Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -83

1037
Görüntüleme

Brüksel mi dedin?
Saint Géry’de bir masaya çökerek
yalnız ama; önünde bir bardak
            gözlerin kızıl rengine takılacak

                        1930’dan kalma bina ilgini çektiğinde
                       sırf benim yüzümden
                        -severim diye, binalarda tarihe dokunmayı
                        parmak uçlarımla kırıklarında dolanmayı-
                        bir ağırlık çökecek düşüncelerine

ben olsam orada
“Boulevard Anspach bizi bekliyor” derdim
“kalk yürüyelim

            kış değil ama,
            aram hiç iyi olmadı soğukla, gri tonlarla
            sevmedim üşümeyi
            o yüzden Şirâze, kış istasyonsuz trenleri hatırlatır bana, zorunlu gitmeleri;
            bir de kuzey’in kargalarının
soğuk gecelerde rüzgârın ıslığına karışan çığlıklarıını duyarım
hâlâ oradaymışım gibi
ille de Hartov çınlar kulaklarımda, acıyla

kış değil o yüzden, Brüksel’de isek canlı renklerden bahsetmeli
pembe, sarı, mavi; sokaklar mor belki
en azından bir süre, çünkü ben hüzünle kardeş gibiyim bilirsin
Boğaz’a bakarken dolar gözlerim
çocuk görsem dalar giderim
en çok da annem Şirâze, içimde volkan; öfkemin bileği taşı
neyse boşver, Brüksel’de terkedilmişlikten bahsetmeyelim
diyeceksin çünkü:
“unut”
peki and olsun, unutayım; ama varsa yolu, geçmişe ait ne varsa bilaistisna her şeyi

            gel biz günlere yeni elbiseler giydirip sokak kedilerini çantamızda gezdirelim
            Dayf’da kan, kırmızı mı değil mi gelmesin aklımıza
            Yafa bize uzak zaten, bardağımızda kızıl şerbet

benim çocukluğum deniz kıyısında geçti, portakal bahçelerinde
yağmur yağdığında toprak kokar, yosun tutardı taş duvarlar
            şimdi
kapalı pencerelerden seyrediyorum yağan yağmuru
balkonda oturup modernity’nin mağaza reyonlarıyla ilişkisini düşünüyorum
            Avrupa’nın yaşlanan yüzüyle tanışacağım günün heyecanı
            cebimde çakıl taşları
birden Şirâze, öyle ânîden yine başım dönüyor bir süre
durulmak için uzanıp gözlerimi kapatıyorum
karanlıkta çemberler dönüyor çılgınca
            ve yine hatırlayıp defolu oluşumdan utanıyorum
            boş bir salıncak sallanıyor içimde Şirâze, hiç durmadan

Brüksel demiştin değil mi?
otel tezyinatının tarihini araştıracaktın benim için, hatırladın mı?
sonra o ağır, hantal merdivenlerin başına gelen en ilginç öyküyü yazacaktın
hayır hayır, vazgeçmedim
dört, beş, altı gün sonra, bilemedin yedinci ayda, hiç olmadı Şubat’ın yirmi-dördünde
Saint Géry köşesine denk düşen masada bekliyor olacağım
hâlâ Şirâze’nin demli çayı, bitter çikolatası, kitaplara olan merakı
olduğu gibi aynı

            iki hecem!
            bugün, belki yarın, ya da gelecek yılın arefesinde
            dört, beş, altı gün sonra; bilemedin yedinci ayda, hiç olmadı Şubat’ın yirmi-dördünde
            defolu hâlimi alıp kapına dayanacağım

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

HALEP KARASI TADINDA / Ali Yaşar Bolat
YOĞURT MAYASI / Ayla Aydemir
DÜNYAMIZIN DAYANILMAZ CAZİBESİ / Engin Elman
RAUF / Fatih Korkmaz
DURMA, YÜRÜ GİT / Ay Vakti
Tümünü Göster