DAĞI ÖZLEMEK: “İNŞİRAH” ŞAİRİ A. VAHAP AKBAŞ

231
Görüntüleme

   Dergilerin önemini dergileri takip edenler iyi bilirler. Benim için daha da önemlidir dergiler. Şiirimi geliştirirken, okuma eylemini geliştirirken ne kadar yarar sağladıklarını bu yaşımda daha iyi görüyorum. Şiirler, denemeler, öyküler ve değini – eleştiri yazıları o ilk gençlik hevesleri eşliğinde yazmanın yetkinliği, gerekliliği ve doğaldır ki kalıcılığı ölçüsünü gösteriyor genç heveskâra. Bir de yazmak eylemi içindesiniz, yanınızda yörenizde, uzakta, yakında kimler var haberiniz oluyor ve izlemeye alıyorsunuz etrafı. Bunu bir yerde kendiniz için yapıyorsunuz ama zaman geçtikçe genişleyen bir yazı dünyasının içinde olduğunuzu da görüyorsunuz bu vesileyle.  
Diyesim şu ki insan kendisine ayrılmış ömrü hayatında belirlenmiş mekânlar, imkânlar, tanışıklıklar ile karşılaşıyor ve bunu bir yaşama yolu olarak kabul ediyor. Karşılaşmaları hep ilginç bulmuşumdur. Nereden nereye deriz ya bazen bir vesileyle birbirimize. O söylemin içindeki nazirenin hayatımızdaki gizli tutulmuşluk halini nice zaman sonra birebir yaşadığımızda ortaya çıkarıyor ve bize bir yaşanmışlık hediye ediliyor. Ailemizden başlayarak genişleyen bir yaşama macerası içerisinde bize düşen, düşecek olan kısımlar, parçalar veya devamlar. Her neyse buna biz hayatımızdaki imkânlar veya tesadüfler de diyebiliyoruz. Aslında hayatımızın içinde gelişmiş olan hallerdir bütün olmuş olanlar…   
Hayatınızın gidişatı içerisinde meraklarınızı, eğilimlerinizi, beceri ve yeteneklerinizin farkına varınca iş biraz daha değişiyor, hevesler su yüzüne çıkmaya başlıyor böylece. Hayatın o zor şartları içinde şiire odaklanmış dergiler ile hemhal olunca o dünyanın gerekli olan malzemesini de edinmek icap ediyor haliyle. Kitaplar, dergiler. Şiiri dergilerden takip ederken o dergilerde yazanlar ile de zaman içinde bir vesileyle karşılaşıyor ve tanışmış oluyorsunuz. Zaten ismen tanıdığınız biridir karşılaştığınız.
Vahap Akbaş. Mavera dergisinden tanıdığım bir isim…
Diriliş, Edebiyat, Mavera,Aylık dergi,Yönelişler. 1960 ile 1990 yılları arasında takip ettiğimiz, kimisinde yazdığımız dergiler. Öncesinden Necip Fazıl’ın Büyük Doğu dergisi var. Bu dergilerde yazanların bir kısmı zaman içinde yazdıklarıyla kendilerine bir yer edindiler, camia içinde ve dahi dışında gündeme geldiler.  Şair bir dergide yayınlanan şiirlerinden dolayı daha çok dikkatini çekiyor diğer şairlerin. Bana da öyle oldu. Mavera dergisinin kurucu kadrosunun yanında diğer yazanlar içinden de ismi ile öne çıkanlar oldu haliyle. Vahap Akbaş da o şairlerden biri oldu benim için. Mustafa Özçelik, Mustafa Çelik, Alâeddin Soykan, Mustafa Ruhi Şirin ile daha başka değerli isimler.
Yıllar geçti, zaman ilerledi, Mavera dergisi işlevini tamamlayıp kapandı ve yeni dergiler çıkmaya başladı. Yedi İklim, Kardelen, Kayıtlar, Dergâh, Düşçınarı, Hece, Bir Nokta ve Ay Vakti.Bir hayli genişlemiş oldu edebiyat dünyasının coğrafyası. Biz arkadaşlarla Kardelen dergisini çıkarmaya başladık. Kardelen Dergisi 1990 yılında Şubat ayında “Merhaba Yeryüzü” diyerek çıktı. Dergi ile birlikte genişleyen, çoğalan bir tanış yazarlar halesi de oluşmaya başladı. Dostluklar böylece daha da pekişmiş oldu. Yüz yüze olmasa da yazılan-yayınlananlardan bir yakınlık oluştu Kardelen dergisi dolayısıyla.
Konya şairler buluşması…
1995 yılında Konya Büyükşehir Belediyesi Başkan Halil Ürün Beyin direktifleriyle Konya Milli Fuarı çerçevesi içinde Altınbaşak Kültür-Sanat etkinlikleri dolayısıyla bir şairler buluşması tertip edildi. O yıl Konya’da bulunan Esra Sanat Yayınları da bir dizi şiir kitabı yayınladı.  Bu dizide benim de “Uzun Beyaz Bir Çığlık” adlı şiir kitabım çıktı. Bu şairler buluşması vesilesiyle aldığım davete icabet etmek için Sultanahmet’teki Yazarlar Birliğine vardığımda odada görevli genç ile sohbet eden kişiyle selamlaşınca “ben Vahap Akbaş” demesin mi… İlk yüz yüze tanışmamız böyle oldu. İstanbul’dan Konya’ya gidecek şairleri Yazarlar Birliği organize ediyor toplu halde otobüsle gidiliyordu o ilk yıllarda. Vahap Akbaş, Nurullah Genç ile üçümüz o gece ilk defa yakinen tanışmış ve sohbeti koyulaştırarak Konya yoluna düşmüş olduk. Böylece Konya Şairler Buluşması vesilesiyle birbirimizi daha yakından tanıma fırsatı doğdu biz şairler için.
Vahap Akbaş, Mustafa Özçelik, Akif İnan, Alaeddin Özdenören, M. Atilla Maraş, Bahaeddin Karakoç, Metin Önal Mengüşoğlu, Nurullah Genç ve tabii ki Murat Kapkıner ile bu Konya şairler buluşması vesilesiyle yakinen tanışmış olduk. Konya’nın genç şairlerinin de önemli bir yeri var bu şiirli buluşmalarda. Son yıllarda Feyzi Halıcı ile sohbet etmek de ayrı bir keyif oldu benim için.  Meğer Bingöl’den Konya’ya fi tarihinde gelmişler fi tarihindeki meseleden dolayı. Mecburen yani… Konya’ya her gidişimizde sabahleyin ilk uğrak yerimiz Mustafa Çalışkan’ın kitapevi oluyordu. Bunca zaman geçti hâlâ süren ve de pekişen dostluklar kuruldu o Konya buluşmalarımızda. Esra Sanat Yayınları da üç yıl içinde otuz tane şiir kitabı yayımlamış oldu. Mustafa Çalışkan ile Akif Bey güzel bir koordine içinde idiler.
Vahap Akbaş iyi bir yol arkadaşıdır, sohbeti bol, bilgisi geniş, latife yapmasını bilen ve güzel anlatan biridir aramızda. Konya seyahatlerimizin çoğunda birlikte dönerdik İstanbul’a. Şiirden ve diğer edebi türler üzerine yol boyu konuşulur, sohbet edilir, bazı kritikler yapılır ve sonunda bir Allahaısmarladık ile noktalanır yolculuğumuz. Bir yolculuğumuzda sanki çok biliyor muşum gibi roman üzerine detaylı ahkâm kestiğimi anımsıyorum. Galiba o aralar Amin Maalouf’un “Semerkant” romanı ile meşgul idim. Öyle bir hızla sürdürdüğüm konuşmalarımı asude bir edebiyat havası içinde dinlemişti. Onun 1985 yılında yayınlanmış “Alevler ve Güller” adlı bir romanı var buradan yola çıkarak laflar etmiştim. Oysa ben birkaç defa teşebbüs ettiğim halde roman yazmayı başaramamış biriyim.
“Dağı Özleyen Adamın Şiiri”
Vahap Akbaş üretken bir şair yazardır.  Yazdıkları kabul görmüş, sempatik, sevilen bir şairdir. Kendine has bir şiir okuyuşu vardır. Abartısız, kendiliğinden, öyle varit olunduğu gibi bir ses tonu ile söyler şiirini. Tabii isminin başında A olduğu için şiir okumalarına ilk önce o başlamış olur. Bir de son yıllarda dikkatimizi çeken bir şey, şiir okumalarında çoğunlukla aynı şiiri okuması oldu. Şiirin adı: “Dağı Özleyen Adamın Şiiri”. Bu şiirde kendini bir başka havada serinletiyor gibime geliyor. “açmışım gözlerimi dağ / yürümüşüm dağ”. Dağla içli dışlı bir çocukluk. Şairin 1954 Batman doğumlu oluşu ve yıllar sonra 1977 yılından başlayarak Çorlu’da öğretmenlik yapması ve bu ile yerleşmesi bu çocukluğundan kalma eski dağ havasını içinde sakladığını açığa vuruyor diye düşünüyorum. Gerçi sohbetlerimizde zaman zaman Batmana sılayı rahim yaptığını, oraları bir iyice koklayıp, havasını ciğerlerine doldurup döndüğünü dinlemiş olduğumuzu bildiğimiz halde burada gene içine işleyen bir doğulu hasretin yaşadığını var saydığımı belirtmek isterim.
Şiir, hikâye, roman, deneme, çocuk kitapları yazmış, antoloji hazırlamış, Nabizade Nazım, Samipaşazade Sezai, Mehmet Akif Ersoy’dan sadeleştirmeler yapmış, “Dil Bilgisi” adında kaynak kitabı olan bir şairden söz ediyoruz.
Mihman Gibiyiz
Bir çağda, gem almaz ulu çavlan gibiyiz;
Bir çağda, kibir şehrine sultan gibiyiz;
Derken erişir vakt, çözülür yanılgımız…
Gerçek şu ki, hanemizde mihman gibiyiz. (İnşirah: s.130)
Şiirini hayatına dâhil eden şair A. Vahap Akbaş şiirlerini “İnşirah” adı altında bir araya getirmiş olması da şiirine toplu bakışımızı kolaylaştırmış oluyor. Şiirin baştan başlayarak günümüze kadar ki macerasını da izlemiş oluyoruz böylece. Geçmişin içinden biriktirdiğini günümüze taşımış bir şair olması da ileriye doğru araştırmalarımızda şiirini irdelediğimizde sağlam bir düşünce yolu üzerinde olduğumuzu göstermiş oluyor bize bu toplu şiir kitabıyla.
Mihman: Konuk, misafir…  Anlayana bu dünyanın içinde, kendi evimizde dahi olsak, başımıza kocaman plazalarda konulmuş olsa, yalılarda, köşklerde dahi yaşamış olsak bu geçici bir durumdur. Yani biz bu yeryüzünde kalıcı değiliz. Bir zaman buralarda oyun oynaş ile vakit geçirip esas vatana, ebedi olana doğru yola çıkacağız. Bu böyledir. Şair bu minval üzere olan bir inanışa sahip bir dünya misafirdir. Şiirini söylerken doğru bir istikamet üzerinde olduğunu akıldan ve gönülden çıkarmamaktadır.  Şair “Mihman” şiirinde çok güzel imliyor bunu. “Gerçek şu ki, hanemizde mihman gibiyiz”. Açıklayıcı imge ise gene bir şiirinde “İnce şiir oltamızı / Saldık mana denizine”(İnşirah: İnce Şiir Oltası, s. 105) deyişiyle daha da ortaya döküyor.
Dağlar, dağlar…
“Dağı Özleyen Adamın Şiiri”ne geniş bir alandan veya dağın uzağından bakıp seyre daldığımızda aklımızdan nelerin filiz verdiğini bizi nerelere kadar çıkardığını belki bir nebze de olsa kavramaya başlayacağız. Bu doğrudan doğruya bana göre içerde kalmış, kök salmış bir ince ağrının dışa vurumu dur. Aleniyete taşmasıdır da üstelik.
Esas mesele acaba dağı özlemek ile ne kadar ilişkilidir diye de meraklara düşmüyor değiliz bu şiiri baz aldığımızda şairin hayatı. Ya da acaba bütün şiirler bu dağ özlemi etrafında dolanarak mı varid olmuşlardır. Doğrusu bu düşüncemizi açıklığa çıkaracak imkânları şair hayatının dağsız yaşamış olduğu zamana yaymış mıdır diye de irdelemeye değer veriler bırakmıştır kanaatini taşıyorum. “Ve dostum / Zincire vurmuşlar / Topyekûn güzelliklerimizi” (Muştu, s. 33).  diyebilmesini ilklerden sayarak da bakabiliriz işin nerelerden kaynaklandığına. Öyle ki meselenin eski bir mesele olduğunu anlayabilelim: “Ama dostum / Güneş gönüllere doğmanın / özlemiyle kıvranacak”(Muştu, s. 34).
Öyle anlaşılıyor ki bu dağ meseli çok önemlidir şairin hayatında. Çünkü dağ derken Batman’ın dağlarıyla birlikte bir ailenin dağıdır. Annesini; “annem dağ gibi bir köylü kadını / sessiz mahzun ama başı dik kararlı” diye imlerken,  babasını da; “babam geride kalmış çok az güllerden / fakir ve o kadar âşık / fakir ve o kadar mağrur ve o kadar mümin / babam da bir dağ / başı yüksek / başı karlı dumanlı tipili boranlı”  tanımlamasıyla dağ ile yakınlığını vurgulamış oluyor. Yani o kadar önemli ki orada doğması, oranın suyunu içmesi, dağların havasını soluması, kuzusunu otlatması, hayatının o bakir zamanlarının iz düşümleri olarak vardır ince fikirlerinin derinliklerinde. Yani şairin o büyük sermayesi olan çocukluğunun yaşı ilerlemiş zamanında paslanmayan altın misali değerini koruduğunu ve bir sanat eseri şeklinde şiirine doğması sonucu oluyor “Dağı Özleyen Adamın Şiiri”.Batman İlinin, kuzey ve kuzeydoğusu yüksek, sarp ve dağlık olup güneyi ise dağlık ve engebelidir bilgisini de düşünecek olursak şiirin ağırlık noktasını daha iyi belirlemiş oluruz…
18 Ekim 2014, Cumartesi, 11: 45 – Beylerbeyi
Dağı Özleyen Adamın Şiiri
açmışım gözlerimi dağ / yürümüşüm dağ
sakın sorma bana neden sevdiğimi
gökte oynaşan yıldızları ve her biçimini ayın
pelit ağacını yağmuru karı
gök gürültüsünü ve kuzu melemelerini
ve fırtınayı bile
yalnızlığı ve korkuyu bile
neden sevdiğimi sorma anla
açmışım gözlerimi dağ / yürümüşüm dağ
annem dağ gibi bir köylü kadını
sessiz mahzun ama başı dik kararlı
yüreğinde kırların bütün çiçekleri
ve bütün kuşları gökyüzünün
bir yanı çalı çırpı bir yanı süt bakracı
başında ak tülbendi ve dağların dumanı
ardında bir ben bir kardeşim kuzu
ve çocuk kalbimde
yüzünden derlediğim deste deste gülüş
annem dağ gibi bir köylü kadını
babam geride kalmış çok az güllerden
fakir ve o kadar âşık
fakir ve o kadar mağrur ve o kadar mümin
babam da bir dağ / başı yüksek
başı karlı dumanlı tipili boranlı
sallar geçirmiş deli sulardan
büyük yangınlar söndürmüş
eşkıya atlatmış
hayatın deli akışında yaralar almış
umur görmüş ağlamış bozgun görmüş ağlamış
allah demiş ağlamış
muhammed demiş ağlamış
babam geride kalmış çok az güllerden
açmışım gözlerimi dağ / yürümüşüm dağ
keklik ötüşlerinde ve kekik kokularında
yuğmuşum kalbimi aklımı
sahici ceylanlar dahi okşamışım bakışlarımla
onlara eş kızların uykularına mihman olmuşum
sakın sorma bana neden sevdiğimi
kaya diplerindeki yaşlı badem ağaçlarını
ince uzun yoksul keçi yollarını
karanlığı
geceyi çarşaf gibi sallayan kurt ulumalarını
ve dikenleri bile çıyan ve akrepleri bile
korkuyu ve yalnızlığı bile
neden sevdiğimi sorma anla
açmışım gözlerimi dağ / yürümüşüm dağ
A.Vahap Akbaş
“İnşirah Toplu Şiirler (1980 – 2012)Dağı Özleyen Adamın Şiiri, sf. 200 -201, Konak Yayınları, Aralık 2012- İstanbul”

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

HİSSETTİĞİM MANA ŞU Kİ / Ay Vakti
GÜZEL IRMAK / A.Vahap Akbaş
ŞAİR VE IRMAK / A.Vahap Akbaş
ÇAĞDAŞ BİR GÜL YORUMCUSU / Mustafa Özçelik
DAĞI ÖZLEMEK: “İNŞİRAH” ŞAİRİ A. VAHAP... / Nurettin Durman
Tümünü Göster