ÇAMLICA’NIN GENÇLERİ AĞUSTOS, KANLICA’NIN İHTİYARLARI EYLÜL

118
Görüntüleme

Eylül benim dünyamın en çağrışımlı kelimesi. Bir serinlik çöker daha ilk hecesini söyler söylemez. Hangi cümleye dahil olmuşsa o cümlenin dalları sallanır, yaprakları kımıldar. Sonbaharı başlatan aydır o. “Bakın yaklaşıyor yaklaşmakta olan”ın en içten hatırlatıcısı. Kışa hazırlık için ilk ikazdır. Baharla kış arasında bir araftır. İnsana geriye bakmak ve ileriyi görmek için imkan verir. Gelip geçen ömrün defterini tutar. Zira ömrün akşama yakın ikindi vaktidir. Yatsıyı da berzah süreci kabul edersek Eylül’ü ‘köprüden önce son çıkış’ yeri kabul etsek muvafıktır.
Yahya Kemal’in şiirinde tanıttığı ‘Kanlıca’nın ihtiyarları’ gibiyiz her birimiz. Günlerin kısalıp yazların yavaşça bittiğini Eylül’ün rahle-i tedrisinden geçerek anlayabiliyoruz. Eylül biraz matem çokça da hüzün fısıldayan aydır. Mehmet Rauf bu esinti ve fısıltılarla yazmıştır “Eylül” romanını. Cahit Sıtkı’nın altında yine o vardır: “Böyle mi gelecektin Eylül?!..Farkında mısın/ Ne başka bir bahçeye verdin bahçemizi/ Neler savrulmadı bilsen yapraklardan evvel…/Bu sefer ne olduysa biz insanlara oldu.” Eylül aylardan üstümüze en çok yapışanı ise, hüzün de (Hilmi Yavuz’un dediği gibi) duygular içerisinde insana en çok yakışanıdır. Çünkü insan bu dünyaya oh demeye değil ah çekmeye gelmiştir. Sözü sahibine, yani Yenişehirli Avni’ye vererek söyleyelim: “Sanman ki taleb-i devlet-i cah etmeye geldik/ Biz âleme bir yar için âh etmeye geldik.” İşte ol sebeptendir ki Eylüllere sırt dönüp melali anlamayan nesle aşina değiliz. Melal kelimesi bize en çok da Ahmet Haşim üstadımızdan mirastır. Çünkü o dünyanın gecesini de gündüzünü de, yazını da kışını da hep Eylül tadında yaşamıştır.
Eylül’ün rahle-i tedrisinden geçmek biraz da 70’li ve 80’li yılların puslu havasını teneffüs etmekle alakalı bir şeydir. Aylar ve mevsimler bazen sırasını beklemeden gelir ve ömr-ü hayatınızın baş köşesine kurulurlar. Henüz ilkokul sıralarında iken tam anlamadığım ama tınısını derinlerde bir yerlerde kıymık acısı gibi hissettiğim “Eylül’de gel” şarkısı vardı Alpay’ın. Bu şarkıda benim en iyi anladığım daha doğrusu anlar gibi olduğum yer “Eylül’de gel Eylül’de/ Okul yoluna/ Konuşmadan yürüyelim/ Gireyim koluna.” diye devam eden kısmıydı. Ne de olsa kendimi anlatacak ve karşımdakini anlayabilecek yeterlilikte kelimelerim yoktu. ‘Sevgiliyle konuşmadan yürümek’ ancak Eylül’de gerçekleşebilecek bir şeydi ve ben kendimi o fotoğrafta görürdüm. Tabi bir de lise yıllarımda Haziran’da veremediğim zayıf derslerimi vermek için her yıl aksatmadan  bütünlemeye kaldığım değişmez aydır benim için Eylül. Sekiz tane zayıfımın 4’ünü Haziranda 3’ünü Eylül’de geri kalan bir tanesini de ÖKK(Öğretmenler Kurulu Kararı ile) vermişliğim çoktur.
12 Eylül ihtilali olduğunda 15 yaşında bir lise öğrencisiydim. Eylül’ün bütün hallerini daha o yaşlarda yaşadım diyebilirim. Yalın halini, e halini, de halini ve den halini…Yalın haliyle Eylül gelişinden 12 gün sonra (1980) memleket insanına ve özellikle benim gibi genç kuşaklara mevsimlerin ve ayların insanlara yaptığı fenalıklardan en büyüğünü yapmıştır. Memleket insanının 12 Eylül’e alkış tutması Eylül’ün “e” haliyse, 12 Eylül’de özgürlüklerin budanıp, genç fidanların dar ağaçlarında sallandırılması “de” hali ve Liberalizm ve kapitalizmle daha sıkı tanışmamızı sağlayarak 12 Eylül’den sözümona kurtulmamızı sağlayan Özal’lı yıllar Eylül’ün “den” haliydi. Bugünün orta kuşağı  Eylül’ün bütün hallerini yaşamış insanların bakiyesidir.
Hazan ile hüzün birbirine göz kırpan iki kelime. Hüznün gözyaşları vardır hazanın yaprakları. İkisi de aynı sebep ve ahenkle dökülür. İkisi de nehirlerin denizlerde birleştiği gibi fanilik duygusunda, ölümde birleşir. Yahya Kemal’in “Sonbahar” şiirinde bu sona işaret vardır: “Fani ömür biter bir uzun sonbahar olur/ Yaprak,çiçek ve kuş dağılır, tarumar olur.”, “Yaprak nasıl düşerse akıp kaybolan suya/ Ruh öyle yollanır uyanılmaz bir uykuya.”
Divan edebiyatımızın muhteşem şairi Baki de dünyada beka aramanın beyhude uğraş olduğunu meşhur dizeleriyle hatırlatmak ister: “Nâm ü nişâne kalmadı fasl-ı bahârdan / Düşdü çemende berk-i dıraht i’tibârdan”
Kıyametle birlikte dünyanın güzellikleri birer birer itibardan düşecektir. Eylül bu haberi içeren mektubu bize elden verir. Bütün şairleri bu gerçeği bilerek kaleme davranmaya davet eder. Zati’ye “Hazan ömrün bekâsı olmadığından alâmetdür” dedirttikten sonra, “Kara yer bağda görünmez oldu saru yaprakdan/ Kıyâmet kopdu san encüm döküldü tâk-ı ezrâkdan” diye söyletir. Hazan yapraklarının yere dökülmesi yeryüzünün Karunlaşmasıdır. Karun da akıbeti gereği sahip olduklarıyla birlikte yerin dibine batacaktır.
Haşim :”hüznüyle susan meşcerelerden gam-ı eylül” dizesiyle akşamın hüznüyle susan kederli Eylül’ü anlatır Göl Saatleri’nde ve devam eder: “yorgun sarı yapraklar uçar bir kuru daldan/ bir hasta güneş ufka döker saye-i maden.”
Eylülleri severim; beni kendime rucu ettiren kapalı havaları da. Yazlardan ve kışlardan ise hiç haz etmem. Bunun açıklayabileceğim bir sebebi vardır elbet. İlk başta, mutedildir Eylül ve onun içinde barındığı hazan mevsimi. İfrat ve tefritten uzaktır, abartıyı sevmez. Mizacıma uygundur bu yönüyle. Yazın sıcakla kışın soğukla didişir insan. Savaşıp mücadele etmekten yaşadığınız mevsimden bir şey anlayamazsınız. Halbuki sonbahar biraz yaz biraz kış alıp gelir her gelişinde ve gelirken getirdikleri şeyden hiçbir şeyi yolda düşürmez. Kalp atışlarını, nabız atışlarını ve kanın deveranını düzenlediği gibi insanın ömür saatini de imtihan müddetine uygun olarak ayarlar. Şayet insanlık için bir “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” kurulacaksa bu Eylül ayının arazisi üzerinde kurulmalı ve çatısını hazan mevsimi çatmalıdır.
Müslüman saati gibi Müslüman Eylül’ünden bahsediyorum ey okur, anladınsa bana eyvallah, Eylül’de buluşalım; ay vaktinde…

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

15 YIL / Ay Vakti
BEDEL ÖDEMEK / Semra Saraç
İLK KEZ GÖRÜYOR GİBİ BAKARAK, SON KEZ BAKIYOR GİBİ... / Necmettin Evci
GÖĞERCİN/İÇİN, İÇİNİÇİN / Cumali Ünaldı Hasannebioğlu
EYLÜL / Recep Garip
Tümünü Göster