SAKLI MEKTUPLAR LXXV

251
Görüntüleme

demedi deme
aynadaki sen değilsin
bardağıma bakıyorum hep, içinde dolanan buz parçalarına;
Lana yanımda oturuyor, Suzet karşımda;
hiçbir sözün teselliye yetmeyeceğini bildiklerinden mekândan taşan                                                                                                                                               kuru gürültüyü dinliyoruz topluca.
üç kişiyiz,
sinir bozucu kahkahalar duvarları arşınlıyor,
duymazdan geliyoruz hep beraber aynı masaya çökmüş ve yüzümüzden düşen bin parça             
üstelik ayrı diyarlarda geziniyoruz o an; ben batı’dayım, onlarsa sadece ayazda
tercihim hep trenlerden yana konu yolculuğa gelip dayandığında.
atlar Şirâze,
yelelerini savurarak hep yarışır benimle; Hazar’a doğru, Kaçkar’a doğru.
hiç alâkasız olsa da ‘Küçük Çocuk’ takılıyor aklımın ucuna; zarar ziyân yani, bir de isyân
Hiroshima’da patladığında,
birkaç kez ziyaret edebildiğim köyümün tozlu yollarında babam
yalınayak koşturuyor olmalıydı
ve ben henüz ilk çığlığımı atmamıştım Akdeniz’in kıyısında.
yok, senden bahsetmiyorum artık Suzet’e, Lana’ya; hatta kendime.
yılların tozuna bulanman için evimin çatı katına kaldırdım seni,
biraz şiirsel biraz masalsı ol diye.
Evandale’in 510 numaralı evi bahsettiğim,
arka bahçesinde sihirli çam ağaçları kar beyazı şimdi.
her ihanetin başlangıç noktası sevgi imiş
bu yüzdenmiş intikama gebe bırakması
sırtını dön ve terket, gözünü açıp sana bakmadan
dün metro’nun kalabalığı arasında o adamla karşılaştım Şirâze,
homeless olduğu aklımdan geçmedi hiç
başını kaldırıp mavi gözlerini kahverengi gözlerime dikti
                kimdi, nerede doğup büyümüştü, en sevdiği oyuncağı neydi,
annesi onun için hangi hayâlleri kurdu ve en son ne zaman pişirdi en sevdiği keki
Triangle Shirtwaist yangınını hiç duymuş muydu ömründe,
hangi ülkeden göçüp gelmişti ataları; İrlanda, İtalya, Polonya, Almanya
belki de Ortadoğu kökenliydi, belki de değildi
belki de geçmişsiz bir adamdı sadece benimle o an karşılaşsın diye yaratılan
                                ineceği istasyon yaklaştığında ayağa kalkmaya çalıştı,
başaramadı; kalabalıktı, insanlar doldurmuştu bütün boşlukları
geri çöktü yerine.
elimi uzattım kolunu tutmak için; şaşırdı sanki, utandı sanki, bakışlarını kaçırdı herkesten
                yaşlı, yorgun, hasta ve bezmişti belli
                eskimiş bastonuna dayandığında anladım ki ayakları artık onu dinlemiyordu
                                güç belâ kendini dışarı attı Adison’da
                                sonra pencereden baktı bana
evi sırtında kaplumbağa, karıştı kalabalığa
demedi deme
bazı lekeler çıkmaz

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

MALUMAT / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXV / Şiraze
SEN DE TOZLU YAŞASANA / Kâmil Eşfak Berki
UYANIŞ / Nurullah Genç
İKİNİN PEŞİNE DÜŞMEK / Semra Saraç
Tümünü Göster