şehre o kendine özgü tarihi kimliğini kazandırır. Şehrin tarihi olması gibi, tari­hin de şehirleri vardır. Tarihin şehirleri size kendilerini ta­rihin dehlizlerinde dolaşır hissini yaşatarak göste­rirler. Bunlar tarih-şehirlerdir. insanlık alemi bu tarih-şehirler olmaksızın tasavvur ve tahayyül edilemezler. Bir zaman-mekan olarak insan şehre, bir zaman-mekan ola­rak şehir de insana böyle şahit olur. Tarih-şehir kavramı gibi, şehir-tarih kavramı da insanlık alemi için çok önem­lidir. Tarih-şehir ve şehir-tarih şehrin varlıksal tanımını yapmamıza imkan tanırlar. Tarih-şehrin sadece kendisi değil mukîmleri de tarihe ait olma özelliği gösterirler ve onlar tarih-insandırlar. Tarih-şehir-insan üçlüsü tarih ya­pıcı hususiyetleri ile tarihin mahiyetine, sürekliliğine, me­deniyete dönüşmesine, medeniyet olarak dönüştürücü etkileriyle zaman-mekanın yani şehrin ve insanın kendi­lerini yeniden üretmelerine vesile olurlar. Böylece, tarih, şehir ve insan yeniden ve yeniden kendisi olur, kendisini aşar ve yine kendisi olur giderler.

Şehrin ufku vardır. Şehrin ufku ile ahalinin ufku arasında benzerlikler vardır. Ufku geniş şehrin sakinlerinin de ufukları geniş olur. Kendine daralmış, içine kapanmış şe­hirlerden ufku geniş insanlar zor çıkar. Ufku ufukların ötesinde olan şehirler, insanı ufukların ötesine yürütür­ler. Ufku kararan şehrin insanlarının da ufukları kararır.

Şehrin kimliği vardır. Şehirler, kimlikleriyle o şehirde yaşayanların kimlikleri üzerinde dönüştürücü etkilerde bu­lunurlar. Büyük şehirler insana büyüklük hissi verirler. Hatta bu zaman zaman insanlarda kibre de dönüşür.

Şehrin hafızası vardır. Şehirler, hafızalarıyla vardırlar ve hafızalarıyla şehirdirler. Şehrin insanının hafızası şehrin hafızası kadardır. Şehri hafızasından koparmak, o şehrin sakinlerini hafızalarından etmekle eşdeğerdedir. Şehrin hafızası o şehrin taşına, toprağına, binasına, ağacına, kuşuna, böceğine, denizine, ırmağına, iklimine, havası­na, suyuna, mezarına kazılıdır. Bunlardan birinin ye­rinden sökülmesi şehrin hafızasından edilmesine yeter ve o şehrin insanını hafızasız kılar.

Şehrin kıssası vardır. Aslında şehrin kıssası kendisidir. Şe­hirler insanlara kendilerini anlatırlar. Hisse almasını bilen­ler, daha doğrusu hisse alabilme seviyesinde olanlar şehir­leri dinlemesini de iyi bilirler. Şehri dinlemek gözleri kapa­tarak değil, aksine bütün duyuları sonuna kadar açarak yapılmalıdır.

Şehrin aklı vardır. Şehrin aklı şehri yaşayan akıl sahipleri­nin akıllarını çepeçevre kuşatır. Şehrin aklının sınırları ile o şehirde yaşayanların akıllarının sınırları aynıdır. İnsanın ka­milen akletmesi ile şehrin varlığı arasında sıkı bir ilişki bu­lunur. Şehir aklı, akıl şehri geliştirir, tekamül ettirir.

Şehrin rengi vardır. Kadim şehirlerin ve hatta modern dö­neme kadar pek çok şehrin rengini o şehrin florası belirler­di. Şimdi çoğu şehrin florası yok edildiği için şehrin renkle­rini duvar ve çatı renklen ile tabelalar belirlemektedir. Halbuki, bu renk felaketi yaşanmadan önce şehirlerdeki bina­ların duvar ve çatı renkleri şehrin genel tabii rengi içerisin­de bir renk olarak inşa edilir ve şehrin rengi ile uyumlu olurdu. Her iki durumda da şehrin insanın renk algısı ve zevki şehrinin renkleriyle doğrudan ilişkilidir.

Şehrin kokusu vardır. Şehre girdiğinizde ilk algıladığınız şeylerden biri olur o şehrin kokusu. Şehirden ayrıldığınız­da özlediğiniz şeylerden biri olur o koku. Hele şehir, son nefesinizden sonra koynuna girmeyi düşündüğünüz bir yer / yar olacaksa; o, sizin için ebediyet ağacının dalların­da açan çiçeklerin kokusunu da taşır. Şehrin kokusu vardır dedik. Kadim şehirlerin kokuları tabiat ıtriyathânesinin en hoş reyhalarını sunarlardı. Elbette bunun yanında hoş ol­mayan kokular da yok değildi ama onların hiç birisi çağı­mızın makine yağı kokusu kadar nâhoş değildi.

Şehrin sesi vardır. Kadim şehirlerde şehrin sesleri tabii ses­lerdi. Şimdilerde tabii seslerin nispeti azalmış ve mekanik seslerin egemenliği her geçen gün artmaktadır. Eski şeh­rin tabii sesleri arasında kuş seslerinden insan seslerine, rüzgar seslerinden gök gürültüsüne kadar tabiat senfoni­sinin bütün unsurlarının avazı mevcuttu.

Şehrin aşkı vardır. Şehir bu aşkla büyür, gelişir ve kendisi­ni müstakbel çağlara taşır. Günümüzde aşklar da nere­deyse vergiye tâbi kılındıkları için günümüz şehrinin aşkla­rından iftiharla bahsetmek pek mümkün gözükmemekle beraber, şehirler yine de aşklarıyla vardırlar ve aşklarıyla var olmaya devam edeceklerdir.

Zaman-mekan olarak şehir ve şehrin varları üzerine bu yazı­da bu kadarla iktifa etmek lazım. Zîra, bu kadarı bile şehrin zaman-mekan olarak nelere sahip, nelere kâdir, nelere mazhar olduğunu göstermeye yeter kanaatindeyiz.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

Övgü ve Yergi Hepsi Bir Arada / Veysel Karani
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -1/1 / Şiraze
Ben ve Siz -II / Beyza Genç
Su / Murat Kahraman
Ateş Susmaktır / Selami Şimşek
Tümünü Göster