LEYLA ile HASBİHAL III

171
Görüntüleme

   Sevgili Leyla!
Seninle yıllar önce yolculuğa çıktık ve birbirimizden uzaklaştığımız benliğimize bir daha geri dönemedik. Ben çarelerin nasıl tükendiğine şahit oldum, sen de tükenen çarelerin yerine ektiğin umut tohumlarının kalbinde nasıl çürüyüp gittiğine.  Aşkın en deli zamanlarını yaşadık sevdalıların gözlerinde. Sonra aşkın insan nefsine esir olmuş bir köle oluşunu izledik, içimiz yandı. Gözyaşlarıyla başka başka diyarlarda, farklı farklı aşk ehlini tahlil ettik. Ne senin aradığın metaneti, ne de benim aradığım liyakati bulamadık kimsede.
Ben yoruldum, ben tükendim, ben bittim. Oysa Leyla, sen iyi tanırsın beni. Çocukluktan kalma anılardan, bugüne ait hüzünlerden, geleceğe dair düşlerden tanırsın. Kâh bir haziran günü koşarak gelirim yanına, kâh bir ney sesiyle karışır sesim İstanbul semalarına. Tanırsın beni; özlem dolu şiirlerin hasret dolu satırlarından tanırsın. Hani o okunmayan kadim kitaplarda, yaşanmadan tükenen sevdalarda, edildiği halde tutulmayan yeminlerde geçer adım, bilirsin. Fakat bizim bilmediğimiz; dünyanın pasının ve kirinin ruhumuza bulaştırdığı bıkkınlık. Ne sen bana yetişebilirsin artık, ne de ben sana erişebilirim. Bu sefer ayrılık ölüm gibi yağdı üzerimize. Kalbimiz durdu ağrıdan, ruhumuz seheri gören alacakaranlık gibi geçip gitti içimizdeki kuyulardan. İçimdeki heyecanları durgun suda batmadan dik durmaya çalışan kâğıttan bir geminin güvertesine bıraktım. 
Bütün terk edenlere ahımız; Adımızı heceleyerek ölsün. Parçalara bölünsün heyecanları. Ahımızla cayır cayır yansın dudakları. Bir uykusunu bin geceye bölsün. Leyla! Yüzyıllardan gelen… Asırlar sonrasına giden… Benim can yoldaşım, yol arkadaşım. Gerçek aşkı ararken kendime sırdaş edindiğim. Yüreğimin vuslat haritasında diyar diyar gezinirken, arayıp da bulamadığım ruhdaşımın aynalara akseden yüzü. Yusuf’un ahlakı, Mecnun’un sadakati, Ferhat’ın cesareti, Kerem’in ferasetini bu yüzyılın suretlerinde bulamayız. Sadakat ve ahlak lafta kalıp, özde harcanmış. Cesaret yerini korkak gibi kaçmaya bırakmış. Feraset ise ancak küçük bir çocuğun temiz kalbinde bulunacak kadar masum.  Bu kadar günahın ve bu kadar yalanın ortasında ne arıyorsun?
Bu soruyu kendime defalarca sordum. Belki anne karnından beri sorguluyorum kendimi.  Serin ikindi vakitlerinde, akşam güneşinin batışında, yatsının ölümle uyku arasına çizdiği o ince çizgide, sabah namazının yeniden dirilişinde sorguladım hayatımı/zı. Biz neydik ve kimdik? Ölüme koşa koşa yürürken, hayata sıkıca tutunmaya çalışırken kime döndük yüzümüzü? Yalnızım ve mutsuzum diye yakınan, yanında ve yakınındakileri sevmeyi başaramamış bu kimsesizler kim Allah aşkına? Madem herkes bu kadar yalnız, neden insanlar birileriyle birlikte? ‘Seni seviyorum’ sözü ulu orta bu kadar ucuzca sarf ediliyorken, sevilmeyen kim pekâlâ?
Bu kara dünyanın yüzü kararmış insanları ne de kolay yalan söyleyebiliyorlar. Aşkı, nefislerinin iradesinde arıyorlar. Ben vazgeçtim Leyla. Yollara düşmekten yoruldum. Ya yalnız gideceksin şehrin damarlarında bir kan gibi revan olarak yola, ya da artık bana güvenme! Ben bir bulutum. Yağmur diner, güneş açar dağılırım. Bana güvenme! Ben bir serabım. Susuzluğun geçer, hayallere karışırım. Bana güvenme! Ben bir kelebeğim. Şu kısacık ömrüm bir gün benim. Bana güvenme! Ben bir seyyahım. Sana giden yollardan gurbete kaçarım. Bana güvenme! Ben bir sırrım. Kalelerimi zapt ettiğini sanırsın. Önüne sapasağlam bir duvarla çıkarım.
Şimdi sana bir sır vereceğim. Sevgiyi aramaya önce bebeklerden başla. Masumdur onlar,  melaikeliğin verdiği saflıkla gülümserler dünyaya. Sonra çocukları anlamaya çalış. Bu vahşi dünya insanlarının üzerlerine bomba yağdırdığı mazlum çocukların yaşama sevincine şahit ol. Onların ruhundaki güzellik sana huzur verecek. Ve vaktin varsa kuşları, denizi ve uçsuz bucaksız gökyüzünü temaşa et. Gerisi yalan, gerisi dışı süslü içi boş bir hayalden ibaret…Belki bir gün tekrar görüşmek dileğiyle…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

MALUMAT / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXV / Şiraze
SEN DE TOZLU YAŞASANA / Kâmil Eşfak Berki
UYANIŞ / Nurullah Genç
İKİNİN PEŞİNE DÜŞMEK / Semra Saraç
Tümünü Göster