İNSAN VE NOKTA

246
Görüntüleme

Hayır, “insan’’ deme artık. Onun ne kadar çözülmez ve zor olduğunu biliyorsun.  Ben de kendimden biliyorum. Her gün, dünyaya yeten güneş yetmiyor bana, başka güneşler arıyorum. Yetmiyor şu şiirler, musikiler, sözler de başka sözler arıyorum. Kendi sesim bile başımda külliyen sıkıntı iken, başka sesler arıyorum. Neyi çözmeye çalışıyorum, ne olmak ya da ne olmamak için uğraşıyorum?
Bazen ne bilmez oluyorum. Ne çözümsüz kalıyorum. En yüzeyseli bile çileden çıkaracak bir derinlik katıyorum yüzeysele. Aydınlık-karanlık, sulu-susuz kuyulara düşüyorum. Ve ne çaresiz oluyorum. Oluyor bir şeyler, hoş ya da boş şeyler. İstemediğim fakat engelleyemediğim şeyler. Oyunun içinde yalnız oyuna seyirci de kalsam, nasılda korkunç boyutlarda yaşıyorum. Kulaklarımı tıkayacağım, gözlerimi kapayacağım, dayanamıyorum. Aklımdan, kalbimden kurtulmalıyım, dayanamıyorum. Ruhum ne incesin! Dayanamıyorum.
Çare ne, sabır mı? İncileri ipliğe dizer gibi sabır mı? Boş kalmadan, hep dizmeyle uğraşarak sabır mı? Ya da kapıları çekip giderken kapıların sesini kimseye duyurmamak mı? Geliyorsun dünyaya kimsenin haberi olmuyor, çıkıyorsun dünyadan kimsenin haberi olmuyor. Ne çarenden, ne çaresizliğinden kimsenin haberi olmuyor. Olmasın da. Çünkü insana karışan dünya hep çoktur. Azda karışsa çoktur. Yağmalayıp tüketiyor onu. Ve bazen bireyin kendi rengini bozuyor.
Onu, yani dünyayı öyle kabullenmek, olduğu gibi kabullenmek zorunda mıyım? Değilim. Onun için yaralanıyorum ya çokça. “Değilim’’ dediğim için. Ruhumun reddiyesi, aklımın süzgeci engel olup geçit vermediğinden, karşı karşıya geliyorum ya çok şeyle. Ne çok toplumla ferdiyet arasında tezada düşüp, ne çok dünyayla insan arasında kalıyorum. Ne çok ruhla, beden arasında; ne çok varla-yok arasında kalıyorum. Ne çok yaralanıyorum bu yüzden, ne ağır yaralanıyorum. Ne çok anlaşılmazlığa düşüp, ne çok anlıyorum. Bütün garabette burada mı?
Garip olmayı özlüyorum. Konmadan daha bir yere hep göçmeyi istiyorum. Bu, gezgin ruhuma daha uygun… Arayışlarıma, yönelişlerime daha uygun… Bir yerde kalamayışlarıma daha uygun… Aslında daha uygun dediğim bile ne uygunsuz oluyor bazen.
Tezatlara düşüp yoruluyorum. Ne hesaplara düşüyor, ne hesaplar bozuyorum. Şu gitgide belirsizleşen perdede silinip gitmeyi kabul etsem, uyuyacağım… Bana süslü bir beşik yap uyuyacağım. Yoruldum, bir çocuk gibi uyuyacağım. Bir çocuk gibi yol üstünde kopardığım çiçeklerden, konuşmayı öğrenirken ağzımdan çıkan sözlerden mesul olmayacağım. Hem daha tam kabullenemediğin dünyada mesuliyet neydi? Düşmeden ve el değmeden yara almak mı? Uçacakken yerdeki sorumluluklardan dolayı kanatlarından vazgeçmek mi? Yoksa ikisinden de vazgeçemeyip yerle-gök arasına sıkışıp kalmak mı? Uçamayacak gibi ve uçacak gibi olmak…
“Gibi olmak…’’ Tam şu ya da bu olmak değil. “Gibi olmak…’’ İnsan bu işte… Çözümden uzak, çözüme yakın, (azda olsa) çözecek olan o. Ve çözülmesi gereken o. Tamamlanamadığı halde ölümün nihayetlendirdiği insan. Bu, noktadan ayrı, diğer noktalama işaretleriyle devam eden insan cümlesinin noktası yalnız ölüm. Cümle nasıl olursa olsun, ancak noktayla tamamlanmış oluyor insan. O, noktayla. Başka türlüsü yok. O zamana kadar noktada yok.
Bu yüzden bir noktada, bir kararda kalamıyor insan. Ömrü hep noktayı aramakla geçiyor. Onu koymak için uğraşmakla. Oysa onun elinde nokta yok. Mesela benim elimde en çok soru işareti var. En çok ünlem işareti var. Ne çok sorup, ne çok şaşırıyorum. Ne çok düşünüp sorular soruyorum; sorular sordukça ne çok düşünüyorum. Düşündükçe çözümsüzlüğüme ve çaresizliğime üzülüp “of!’’ diyorum. Ne çok yorulup, başımı duvara yaslayıp “ah!’’ diyorum. Usanıyorum bazen de. Müthiş usanıyorum. Noktayı arıyorum, yani ölümü. Tek ve hakiki cevap o kalıyor. Tamamlanamayanı nihayetlendirmek ona kalıyor. Buna rağmen ben neyi arıyorum? Neyin tamamlanmasını bekliyorum? Hangi insanı tam bulacağımı umuyorum? Ya hangisini, nasıl açıklayacağımı umuyorum.
Ama yine de hep sorup iki noktayı koyuyorum. Sanırım tek nokta kalıncaya kadarda soracağım.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

İNSAN VE NOKTA / Ay Vakti
LÜGAT AH ÇEKERMİŞ ŞAİR ÖLÜNCE / Nurullah Genç
YAŞAR KAPLAN’LA SÖYLEŞİ / Şeref Akbaba
GAZEL / Kâmil Eşfak Berki
ZÜNNUN / Murat Er
Tümünü Göster