SON DİRENİŞÇİ: II. ABDÜLHAMİT

38
Görüntüleme

Tarih’i ele alan eserler hep kıymet taşır bende. Tarih’i bugüne taşımak, ondan ders ve ibret almaya götürür insanı. Hayat, tecrübelerden ibaret olduğuna göre, kötü ve yanlış yaşanmışlıkların tekrar edilmemesi için öğüt alınmalıdır evvelce yapılıp edilenlerden. Müminlerin bir delikten iki kez ısırılmayacağının öğüdünü veren Rasul aleyhisselam’ın sözünden hareketle, gedik kapatıcı mahiyettedir tarihî veriler.
Osmanlı Sultanlarından II. Abdulhamid Han’ı konu edinen Son Direnişçi adında bir tarihî romanla karşıladı okurlarını Vedat Sağlam. Nar Yayınları arasından Ekim 2013’te gelen bu çalışma, roman tadında bir büyük direniş erbabını anlatıyor tüm ayrıntılarıyla. II. Abdulhamid’in sultanlık dönemini, bir roman kanalıyla ilk kez bu eser vesilesiyle okumuş oluyoruz.
Yazarımız Vedat Sağlam, güçlü kurgusu ve sürükleyici anlatımıyla bizi, bazen tarihin derinliklerinde, bazen yüzeylerinde gezdirdi durdu roman boyunca. Karmaşaların, oyunların, hileli planların, asırlara varan bir geçmişi olan dev Osmanlı’yı yok etmeye ayarlı tezgâhların, şantajların, hıyanetlerin kol gezdiği bir zaman dilimi bu; mayınlı tarladan geçiyormuşçasına, tepeden yağan kurşunlardan sakınmak için başını eğerek, belini bükerek yürürcesine bin düşünüp bir hareket ettirici hallere bürünmek işten bile değil. Okurken bile hiddetlendiren, yumruk sıktıran, diş bileten şer sarmalları, kim bilir tek muhatap ve tek direnişçi olan II. Abdulhamid’in o mümin yüreğini nasıl hırpalamışlardır.
İçerideki ve dışarıdaki hadde hesaba gelmeyen düşmanca girişimlerle mücadelesinde, tek yardımcısı Rabbidir II. Abdulhamid’in. Çünkü Rabbi ona muazzam bir yöneticilik ve liderlik vasfı yüklemiştir. Denilebilir ki, saltanat, evet babadan oğula geçen bir sistemdir; lakin II. Abdulhamid’e sanki Rabbi özellikle vermiştir bu görevi. Muhteşem bir zekâ, istihbarat edinmede eşi görülmemiş bir dehadır o. Dış güçlere Osmanlı’nın yenilmediğini, öyle sanıldığı gibi ‘hasta adam’ olmadığını göstermek için, bütün gücünü sarf etmiştir II. Abdulhamid. Ne kadar ilginçtir ki, tüm direnişini bulunduğu Saray içerisinde gerçekleştirmiştir. Dışarıyı görmeden, dünyayı gezmeden olup biten her şeyin haberini aldırıcı bir sistem inşa eden müstesna sultandır II. Abdulhamid.
Amcası Sultan Abdülaziz’i hayatına kast etmek suretiyle tahttan indiren karınsız paşalar, akıllarınca toy ve tecrübesiz yeğen Abdulhamid’in tahta geçmesiyle iğrenç emellerine ulaşacaklarını sanırlar. Ama Allahu Teâlâ’nın, Osmanlı milletine onu bir lütuf olarak yazdığını nereden bileceklerdi ki! Daha ilk günlerinden itibaren, aymaz ve onmaz bu melanet beyinlerin hayallerini suya düşürücü davranışlar sergilemiştir II. Abdulhamid. Amcasına karşı yapılan oyunların, sultanın başına örmeye çalıştıkları çorapların, daha büyüyerek kendi başlarına geçirileceğini sonradan görecek, öğreneceklerdi.
Kime karşı mücadele etsindi Abdulhamid Han! Yönetime milletin değil de babalarının malıymış nazarıyla bakan Paşalarla mı, gavur ellerinin kışkırtmalarına kanıp özgürlük naralarına düşen genç subaylarla mı, sömürücülerin güdümündeki küstah medyayla mı, Osmanlı toprağının ortağıymışlar gibi toprak mühendisliği projeleriyle yatıp kalkan Fransız, İngiliz vs. akbabalarıyla mı? Dört bir koldan üzerine üzerine yürüdükleri bu iman ve dert adamı, yegâne güç ve kudret sahibi olan yüce Yaratıcısı’ndan nusret dileyerek, bekleyerek günlerini ‘kün’ emrine bağlamıştır. Elbette ki Allah azze ve celle, istediği her şeyi, istediği zaman ve istediği şekilde gerçekleştirmeye kadirdir. Ona inananlar da, O’nun kendilerine bahşettiği akıl ve zekâ nimetini iyi kullanmakla yükümlüdürler. İşte bu yükümlülüğün üstesinden gelebilmeye muvaffak olan şahsiyetlerden birisidir Sultan Abdulhamid.
Kitap boyunca, onunla sevindik, onunla birlikte düşmanlara göğüs gerdik, direnç biledik, onunla Koca Çınar’ı ayakta tutmanın hesaplarına koyulduk. Yazar Vedat Sağlam, II. Abdulhamid’le birlikte okuru da zaman zaman olayların içerisinde yüzdürüyor. Çok sıkıldığı ve daraldığı vakitlerde Sultan’ın imdadına yetişen kahvesi, iç darışıklığını gidermesine bir nebze yardımcı olan tabiatın o esrarlı yüzü, yeşillikler, sulaklı alanlar, kuşlar, doğarken ayrı batarken ayrı bir güzellik sergileyen ve Rahman’dan bir ayet olan güneş… Sarayın kasvetli havasından kurtulmasına sebep olur bu yaratılmışlıklar. Onlardan aldığı ilahî ve manevî destekle ayakta durmuştur çoğu zaman. Bundan anladığımız odur ki, II. Abdulhamid Han iyi bir kâinat okuyucusu. O, gözleriyle okuyanların aksine gönlüyle ve yüreğiyle okumuştur dünya nimetlerini.
Gün gelir, olan olur ve taht sallandıkça sallanırken II. Abdulhamid’in direniş dosyası kapanıverir. Onu da alaşağı ederler. Dünya üzerinde benzerine az rastlanır bir Hakk direnişçisi, zulümle yerinden edilir. Değil mi ki zulüm, bir şeyi olduğu yerden ve olması gereken şekilden alıp başka yere koymaktır, götürmektir. Ümmet ve millet düşmanları, zulümden yana karar kılar ve ‘dünyanın umudu’nun ellerini bağlarlar, kalbini yaralarlar. Haberleri yok, ebter/soyu kesik olan onlardır. Abdulhamid Han’ın destanının kanatlanıp bugünleri ışıttığını görselerdi bir. Ama nasipsiz olmak böyle bir şeydi işte. Münasip görürlerse haksızlığı, arsızlığı insanlığa; kendilerine zulümat nasip olur. Karanlıklar içinde kapkara kesilmişlerdir şimdi kim bilir.
Öğretmenliğiyle birlikte yazarlığını da sürdürmesi, aslında toplumumuz için büyük bir kazanç. İnsan yetiştirme görevinde olanların, yani okutanların, okutmanların aynı zamanda iyiden iyiye donanımlı bir yazar olmaları gerekmez mi? Kanaatim, Vedat Sağlam Hoca’nın donanım sahibi olduğu yönündedir.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

ALGI / Ay Vakti
PARANTEZİN İÇİNDEKİ BİR / Semra Saraç
SANATTA İLK-EL SAMİMİYET SON YABANCILAŞMA / Necmettin Evci
GÖZYAŞI GERDANLIĞI… (JAPON ŞİİRİ ÜZERİNE KIS... / Ahmet Efe
BİR VAKTİN GEÇİŞİ / Ali Yaşar Bolat
Tümünü Göster