ÇOCUK VE RAMAZAN

  Her çocuğun bir döneminde, Ramazan hatırası saklıdır. Oruç tutmak, çocuk lisanîyle horoz tutmakla benzerdir mesela. Sahura niçin kalkıldığını sorduğumda; aldığım cevabın oruç tutmak yerine kendi muhayyilemde horoz tutmaya nasıl evrildiğini merak etmişimdir.
Şimdi, sabahın mahmurluğunu gündüzün telaşına çağıran horoz sesleri, geçmişin izlerinde unutulup gitse de horoz tutmakla oruç tutmak arasındaki bağın, bizim çocukluğumuzda ayrı bir önemi vardı kuşkusuz. Tabii ki horozun havsalamızdaki yerini hiç yadsımadan geçmemek gerekiyor bu yüzden.
Sahura kalkamadığımız için horozu tutamaz, yani orucu tutamazdık. Erişilmesi imkânsız bir hülyaydı bu bizim için. Buna rağmen her seferinde bu idealden hiçbir an geri kaldığımız da vaki değil.
Çocukla Ramazan arasında, bu yüzden hatırı sayılır bir bağ mevcut. Belki de manevi iklimin sofrası, ilkin Ramazan ayında çocuğa sunulur. Çocuk, bütün bir maneviyat havasının ilk teneffüsünü bu ayda tecrübe eder. Bu ayda kendi fıtratıyla tanışma imkânına kavuşur. Bu bakımdan çocuk için Ramazan ayı, iftar vaktinin o neşeli cümbüşüyle ve tabi ki esrarını bir türlü çözemediği sahur vaktiyle gündeme gelir.
Ramazanın mesajı, çocukta hep bir soru işareti olarak yankı bulacaktır. Ta ki çocukluktan sıyrılana kadar bu muamma sürüp gidecek. Bazen öyle muammalar var ki hiç çözülmesin, sırrını daima muhafaza etsin. Yetişkin her insan Ramazan’da kurduğu bu ünsiyetin sırrının faş olmasını istemez aslında. Onda zira müşahedenin en saf, berrak sfenksini keşfe dalmıştır.
Daldığı bu âlem; alışık olduğu dünyadan çok fevkinde bir yere sahiptir. Ramazan ayı, çocuk merakının hayret makamına yükseldiği, orada hikmetli bir arayışın vücut bulduğu bir aydır. Bu bakımdan ilk keşif tecrübesini çocuk bu ayda fehmeder. Melekûta yolculuğun ilk ve belki de en mühim adımı, Ramazan ayı sayesinde vücut bulur. Çocuğun anlamakta zorlandığı kavram, işaret veya tilmizler, esasen aşkın bir dünyayla kurduğu irtibatın anahtarları gibidir.
Çocuk, şayet mezkûr irtibatı salimen yerine getirirse, hayatına bunu vakfedecek bir girişimi de başlatacaktır. Zamanın kıymeti, ölçülebilirliği; imsak, iftar ve sahur vakitlerine teşmil edilerek anlaşılabilir. Zaman denen seyyale, söz konusu duraklarda çocuğun nazarında müşahhas bir görünüm kazanır. Ramazan, zamanın hoyratça ve pejmürde israfına mukabil yeni bir veçhe sunarak her anının kıymet-i harbiyesinin neşv-ü nema olduğu bir aydır da. Adeta zaman, bu sayılı günler dâhilinde insana bir an durup bakma sadedinde imkân bahşeder.
Bu imkânlardan en mühimi; çocuğun kendi içinde Ramazan ayını ‘oyun’ gibi görmesinde saklı. Zaman içinde dünyaya dair her şeyin aslında birer ‘oyun ve eğlence’ düzeyinde kaldığını da adeta ihtar eder Ramazan. Oyun ve eğlenceyle başlayan süreç; zihnî bir dönüşümün paradigmasının da habercisi olarak anlaşılmalı. Bu bakımdan Ramazan’ın, çocuktan yetişkine, her sınıftan insana yönelik bir kutlu mesajı olduğu açık değil mi?
Kutlu mesaj, her yaşa (özellikle çocuğa) hitap edebilecek bir sadeliğe de sahip. Ramazan ayı, her yaştan seslenen bir iklimin münadisidir. Geceleyin, oruç tutmak üzere sahura kalkan bir yetişkinle, bunu horoz tutmakla bir gören çocuğun muhayyilesindeki Ramazan, hep aynı kaynağın suyundan ibarettir.
Orucu ‘horoz’ olarak anlayan çocukta, aslında anlam karışıklığı bulunmamakta; hakikate bir yol açmanın arayışı ve çabası yer bulmakta. Bu salt dil sürçmesinden mütevellit bir durum da değil. Aksine çocukça bir Ramazan’ın keşfinden başkası değil. 

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ALGI / Ay Vakti
PARANTEZİN İÇİNDEKİ BİR / Semra Saraç
SANATTA İLK-EL SAMİMİYET SON YABANCILAŞMA / Necmettin Evci
GÖZYAŞI GERDANLIĞI… (JAPON ŞİİRİ ÜZERİNE KIS... / Ahmet Efe
BİR VAKTİN GEÇİŞİ / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster