POŞETTE PATATES BAVULDA SOĞAN

180
Görüntüleme

   Lerzan Teyze Anafartalar Mahallesinin elli yıllık sakinidir.   Evi Manisa Ordu Evi ile Manisa Emniyet Müdürlüğünün kesiştiği merkezi sayılabilecek bir yerde. Tanrısevsin Apartmanı dediğiniz vakit herkes tanır. Apartman, aile apartmanı. Üst katta kızları, Gülperi ve Güzin, oturur. En küçükleri Selma ise Mersin’de… Kızları da tıpkı gençliği gibi… Şen şakrak, fıkır fıkır. Hele bir araya geldiler mi, hane canlanır; latifeler, o günün kurbanına takılmalar, duvarları çınlatan kahkahalar gırla gider. Kocası yıllar olmuş terk-i diyar edeli. Yıllar dediysek, henüz çift haneli rakamlara ulaşmış. Bu tabi bir anlatıdır. Gerçeği bana, kurgusu size. Lerzan Teyze – anlatı boyunca ona hep bu isimle hitap edeceğiz- kocasının hatırasına bağlı kalmış. Her ne kadar ondan kalanların bir kısmını mahallenin muhtaçlarına verdiyse de bir kısmını yatak dolabına, çeyiz sandığına kaldırmış. Zaman zaman hasretini yâd etmekten geri kalmaz. Duygusal kadındır vesselam. Gerçi o yaşa gelince kim duygusal olamaz ki! Kolay değil tabi, salonda vitrini silerken, oturma odasında toz alırken, yatak odasında bir uyku veya rüya sonrasında geçmişi çağrıştıran hatıraları döküştürürken ıslanmış mavi gözleriyle onu görebilirsiniz. En azından, yakın akrabaları görür. Zamanı durdurur, yapılmakta olan işleri erteler, mevsimleri bir bir yeniden yaşar. Fatih Parkı’nda birlikte çekildikleri vitrindeki fotoğrafa saatlerce bakar, okunan öğle ezanı veya çalan kapı zili onu yeniden kendine getirir.
Tanrısevsin Apartmanının ilk katında –  Balkonunda mercan ve kılıç çiçeği olan- nisanın yedisinde bahar temizliği yapıldı. Ardiyedeki tahta terlikler, ayakkabı kalıpları ve ahşap bavul bu temizlikte odak noktası. Bunlar evin direği Halil Amca’nın yatkın elleriyle ev ahalisine ayakkabı ve terlik yaptığı günlerden kalma yadigâr şeyler. Bavul ise hani yetmişli yıllarda, şehirlerarası yolculuk yapanların veya gurbetçilerin yanlarından eksik etmedikleri orijinal haliyle dikdörtgen, ahşap bir bavul. Takati tükenmiş, gençliğini kaybetmiş köşesine sinmiş bekliyor. Ömrümün sonu gelmiş siz hala uzatmaya çalışıyorsunuz dostlar, der gibi bakıyor. Gülperi, hadi bir umut bavulun derdini cümleye getirdi.
Anneciğim atacaksan at artık şu eskimiş şeyi, sakla sakla nereye kadar. Küçük kardeşi Güzin de sanki dilinde ısıtırmış gibi destek çıktı.
Evet anneciğim, at da ev bir nefes alıp kendine gelsin Allah aşkına.
Yandan yandan süzdü onları. Duymamış gibi davrandı ses çıkarmadı. Ama atmadı da. O atmayınca diğerlerinin de eli gitmedi. Söyledikleriyle kaldılar.
Birkaç gün sonra büyük kız Gülperi bir elinde bavul- bu bavul bildiğiniz bizim bavuldur- diğerinde terlik ve ayakkabı kalıpları annesine danıştı. Danışmaktan ziyade sanki haberin olsun demeye getirdi. Anne bunları ben bahçe duvarına koyayım, belki birileri alır.
Bu kızlar da aralarında anlaşmışlar mı ne ? Ne zorları var kimseye zararı olmayan eşyalarla. Karşı çıktı hemen. Bırak onları hemen. Kendi eşyalarınla ilgilen, atar mısın satar mısın ne yaparsan yap.
Kurt da yavaş yavaş aklına girmedi değil. Gerçekten faydası var mıydı? Hatırası yetmez miydi? Atsa ömrünün bir dönemini ziyan eder miydi? Ardiyedeki yokluğu hissedilir miydi?
Belki karşı gelmemeliydi. Kızların bir bildiği vardı. Belki de bir gün sözünü dinlemeyeceklerdi. Halil’in ancak öldükten sonra terk ettiği eşyaları, kendi gözleri önünde birer birer yitiverecekti. Ya da haberi olmaksızın gizli bir kazaya kurban gidiverecekti. Buna müsaade etmemeliydi.
Bavulumuz apartman kapı girişinde merdiven altında bir müddet eğlendi. Gelenin geçenin serzenişlerini dinledi. Kaç dünya savaşı geçirdi bu ? Antika mı yoksa Lerzan Teyze? Baba Yorgun teyze. Ey Ahali dedeye sahip çıkalım…
Bir gün merdiven dairesinde burnuna dayanılmaz kokular geldi. Acaba ne ola ki?   İki yanına baktı. Filizlenmeye yüz tutmuş soğanlar, kırmızı çuvalından ona bakıyordu. Yanında da patatesler. Kokan şüphesiz onlardı. Diz çöktü karıştırmaya başladı. Hem patateslerin hem soğanların çürümüşlerini bir poşete doldurdu. Daha fazla bekletmeden çöpe atmalı koridoru bu kokudan kurtarmalıydı. Zira bu dayanılmaz bir şeydi. Dış kapıya yöneldi. Fakat birden durdu. Geriye baktı. Bizim müzelik bavul, n’olur beni de götür, bırakma buralarda, diyordu. Tamam, dedi buraya kadarmış…
Açtı ağzını. Terlikler ve kalıplar zaten gitmeye hazır, yerlerini almıştı. İçi çürümüş soğan ve patates dolu çöp poşetini de yanlarına sığdırdı. Vurdu bavulun kemerini. Doğru yirmi metre ilerideki çöp tenekesine.
Çöp tenekesinin kapağını açmak için zayıf kollarıyla küçük bir hamle yaptı, açamadı. Aman boş ver, hemen ayakucuna konmuş naylon torbalar da var zaten diye içinden geçirdi. Bavulu dik bir halde koydu. Yürüdü eve. Bahçe kapısından içeri girerken ne olur ne olmaz bir son bakış attı. Bavul tarihi ihtişamıyla arzı endam ediyordu.
Bir saat sonra dışarıdan tam da anlayamadığı sesler geldi kulağına. Tül perdenin arkasından etrafı süzdü. Toplanmış birkaç insan, aralarında konuşuyor. Fazla aldırmadı gündelik işine devam etti. Fakat oturma odasına her gelişte, balkona her çıkışta kalabalığın arttığını gördü. Allah Allah, bu da neyin nesi.
Dışarıda ise fırtına öncesi sessizlik. Yoldan her geçen durdu. Her geçen, her bekleyene aynı soruyu sordu. Ne oluyor kardeş. Valla ben de bilmiyorum. Birazdan öğreniriz.
Mevki konum itibariyle önemli tabi. Hem emniyetin hem ordu evinin yakın noktasında. Dikkat çekmek için yapılmış bir eylem mi acaba. Suikast da olabilir. Haber polise uçtu. Polis mavi beyaz mercedesiyle geldi. Güvenlik şeridini çekti. Vatandaşı uyardı.  Sevgili vatandaşlar can güvenliğiniz için lütfen dağılın. Birazdan imha ekipleri gelecek. İki polis tüm nezaketiyle kalabalığı dağıtmaya çalıştı. Türk insanı bu, dinler mi ? Dağılır gibi yaptılar, yine bildiklerini okudular. 
İmha ekibi beklenirken, cadde trafiğe kapatıldı. Güzergâh değiştirildi. Kalabalıktaki insan sayısı artıkça arttı. Ardından dolu bir  askerî cemse tüm heybetiyle meydanı doldurdu.  Askerler çil yavrusu gibi araçtan inip halkın önüne kordon oluşturdu. Üst düzey güvenlik alarmı verilmiş olabilir mi?
Bu sırada olayın tadını çıkaranlar da vardı. Akıllı telefonlarla olay yerinden canlı bağlantı yapanlar, özçekim gayretine girenlerin sayısı az değildi. Aralarından konunun uzmanı kişiler de çıktı. Yaşadıkları tecrübeleri en bilgiç tavırlarla anlatmaya koyuldular.
Nihayet alana son model bir transit yanaştı. İçinden üç kişi indi. Her insanın karşılaşabileceği türden üç kişi. Kendilerini ağırdan alan, gayet yavaş hareket eden üç kişi. Biri, ikisini ağır ağır giydirdi. Koyu yeşil, kocaman bir elbise. Adeta bir astronot kıyafeti. Bu merasim yirmi dakika kadar sürdü. Olayı izleyen Lerzan Teyze ve kızları da balkonda. Kızlar bavulun kime ait olduğunu fark etmişler. Lerzan Teyze hâlâ oralı değil.
–          Ben biliyordum, bişey var ayol, iki saattir ses kesilmedi. Kim yapar neden yapar bilmem ki! 
Ne dersin sevgili okuyucu? Lerzan Teyze gerçekten ayılmadı mı yoksa numara mı yapıyor. Bu sırada Güzin ve Gülperi kaynatıyorlar.
–          Bizim bavulu görüyor musun, tüm emniyet teşkilatını hazır duruşa geçirdi.
–          Söylesek mi yoksa kız bizim olduğunu.
–          Otur oturduğun yerde sorguya gidecek halim yok.
–          O değil de pencere kapı inecek şimdi aşağı. Kulak zarımız patlamasa bari…
Polis son bir çaba insanların önüne geçti. Kalabalık olabildiğince geriye çekildi. Hoparlörle son uyarı yapıldı.
–          Sevgili vatandaşlar, sizin de bildiğiniz üzere çöp tenekesi yanında şüpheli bir çanta tespit edildi. Bavul diyecekti dili gitmedi herhalde. İçinde her şey olabilir. Bomba imha ekibimiz kontrollü patlatma gerçekleştirecek. Rica ediyorum bize yardımcı olunuz.
Anlayanlar anladı tabi. Kendilerine hemen siper aradılar. Kimisi irili ufaklı ağaçların arkasına kimisi park etmiş arabaların gölgesine sığındı. Kimisi de seyyar satıcıların sebzelerinden medet bekledi. Bana bişey olmaz tavrındakiler umursamadı. Bir eli cebinde, sigara içmeye devam ettiler.
Kontrollü patlatma gerçekleştirildi. Küçük bir toz bulutu çöp tenekesi çevresini kapladı. Kulaklarda ses uğultusu. Polise kopan alkış tufanı. Üç saat süren bekleyişin ardından meraklı kalabalığın içini kemiren sorular cevap buldu. Yol açıldı. Hayat devam etti kaldığı yerden. Lime lime dilinmiş bavul, önünde hatıra fotoğrafı çektirenler, patatesleri ve soğanları ümitle karıştırıp bomba arayanlar.
Lerzan Teyze’nin kızgınlığı ise had safhada.  Nee patates soğan mı varmış içinde. İnsan çöpe atar çöpe. Çöp tenekesi diye bişey var memlekette.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

SANMAK / Semra Saraç
VAKTE CAN BOL HAYAT SERPMEK / Alâaddin Soykan
EVET ÇIĞLIK DİYORUM / Selami Şimşek
DURMAKLA ANLAMAK ARASINDA / Necmettin Evci
MAĞARA AĞZI YOKSULLUK / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster