IRMAK

   Irmaktı gidip, dönüp, yeniden, her defasında bir daha geldiğim. Irmaktı, çocukluğumdan kalan hatıra. O yıllarda sadece bir dereydi beklide bu ırmak. Her şeye bir sebep gerekliydi. Her harekete bir hareket, her bakışa bir bakış, her dokunuşa bir dokunuş, her tebessüme bir tebessüm ve her etkiye bir etki. Kendiliğinden olan, gelen, içten, gönülden. Bu herkeste olmaz, her kişi her kişide bir izde bırakmaz. Ressamın, insandan alıp, doğadan ve varlıklardan alıp yeniden insana bir değer üretme çabasında olduğunda kuşku yoktur. İnsan, insan için bir şeyler üretmekle ödevlidir. Resim sanatının insana duyuracağı en belirgin etki, estetik duyuşla başlayan ve gözlerin kavradığı gizemli derin iç yolculuktur. Düşüncenin yolculuğudur.
Irmak zahirden akar, aktıkça çevresinin yeşile bürünmesiyle güzelliğini artırmayı da sürdürür. Çevresi güzleşen Irmağın kıymeti, kadri bir başka kıymete biner. Susuzlara su, tarlalara, hayvanlara suyundan ikram ederek nehrin gizemli gücü giderek hafızaları da besler. Çocukluk yıllarından kalan bu dere akışının giderek büyük kentlerde var olan Seyhan gibi, Ceyhan gibi, Nil gibi, Fırat ve Dicle gibi anlamlar taşır. Gün olur bu nehir Kızıl denize döner.
Nehirlerin insana sunduğu bu tılsımlı güç, şiirin de, edebiyatın da, âşıkların da, sanatkârların da uğrak yeri olmakla kalmaz aynı zamanda ilham kaynaklığı ederek kadim kültürlerde ki mitolojik betimlemelerden birisi olmaya başlar. Musa’nın asasıyla birlikte girdiği denizin ikiye yarılışıyla Firavunun denizde, suda boğuluşu arasında da gelgitleri yaşamayı sürdürür ressam.
Iramağın geçtiği her yer yeşil değildir elbette. Yaz aylarına doğru gelindiğinde kavurucu sıcakların etkisiyle renklerin değişmeye başladığı görülür. En çok göze çarpan unsur sarıdır. Sarı değişin adıdır. Gizemin, kayboluşun ve yeniden var oluş için uzun bir yolculuğa çıkışın adı. Van Gogh, sarıyı en belirgin kullanmış olan ressamlardan biridir. Yaşadığı çocukluk yılları ve sonrasında asla unutmadığı ve unutamadığı saman alevi sarısıyla yalazlanıp yalazlanıp son bahar kahvesiyle kışa dönüşen sarı. Ressam gördüğünü aynıyla aktarmaz tuvaline. Ressamın gönlünde harmanlanan renkler değişime uğrayarak resmin dili haline gelir. Yenilenmiş değişmiş bir durumla karşı karşıyadır izleyici. Tanıdık olmaya tanıdıktır, lakin değişerek, değiştirerek sanatın sürgün vermesinin zeminin de ilerletir sanatkâr izleyicisini. Doğadan alınan malzeme eğer olduğu gibi kabul görseydi resmin insanı değiştirmesi, eğitmesi, beslemesi beklenmezdi.
Burada “ben gizli bir hazineydim bilinmek istedim” üzerinde en belirgin yolcudur sanatkâr. Farkında olsa da olmasa da ona ait izleri kullanır. Irmak satışını her daim yapmayı sürdürür. Havaya, kuşa, insana ve doğaya. Yenilenerek, tazelenerek yapar bunu. Diriliş günü için her gün yeniden dirilerek yapar. Irmak suya muhtaç olan için vardır. Suyu var edenin hizmetinde varlıklarda nasiplenmektedir. Bu nedenledir ki gizli olan hazinenin açığa çıkması için sanatkâr, düşünen insan, hep bu arayışla sürdürür eylemlerini. Sürdürmelidir.
Sanatkârın gördükleri zahiriden öte şeylerdir. Öyle değilse derinleşemez. Ötelerin ötesinden beslenmeye mecburdur sanatkâr. Şairin şiirinde ki ülfet ötelerden alınabilen kelimelere bağlıdır.
Aslında her terütazeliğin albenili tarafı fazla sürmez. Ömrü kısacıktır onların kalıcı olan varlıklarda, tabiatta uzun süre insanın duygularına, gözlerine ve hislerine muhatap durmasındadır. Sonbahar ve kışa doğru yol alan sarı, aslında ilkbaharı tamamlarken başlayarak dönüşür. Bu dönüşümün simgesel anlatımıdır Irmak. Gelen konar, konaklar bir müddet ihtiyaçlarını görür ve sonra ayrılır. Biteviye sürer gider bu gelişler ve ayrılışlar.
Kadim dinlerin ırmakları vardır bir de. Semavi dinleri kast ederek söylüyorum bunu. Onlar cennetin ırmaklarıdır. Cennetin yeryüzünde ki kollarıdır burada gördüklerimiz. İşte dünyanın ırmaklarından esin alan insanın ömrü de bir ırmaktır akıp duran. Pervazlara konan güvercinlerin, bahar sonrası uçuşan kelebeklerin kanatlarında görürsünüz yaz sarısını. Bir de ateşin alev sarısı vardır çekici, emci bir yönüyle sarıp sarmalayan sarı. Ölüm sarısı gibi bir şeydir buda. Sırrın keşfi için renkler gökkuşağına dönüşüyor. Gökkuşağının bunguldayan ikliminde ki çekicilik ressamı da, şairi de, edebiyatçıyı da, aşığı da diğer insanları da etkilemektedir. 
Resim sanatının bide ki figürü daha çok hat üzerinden yola çıkılarak tezhibe, ebruya ve minyatüre doğru kaymıştır. Bu alanda ki velütlük soyut imgelere imkânlar tanımıştır. Sonsuzluğun sırrının keşfine çıkan sanatçı, sanatını soyutlayarak ancak bir duyuş, bir beliriş, bir iç muhasebe ve bir iç ırmak yakalamak ister. Burada keşfi gizli olan hazinenin idrakidir.
İnsan varlıkları kullanır. Dokunabildiği, duyabildiği, etkilenebildiği olayların, hadiselerin de insan tarafından kullanıldığı kesindir. Bu dokunuşlar zaman zaman yüksek bir algı, kavrayış oluştururken kimi zaman da aşağıya doğru bir iniş söz konusudur. İnsanın, metafizik bir alanda yolculuğudur resmin insana taşıdığı. Gördüğümüz her bir eşyanın da insana metafizik bir etki yaptığı unutulmamalıdır. Burada vahyin kuşatıcı kuralları devreye girdiğinde sanatında, sanatkârın da ölçüsü kendiliğinden ortaya konulmuş olur. Irmak’ta var olan gerçek akan suda yıkanmaktır. Günahtan arınmanın da yolu yıkan maktan geçer. Irmak bu anlamıyla bir değer değişine de işaret ederek evin önünden akıp duran bu ırmakta günde beş kez yıkananın kirli kalmayacağının kesinliğidir.
İnsan eşyada kendisini görür. Her baktığımızda gördüğümüz gerçek birazda kendi gerçeğimizdir. Dolayısıyla Irmak bize bu gerçeği de yansıtır. Suçun ve suçluluğun arınmasına işaret kadar kendisini göm, izleme olanağın da sağlamış olur.
İnsan yanmadan yangını, susamadan suya olan muhtaçlığı bilmiyor. Kendimizle sözleşmenin, ruhlar âlemindeki sözleşmenin yenilenmesi, tazelenmesi için her bir resim aslında birer fırsat sunar.
Zıya Osman Saba’nın “Geçmiş Zaman” şiir kitabının ilk şiiri kitaba adını vermiş. O şiirin son kısmı şöyle;
“Nerde kaldı sevgilim, seni ilk öptüğüm gün
Rengine doymadığım o sema
Ahengine kanmadığım ırmak
Bırakıp her şeyi nereye gidiyorum
Neler geçmişti aklımdan
Nedendi ağladığın, neydi güldüğün
Ah nasıldı yaşamak”
Sanki “Irmak” insana böyle bir duygu katıyor. Görenin gözlerine, yörenin gözelerine değerler katmayı sürdürüyor.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

DUA / Mehmet Akif Ersoy
Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -79 / Şiraze
NE DİYEBİLİRİM Kİ SANA? / Semra Saraç
GELECEK ZAMAN ŞİİRİ / Nurettin Durman
GÖLGE / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster