Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -81

ölmeden görseniz beni
okusanız yazdıklarımı
ve duysanız sesimi
sevseniz beni ben ölmeden
görsem, bilsem ve sevinsem

sanmam benim şarkım duyulsun oralardan
yazdıklarım okunsun sanmam
öğle uykusuna yatırdığımda güneş’imi
uyuyakaldığım da bilinsin sanmam

kim kimdir herkes yabancı buralarda
tanımam yedi numarada oturanı, üst katta adımlayanı
sokaklarda gezinirim öyle, üç aşağı beş yukarı
sormaz kimse adımı/aslımı/astarımı/atalarımı/ardımı
kimim/neyim/neciyim, neden bu şehirdeyim
merak etse de telaffuz edemez bizarre adımı
otururum kaldırımda kırmızı yapraklara karışıp, sonbahar diye
sağımdan geçenler, solumdan geçenler bakmaz
ben bakarım onlara tepeden tırnağa; uzun uzun, özenle
nasıl gülerler, nasıl söylerler, nasıl yerler
isimleri aklımda gezinir, hikâyelerini bilememek içimi kemirir
işte bu yüzden
sanmam bilinsin onlara öykü yakıştırıp kaleme aldığım

                kızgınım uzun zamandır Şirâze
                içimde adını koymak istemediğim bir wrath kaynar durur
                sana kızgınım, onlara kızgınım; uzaktakilere/yakındakilere
                ve en yanımdakilere
                “geç bunları” diyorum sıkça kendime, “üzerinden geç”
                lâkin
sabaha yeniden başlıyorum kaldığım yerden
                                ey sen ki çok kızdığım!
                                ey sen ki kızsam da adına yazdığım!
                               ne zamandır bilmem
herkesten ve her şeyden öte naz’a kızgınım
                o yüzdendir inmeyişim hiçbir istasyonda
                o yüzdendir bilmeyişim hiçbir adresi
                o yüzdendir silişim defterimden bütün isimleri
                o yüzdendir adımdaki harf düşüklükleri
                aitliğim bilinmesin, köprüler kurulmasın, izim sürülmesin Şirâze

Katmandu’da bir yer: Shangri-La
masal diyar, var ama yok
isminin gezindiği Himalaya’dan taşan nehir gibi
oradayım ve bir tuhafım
renkler birbirine geçmiş diye hepsini üzerime almış aranmadayım

sonbaharı göremedim bu yıl
dediler ki kış kesmiş önünü erken vakitte
haber etmiş “beni özleyen güney’e kaysın” diye
iyi de Şirâze, her özlediğine gidemiyor ki insan
şu dünya telâşı da insanın ayağına bağ bilirsin
gitmek istediğinde gidemiyorsun, gittiğinde bulamıyorsun
bulduğunda tutamıyorsun…
diyorum hep
bir gariplik var bu işte

Şirâze’m,
iki hecem!
tut ki ben bu öyküyü değiştireceğim,
her yerinden
çekiştireceğim ötesinden berisinden
ve bileyeceğim harfleri, bazen törpüleyeceğim kelimeleri
bazen de öykümün cümlelerine naz’ı gizleyeceğim
tut ki Şirâze,
tut ki bir mekânda bizi çizeceğim, sanat diye

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

İNSAN VE NOKTA / Ay Vakti
LÜGAT AH ÇEKERMİŞ ŞAİR ÖLÜNCE / Nurullah Genç
YAŞAR KAPLAN’LA SÖYLEŞİ / Şeref Akbaba
GAZEL / Kâmil Eşfak Berki
ZÜNNUN / Murat Er
Tümünü Göster