SAKLI MEKTUPLAR LXXII

72
Görüntüleme

            üzerimden kırmızı, mavi, beyaz uçaklar geçiyor
            uğultu kulaklarımda;
            elimi uzatsam dokunacağım.
            üzerimden kırmızı, mavi, beyaz uçaklar geçiyor Şirâze;
ne yapsam kanatlanamayacağım.
           
şimdi gelecekler, üçer beşer yedişer;
kıracaklar kapıyı, talan edecekler tek bir söz etmeden Şirâze.
onlar, zamanın avcıları; yalnız yürüyemez, kimseye arkalarını dönemezler.
herkesi kendileri gibi bilirler çünkü; acımasız, gaddar ve zalim
onlar, zamanın avcıları; kırmadan yola devam edemez, yıkmadan geçemezler
bildikleri tek yol bu.
kimse kusursuz,
kimse mükemmel,
kimse masum değil.
yürümek zorundaysan her tür çıkacak karşına, her renk, her desen, her cins…
durmak yasak, vazgeçip dönmek muhal, sızlanmak nafile bir çaba ennihayetinde
bırak pencerelerden bakmayı, kapıyı kollamayı, ardını yoklamayı
olacaksa eğer;
emin ol bir şekilde, orada ya da burada, şimdi ya da sonra; o olacak
şimdi gelecekler, üçer beşer yedişer;
kılıçlarını savurup korku salacaklar üzerimize,
seni yaralamadan, içine korku salmadan çekilmeyecekler
ve sen Şirâze nereye kaçarsan kaç huzur yerine o korkuyu bulacaksın seni beklerken.
Devetashka sanki üzerine çökecek,
Zlot gözlerini sana dikecek,
Krubera’ya atılmış gibi kıvranacaksın acıdan.
gelecekler sana, içindeki devasa boşluğun kokusunu alıp.
ve sen doldurmadıkça o boşluğu peşini bırakmayacaklar.
acizlik mi, zayıflık mı, küçüklük mü, cehalet mi;
hangisi bizi ayıran bilmiyorum,
belki de hepsi ve ötesi.
ne kitaplar gösterecek sana cevabı, ne de gördüğün şehirler
dönüp dolaşıp yine aynı noktaya geleceksin Şirâze.
yalnızlık ayağına dolanacak, farketmeyeceksin.
yorgunluk bedenini saracak, hissetmeyeceksin.
soğuk kanını donduracak, üşüyeceksin.
bir bir atsan da sorumlulukları üzerinden, hafifleyemiyeceksin.
ve gelecekeler, üçer beşer yedişer;
Las Pozas’tan, Sintra’dan, Peninha’dan, Nazca’dan.
duman gibi, sis gibi saracaklar seni
yüzleşeceksin başka yolu yok,
itirafların dökülecek tek tek
çökerek, kısık sesle, titreyerek, yüzün yere dönük
bir bir saçacaksın içine sıkışmış tüm kelimeleri.
bittiğinde saçılmaların, susup bekleyeceksin son darbeyi, yüzünü yüzlerine dönmeden.
bekleyeceksin
bekleyeceksin
bekleyeceksin
saatler geçecek, gün geceye dönecek, tozlar uyuyacak üzerinde
iki büklüm bekleyeceksin Şirâze.
ve gidecekler, üçer beşer yedişer;
geride yıkıntılar bırakarak.
her şey değişmiş olacak; zaman, mekân, Şirâze’m, Şirâze’n
iklimler, nehir yatakları, çöller, denizler, dağlar, vadiler
gelenler gidecek, lâkin gidenler dönemeyecek.
Şirâze,
gel artık beklemeyelim raylarını kaybetmiş trenleri. 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

HİSSETTİĞİM MANA ŞU Kİ / Ay Vakti
GÜZEL IRMAK / A.Vahap Akbaş
ŞAİR VE IRMAK / A.Vahap Akbaş
ÇAĞDAŞ BİR GÜL YORUMCUSU / Mustafa Özçelik
DAĞI ÖZLEMEK: “İNŞİRAH” ŞAİRİ A. VAHAP... / Nurettin Durman
Tümünü Göster