ÇAĞDAŞ BİR GÜL YORUMCUSU

208
Görüntüleme

ÇİÇEKÇİ
Çiçekler satarım
Kır çiçekleri/sade
Hercai menekşeler
Nazlı zambaklar
Soylu laleler
Daha neler
Söze
Gülün rengini katarım
Şairim
Çiçekler satarım
A.Vahap AKBAŞ
     
    Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı isimli eserinin şiirle ilgili cildinde A.Vahap Akbaş için yaptığı değerlendirmenin bir yerinde şöyle demektedir: “Vahap Akbaş, Yeni İslami Akım mensupları ile Yeni Gelenekçi şiir mensupları arasında,’akım ve ilkeleri” reddederek, kendine has bir şiir yolu açmak yolunda görünmektedir.”      
   Vahap Akbaş’ın şiirini izleyenler, Kabaklı’nın bu yorumundan da yola çıkarak şu gerçeği tespit etmek durumunda kalacaklardır: Vahap Akbaş, bu toprağın şairi, bizim şairimiz… Hem gelenekten besleniyor, hem de bu malzemeyi İslâmî dünya görüşüne bağlı olarak çağının dili ve üslûbuyla yorumlayıp anlatıyor. Şairin Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olduğu da dikkate alınırsa, mesleğinden de gelen bilgi birikimiyle ve bugüne kadar yazdıklarıyla bu tespitleri doğrulayan bir şiir geçmişine sahip olduğu rahatlıkla görülebilmektedir. Dolayısıyla onun şiiri sesini, rengini, kokusunu bildiğimiz bir şiirdir.   
   Bu durum yani Vahap Akbaş’ın geleneksel şiir dünyamızın kodlarıyla ilgi kurması bu noktada onu divan, halk ve tekke şairlerimizle farklı bir zaman dilinde müşterek biz çizgiye getirmektedir. Bu buluşma, Akbaş’ın şiirine bir taraftan tarihsel bir altyapı imkânı sunarken tabiî olarak konu ve tema beraberliğini de beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla biz onun şiirinde kimi zaman Yunus’tan, Karacaoğlan’dan kimi zaman ise divan şairlerimizden sesler ve renkler bulabilme imkânına kavuşmuş oluyoruz. Ama bütün bunlar, geleneğin yeni yorumu şeklinde ve üstelik modern bir biçim ve söyleyişle gerçekleştiği için Akbaş’ın şiiri modern şiirin yeni ve güzel örnekleri olarak değerlendirilmeli ve Akbaş, geleneği özellikle biçim olarak tekrarlayanlarla, yeni şiir adına köklerinden kopan şairler topluluğundan ayrı bir yerde, kendi orijinal vadisinde değerlendirilmelidir. Akbaş’ın şiirindeki pek çok konu ve tema ayrıca bunları ele alış ve yorumlayış biçimi bu tespitin somut örnekleriyle bizi karşı karşıya getirecektir. Ne var ki biz bu yazımızda bu örneklerden sadece birisine, şairin gül yorumuna değineceğiz.
   Akbaş’ın bu şairlik tutumunu bilenler, elbette ki yazımıza başlık yaptığımız “Söze gülün rengini katmak” dizesinde toplanan anlamı, yukarıdaki tespit çerçevesinde kavramakta gecikmeyecekler, onun mısraları arasında dolaşırken, aynı zamanda güllerle, lalelerle, nergislerle karşılaşmayı tabiî bulacaklardır. Burada önemli olan söze gülün renginin nasıl katıldığıdır elbette… Çünkü gül, öyle bir çiçektir ki, onsuz bir Türk şiiri düşünmek neredeyse imkânsızdır. Ve yine gül, tedaileri ile öylesine zengin yorumlara imkân verir ki, kendisini konu alan hiç bir şairi, bu zenginliklerinden mahrum bırakmaz. İçinde gül kelimesi geçen her mısra, gül misali güzel olur. Yeter ki şair, bu Muhammedî çiçekle bir gönül bağı kursun, ona sadece beden gözüyle değil, ruh gözüyle de baksın. Üstelik de şairimizin ifadeleriyle “gülün delik deşik, kan revan içinde ve can vermede”olduğu bir çağda…
   Evet, gül kokulu, gül desenli bir şiir Akbaş’ın şiiri…Bu nadide ve nazenin çiçek, onun şiirlerinde de bütün doğu, Türk ve İslâm şairlerinin şiirlerinde olduğu gibi vazgeçilmez yerini almış durumdadır. Gül Kıyamı, şairin şiir kitaplarından biri…Ayrıca pek çok şiirin adında gül kelimesi var. İşte bunlardan bir kaçı:Gül Çocuğum, Kar Gülü, Gül, Şiir Gülü, Afgan Gülü, Gül/ay, Öyle Güzel Bir Gül… Sadece güllü başlıklarla da yetinmemiş şair…Şiirlerinin başlıklarında olduğu gibi mısralarının içinde de pek çok çiçek adına yer vermiş…Lale, nergis, kır çiçeği, karanfil, fesleğen bunlardan sadece bir kaçıdır. Dolayısıyla Akbaş’ın şiirlerini okurken kendimizi rahatlıkla bir gülistanda hissetmemiz mümkündür.
   Akbaş’ın gül’e yüklediği anlamlara geldiğimizde ise birbirini tamamlayan iki tavırla karşılaşıyoruz. Akbaş da çağdaşı pek çok şair gibi, gülü ve diğer çiçekleri kimi zaman geleneğe uygun tarzda ele alıyor, kimi zaman da farklı bir zamanın şairi olduğunu unutmadan ona yeni anlamlar yüklüyor. Bilindiği gibi gül, öncelikle aşk kavramıyla birlikte düşünülmesi gereken bir çiçek olduğu için her çeşidinde sevgiliyi ifade ve temsil ediyor. Buna göre gül, klasik yaklaşıma da uygun olarak kimi zaman vahdetin remzi olarak bizzat Allahüteala’yı, kimi zaman da beşeri muhteva olarak da başta Allah Resulü olmak üzere bütün sevilenlerin remzi oluyor.
 Vahap Akbaş’da da gül, ”Ey hayat verecek şeylere çağıran gül.”mısraında peygamberi ifade ederken,”Geldik ateşteki güller olmaya” söyleyişinde ise bir başka peygamberi, Hz.İbrahim’i ve Onun yolunun izleyicileri anlatmak için kullanılmaktadır. Gül, bu iki klâsik yaklaşımın dışında sevgili, baba, Bosna ve Bosnalı Müslümanlar, Afganlılar, gençler şeklinde somut varlıkların remzi olurken, pek çok mısrada da sevgiliyi ve ona ait beden, yüz, bakış, söz gibi unsurları ifade etmektedir.”Merhaba kapalı gözlerde açan yediveren gül”,”Darağacı kurmuşlar has güllerimize.””,”masalda dağdın gülüm”,”Sen öyle güzel bir gül idin”,”Afgan gülü karbeyaz açardı”..gibi söyleyişler bu yaklaşımın ilk akla gelen örnekleridir.
   Akbaş’ın şiirlerinde gül, iç âlem unsurlarını ifade için de kullanılmaktadır. Bu çerçevede gül, ”Açıverdin aşka defterimizi, içimiz güllük gülistanlık”, ”Can gülü gün olur dökülür, Allah’a gider”, ”Bir güldü özlemin.”, Güller açar bağrımda.”, ”Gül geldi çoktan, kıpır kıpır içimde.”gibi söyleyişlerde gül, gönül yani iç âlem, ruh, hasret duygusu, gönülde yeşeren duygular, umut gibi kavramların da ifadesine dönüşmektedir. Akbaş’ın gül yorumu elbette burada söylediklerimizle sınırlı değildir. Ayrıntılı bir incelemeyle Akbaş’ın gül yorumuyla ilgili başka örnekleri de ortaya çıkarmak mümkündür.
  Akbaş’ın şiirlerinde gül, elbette yalnız değildir. Çiçeklerin sultanı olarak zengin yorumlanma özelliğiyle en has yere ona ayrılmış olmakla beraber, başka çiçekler de bu gülistanda yerlerini almış durumdadırlar. Bunlardan en çok işlenenleri Karanfil, nergis, lale, menekşe, zambak, begonya, erguvan, fesleğen, leylak, nilüfer ve sarmaşıktır. Çiçek kelimesi de bütün bu sayılanların toplu ifadesi olarak şiirlerde yerlerini almış durumdadırlar. ”Melul ve mehzun karanfiller.”,”Bir menekşe büker boynunu.”,”nazlı zambaklar..”,”Ben suya eğilmiş nergis beklerim.”,”İnce laleler ağlıyor beşinci odada.”,”Donmuş vazoda beyaz zambaklar.”,”Sen kutuda ağlamaklı begonya”… gibi mısralar şairin diğer çiçeklerle ilgisi açık olarak ortaya koymaktadır. İncelendiğinde görülecek ki bu çiçeklerde taşıdıkları renk, koku, şekil özelliklerine uygun olarak değişik duyguların, varlıkların sembolü olarak yorumlanmaktadırlar. Bu yorumlamalarda da kimi zaman klâsik bakış, kimi zaman da yeni bakış tarzları söz konusu olmaktadır.
   Bütün bu söylediklerimizden çıkarılabilecek sonuç şudur ki, Vahap Akbaş da çağdaş bir gül yorumcusudur. Doğu, Türk-İslâm şiir geleneğinin bütün şairleri gibi oda çiçeklere, özellikle de güle ilgisiz kalmamış, şiir gülistanı diyebileceğimiz kitaplarında hem geleneğe uygun olarak hem de şahsi tasarruflarla gül ve çiçek yorumları yapmıştır. Onun “Bosna Gülü, Afgan gülleri” gibi söyleyişlerinde güle sosyal ve evrensel bir muhteva kazandırdığını da burada özellikle belirtmek gerekecektir. Yine tabiatta bulunan her şey gibi gülün ve diğer çiçeklerin ilahi ayet hükmünde oldukları gerçeğinden yola çıkarak bunlara metafizik anlamlar da yüklediği Akbaş’ın gül yorumu için söylememiz gereken başka bir özelliktir.                           

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

HİSSETTİĞİM MANA ŞU Kİ / Ay Vakti
GÜZEL IRMAK / A.Vahap Akbaş
ŞAİR VE IRMAK / A.Vahap Akbaş
ÇAĞDAŞ BİR GÜL YORUMCUSU / Mustafa Özçelik
DAĞI ÖZLEMEK: “İNŞİRAH” ŞAİRİ A. VAHAP... / Nurettin Durman
Tümünü Göster