BEKİR OĞUZBAŞARAN: “BİR YAŞAMA BİÇİMİDİR EDEBİYAT”

162
Görüntüleme

Söyleşi: Mahmut Bıyıklı
Yazının sırlı dünyasına ne zaman girdiniz? Sizi yazmaya yönelten saikler nelerdir? 
Yazmak sizin için ne anlam ifade ediyor?
   Zannediyorum elli-elli beş yıl öncesine dayanıyor bu mâcerâ. Yetmiş yaşıma merdiven dayadığıma göre, on beş yaş civarlarında olmalıyım.
     Benim hayatımda Büyük Doğu’nun çok önemli bir yeri vardır. Kayseri’de Büyük Doğu Fikir Kulübü, sanırım 1962’de açıldı. Sivas Caddesi’nde bir binanın zemin katı, bütünüyle bu iş için tahsis edilmişti. Orada Büyük Doğu Dergisi’nin 1959 dönemine ait bir koleksiyonu vardı. Bu dergiler, oldukça albenili ve zengin bir muhtevadaydı. Alışılmışın dışında bir muhteva ve çarpıcı bir dil ve üslup, biz yeni yetme gençleri kendine bağlamaya yetiyordu. Orada Üstad’ın bazı konferanslarının bantlarını da dinleme imkânı bulmuştuk. Bunlardan Mehmetçik ve Ayasofya’yı dinleye dinleye neredeyse ezberlemiştik. Üstad’dan okuduğum ilk kitap, yine bir konferans metniydi ve ‘İman ve Aksiyon’  adını taşıyordu. Sözün ve yazının büyüsünü fark edince, bende de yazma heves ve merakı böylece başlamış oldu.
   Yazmak benim için bir çeşit mânevî bir dünya oluşturma, kendini gerçekleştirme, duygu, düşünce ve hayallerimi düzene koyma ve dışlaştırma hâdisesidir. Bu sorunuza, bir deneme kitabımın adı ile de cevap verebilirim: Bir Yaşama Biçimi Edebiyat…
Yazı dünyasına girdiğinizde, size hangi kitaplar, hangi okumalara yol açtı. Size ilham veren kitaplar hangileri oldu?
     Daha önce de zikrettiğim gibi ruhumun temel çivisini çakan Üstad’ın eserleri olmuştur. Büyük Doğu’nun başyazıları, değişik gazetelerde yazdığı Çerçeve’ler, Büyük Şair’in şiirleri, tiyatro eserleri, İdeolocya Örgüsü, dinî ve tasavvufî eserleridir. Bunlar arasında özellikle Çöle İnen Nur, Halkadan Pırıltılar ilk aklıma gelenler arasındadır. Mesela İman ve Aksiyon, O’nun dünya görüşünün veciz bir ifadeye büründüğü bir şaheserdir…
Edebiyat tahsilini İstanbul’da yaptınız. İstanbul sizi kimlerle tanıştırdı. Hangi güzelliklerini kaleminizle ve kalbinizle paylaştı. Ve uzun yıllarınızı verdiğiniz şehir Kayseri. Kayseri sizin kaleminize edebiyatınıza neler kattı? Ya da tersinden sormak gerekirse neler aldı?
İstanbul benim için de “Aziz”di, “Canım”dı. Kayserili olmama rağmen şahsiyetimi orada bulduğumu söyleyebilirim. İstanbul’da kimleri tanımadım ki? Başta Üstad Necip Fazıl KISAKÜREK olmak üzere Nurettin TOPÇU, Cemil MERİÇ, Ahmet KABAKLI, Mehmet KAPLAN, Ali Nihat TARLAN, Ergun GÖZE, Faruk Kadri TİMURTAŞ, Fethi GEMUHLUOĞLU, Erol GÜNGÖR, Hilmi OFLAZ, Hüseyin Hilmi IŞIK, Hacı Muzaffer OZAK, Tarık BUĞRA, Gültekin SÂMANOĞLU, Mustafa Necati KARAER, Sezai KARAKOÇ, Ziya NUR ve daha onlarca, hatta yüzlerce kıymet…
     Kanaatimce İstanbul kıyamete kadar bizim kültür, sanat, edebiyat, tarih ve tabiat başkentimiz olarak kalmaya devam edecektir. İstanbul’da kaldığım sekiz yıl boyunca kültür gezileri yapmaya, her semtin tadını çıkarmaya çaba gösterdim. MTTB benim için âdetâ ikinci bir üniversite gibiydi. 1973-1975 yılları arasında 20 arkadaşımın katkısıyla Yeni Sanat adıyla bir dergi çıkardım. Bir süre Büyük Doğu’da çalıştım. Millî Gazete’nin ilk çıkışında, bir yıl sanat muhabirliği yaptım ve sayfalar hazırladım. Bir süre Tohum dergisini çıkardım. Bir yıl Hukuk Fakültesi’nde okudum. Sendikacılık yaptım. Kayseri Yurdu’nda, Vakıflar Yurdu’nda ve değişik semtlerde öğrenci evlerinde kaldım. Bir gurup arkadaşımla MTTB’nin dergisi Millî Gençlik’i bir süre çıkaran ekip içinde yer aldım. Birçok edebiyat dergisinde yazdım.
     Kayseri, doğduğum şehir. Bir ticaret, sanayi, sağlık ve dört üniversitesiyle bir bilim şehri. Benim gibi düşünen yazar, şair, sanatçı arkadaşlarla birlikte, Kayseri’yi aynı zamanda bir kültür-sanat-edebiyat şehri hâline getirmenin gayreti içerisindeyiz. Bu yolda kendi çabalarımı şu şekilde özetleyebilirim: 1979’da Muhsin İlyas Subaşı ve bir kısım arkadaşın çıkardığı Küçük Dergi’ye, ikinci cildinde büyük bir destek verdiğimi söyleyebilirim. Mahmut Çağlıgöncü’nün sahibi olduğu seksenli yılların ünlü dergisi Kültür ve Sanat’ın yönlendiricilerinden biriydim. 2002’den beri çıkmakta olan Berceste dergisinin sekiz yıl yazarı, şairi ve yayın danışmanı oldum. Bugüne kadar on iki kitabımı yayınladım. Kayseri’de şimdiye değin birçok edebiyat dergisi yayınlandı ve hâlen çıkmakta olan dergiler de var.
     Ancak sesini Türkiye ölçeğinde duyurabildiğini düşünmüyorum. Bugün bile şehrimizde ciddî manada yayınevleri yok gibi. Kitaplarımdan çoğu Konya’daki bir yayınevinden (NKM-Romantik Kitap)  çıkmıştır. Konya’nın bu alanda da Kayseri’den ileride olduğunu düşünüyorum. Şehrimizin, bugün ülke çapında sözü edilen bir şiir ve edebiyat festivali bile yok. Kitap fuarı konusunda bile henüz yolun başında. Belediyelerimizin kültüre bakışları genellikle popülist düzeyde. Yerel gazete ve TV’lerin seviyeleri de oldukça düşük. Bu manada üniversiteler birer kapalı kutu. Şehrin, kültür ve fikir hayatıyla, sanatıyla bütünleşmekten çok uzaklar. Daha ne diyeyim efendim: “Bir dokun, bin âh işit kâse-i fağfûrdan.”           
Kayseri’nin önde gelen kültür adamlarıyla dostluğunuz var. Sizin gönlünüzde özel bir yere sahip olanlarla olan hatıralarınızı paylaşır mısınız?
Ve Necip Fazıl. Necip Fazıl’ın sizin dünyanızdaki yerinden bahseder misiniz? Hatıralarınızla birlikte mümkünse?
Bir de gelecekte sizden neler okuyacağız, tezgâhta neler var?
     Merhum Mustafa Miyasoğlu ile elli beş yıl süren bir dostluğumuz vardı. Miyasoğlu ile çocukluktan itibaren beraber olduk. İkimiz de aynı üstadın rahle-i tedrîsinden geçtik. Aynı okullarda okuduk. İkimiz de uzun yıllar çeşitli liselerde edebiyat öğretmenliği yaptık. Üniversitelerde okutman ve öğretim görevlisi olarak bulunduk. Üniversite eğitiminden sonra o, İstanbul ve çevresinde kalarak edebiyat dünyasında daha belirgin bir yer edindi ve verimli bir hayat yaşadı. Çok ünlü bir Kayseri atasözü vardır: “Boğulacaksan bari büyük denizde boğul.” diye. Kayseri Ansiklopedisi’ne Miyasoğlu Mustafa maddesini yazan D. Mehmet Doğan, ondan Kayseri’nin 20. Yüzyılda yetiştirdiği en büyük yazar diye bahsedecektir. Allah, gani gani rahmet eylesin.
     Sivas doğumlu olan fakat hayatının büyük kısmını Kayseri’de yaşayan Muhsin İlyas Subaşı ile de birçok hususta iş birliğimiz olmuştur. Küçük Dergi, bunlardan biridir. Kısa adı KASD olan Kayseri Sanatçılar Derneği’nde birlikte faaliyetler yürüttük. Kezâ Kültür ve Sanat, Berceste birlikte omuz verdiğimiz iki dergidir. Erciyes Dergisi’ne de başlangıcından bugüne gerek yazılarımızla, gerekse manen desteklerimizi sürdürdük.
    Kayseri’de merhum Ümit Fehmi Sorgunlu, Muin Feyzioğlu olmak üzere, Abdullah Satoğlu, Şükrü Karatepe, Muhsin İlyas Subaşı, Vedat Ali Tok, Mahmut Fidanil, İsmail Adil Şahin, Selim Tunçbilek, Ahmet Sıvacı, Seyit Ali Kahraman, Mustafa Özer, Galip Boztoprak, Abdullah Uçman, Durali Yılmaz, Mustafa İbakorkmaz, Muammer Yılmaz, Süleyman Kocabaş, Güner Dinçaslan, Emir Kalkan, İmdat Avşar, Vedat Sağlam, Sergül Vural, Nurkal Kumsuz, Ali Rıza Navruz, Adnan Büyükbaş, Ahmet Kaplan ve şu an hatırlayamadığım birçok yazar, şair, edip, tarihçi dostum vardır. İnşallah, bunlarla ve başkalarıyla birlikte yaşadığım yıllarımı, bir anı kitabında kaleme almak istiyorum.        
    Necip Fazıl’la mânevî bağımı, onun hakkında kırk yıl boyunca yazdığım yazılarımdan oluşan Necip Fazıl Gerçeği isimli eserimde yer yer anlattım ve esâsen bu büyük bahis bir röportaj maddesine sığmaz.
     Allah kısmet ederse yeni deneme, eleştiri ve şiir kitaplarının yanı sıra, Üstad’la ilgili bir eser daha yayınlamak niyetindeyim.
          “Mevlâ görelim neyler
Neylerse güzel eyler…”

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ALGI / Ay Vakti
PARANTEZİN İÇİNDEKİ BİR / Semra Saraç
SANATTA İLK-EL SAMİMİYET SON YABANCILAŞMA / Necmettin Evci
GÖZYAŞI GERDANLIĞI… (JAPON ŞİİRİ ÜZERİNE KIS... / Ahmet Efe
BİR VAKTİN GEÇİŞİ / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster