SAKLI MEKTUPLAR LXXV

266
Görüntüleme

bu apokaliptik duruşu
almayı ben seçmedim,
hiçbir şeyi seçmediğim gibi.
verildi.
dedim gelmeyin üzerime gece gece 30’ların depresif tavrını takınıp; kelimeler, noktalar, virgüller ve bohemliğin üst perdeden deyimleri.
kaçacak yerim, takacak yeni bir maskem kalmadığnın farkındayım;
dünyanın her karesine saçılmış insan aklının eseri tuzaklar seçenek bırakmıyor;
ölüm her yerde Şirâze.
gözlerimi kapatsam çığlıklarını duyuyorum, bazen fısıltıları patlıyor beynimde çaresizliğin
konuşsam bombalar düşüyor üzerime mavi diyerek aşkına düştüğüm göğün her yıldızından
farzetsem hiç yaşanmadığını tüm vahşetin, kendimi Fiji yerine kan gölü içinde yüzerken buluyorum
ne garip
hem burada hem orada gibiyim,
hem uzakta hem yakında gibiyim,
hem içinde hem dışında gibiyim,
hem yaşıyor hem ölüyor gibiyim
daha başlarken bitiş çizgisindeyim
güneş doğarken batıveriyor hemen yanımbaşımda
gelmelerim gitmelerime karışıyor
ve ölürken doğmadayım
işte bu yüzden Şirâze kendimi zindanlara kilitliyor, mahzenlere kapatıyor, kör kuyulara atıyorum da her seferinde dibine çekiliyorum zulmün.
ölen çocukların elleri tutuyor elimi,
gözlerini kapatamadan göçen kadının bakışları mühür basıyor tenime,
ölümü taşıyan mermiyi durduramadığı için çıldıran adamın son sözleri uçuyor semaya,
ölen çocukların elleri tutuyor elimi Şirâze.
ev ev geziyorum ayaklarım çıplak,
bir limonu koparıyorum dalından, Cordoba’nın portakallarını anımsayarak
yüzüme oturan tozun arasından bakarken insan oluşumdan utanıyorum.
bir film sahnesine atlamış gibi,
uçuşan tüm mermileri kanayan ellerimle toplayıp yığıyorum
zulmün yaşandığı şehirlerin en bilinen meydanlarına, kamera etrafımda fır dönüyor
yıllarımı silip süpüren bu çabayı kayda alıyor yönetmen
bir varmış bir yokmuş gibi,
çöküyorum yavaş yavaş her mermiye dokunuşumla,
ben Şirâze, bir filmin en acımasız sahnesindeyim;
sonra
“ey insanlar!” diyorum kendi kendime,
“bakın yükseldikçe yükseliyor onur tepemiz,
her bir merminin değeri bir can.”
ne garip, bir dansın figüründe kaybolacak kadar küçülmek istiyorum;
tam şurada, hemen şimdi:
hayatın ölümle dansını izleyen gözlerdeki kara nokta büyüyor, büyüyor…  
ve yutuyor dünyayı kara delik içindekilerle beraber.
hope, compassion süslü söylevlerde takılı kalıp tekerrüre düşüyor uzay boşluğunda
ve o gün ‘her şey yalanmış’ sözleri duyulmuyor hengâmede.
Şirâze,
üzerime sıçrayan kiri,
eskiden kalma lekeleri temizleyemiyorum.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

DÜŞÜNCEDE YAŞAYAN / Ay Vakti
SAKLI MEKTUPLAR LXXV / Şiraze
İKİRCİK / Necmettin Evci
İMGELERLE YAŞAMAK / Recep Garip
AŞIK VEYSEL’İN “KARA TOPRAK” Şİİ... / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster