SAKLI MEKTUPLAR LXXIII

205
Görüntüleme

ölmeden görseniz beni,okusanız yazdıklarımıve duysanız sesimi.sevseniz beni ben ölmedengörsem,bilsemve sevinsem. 
 
sanmam benim şarkım duyulsun oralardan, yazdıklarım okunsun sanmam.
öğle uykusuna yatırdığımda güneş’imi, uyuyakaldığım da bilinsin sanmam.
kim kimdir herkes yabancı buralarda;
tanımam yedi numarada oturanı, üst katta adımlayanı.
sokaklarda gezinirim öyle, üç aşağı beş yukarı
sormaz kimse adımı aslımı astarımı atalarımı ardımı
kimim neyim neciyim neden bu şehirdeyim
merak etse de telaffuz edemez bizarre adımı,
otururum kaldırımlarda kırmızı yapraklara karışıp, sonbahar diye
sağımdan geçenler, solumdan geçenler bakmaz
ben bakarım onlara tepeden tırnağa; uzun uzun, özenle;
nasıl gülerler, nasıl söylerler, nasıl yerler
isimleri aklımda gezinir, hikâyelerini bilememek içimi kemirir
işte bu yüzden,
sanmam bilinsin onlara öykü yakıştırıp kaleme aldığım.
                kızgınım uzun zamandır Şirâze,
                içimde adını koymak istemediğim bir wrath kaynar durur.
                sana kızgınım, onlara kızgınım; uzaktakilere-yakındakilere
                ve en yanımdakilere.
                ‘geç bunları’ diyorum sıkça kendime, ‘üzerinden geç’
                lâkin,
sabaha yeniden başlıyorum kaldığım yerden.
                                ey sen ki çok kızdığım!
                                ey sen ki kızsam da adına yazdığım!
                               ne zamandır bilmem,                      
herkesten ve her şeyden öte naz’a kızgınım.
                o yüzdendir inmeyişim hiçbir istasyonda
                o yüzdendir bilmeyişim hiçbir adresi
                o yüzdendir silişim defterimden bütün isimleri
                o yüzdendir adımdaki harf düşüklükleri
                aitliğim bilinmesin, köprüler kurulmasın, izim sürülmesin Şirâze.
Katmandu’da bir yer: Shangri-La
masal diyar, var ama yok;
isminin gezindiği Himalaya’dan taşan nehir gibi.
oradayım ve bir tuhafım
renkler birbirine geçmiş diye hepsini üzerime almış aranmadayım..
sonbaharı göremedim bu yıl
dediler ki kış kesmiş önünü erken vakitte
haber etmiş ‘beni özleyen güneye kaysın’ diye
iyi de Şirâze, her özlediğine gidemiyor ki insan
şu dünya telâşı da insanın ayağına bağ bilirsin
gitmek istediğinde gidemiyorsun, gittiğinde bulamıyorsun
bulduğunda tutamıyorsun…
diyorum hep,
bir gariplik var bu işte
Şirâze’m,
iki hecem!
tut ki ben bu öyküyü değiştireceğim,
her yerinden
çekiştireceğim ötesinden berisinden
ve bileyeceğim harfleri, bazen törpüleyeceğim kelimeleri
bazen de öykümün cümlelerine naz’ı gizleyeceğim.
tut ki Şirâze,
tut ki bir mekânda bizi çizeceğim, sanat diye 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

İNSAN VE NOKTA / Ay Vakti
LÜGAT AH ÇEKERMİŞ ŞAİR ÖLÜNCE / Nurullah Genç
YAŞAR KAPLAN’LA SÖYLEŞİ / Şeref Akbaba
GAZEL / Kâmil Eşfak Berki
ZÜNNUN / Murat Er
Tümünü Göster