HIZLI ŞAİR OKUMALARI – I

158
Görüntüleme

   Farkında değiliz belki, ama bir şiiri okumaktan çok daha fazla şairi okumakla geçer ömrümüz. Şairin hayatı şiire dâhil midir değil midir tartışıladursun şairin kişiliğinin şiirini fazlasıyla etkilediği bir gerçektir. Ömrüm şairleri tanımakla geçti. Şiirlerinden daha çok şeyler öğrendim onların hayatlarından. Bir anları bir anlarına uymayanlar da vardı, hep aynı ânı yaşayalar da. Sanki bu dünyaya ait değilmiş gibi eğreti duran çok şair tanıdım. Dünyayı ebedi istiratgahı belleyip arkasına dört başı mamur yaslananları da.
Hayatın her bir ânında ‘ben niye yokum’ diye kaderine isyan edenleri de gördü bu gözler, ‘o varsa ben yokum’ diyerek cenneti bile sürgün sayanları da. Hiç öykücülere benzemiyorlardı şairler. Bir kere öyküleri yoktu, sadece şiirleri vardı. ‘Şairlerin hayat hikâyeleri yoktur şiirleri vardır’ diyen adamı ilk bu sözü duyduğumda yadırgamıştım, ama şimdi yerden göğe hak veriyorum.
“Şairlerden bıktım, öykücülerle arkadaş olmak istiyorum” demişti bir başka şair. Çok derinlerde bir uyumsuzluğa dikkat çekiyordu belli ki. Şairler öyle insanlardır ki uyumun peşinde nefes nefese koştukları halde kendileriyle bile uyum sorunu yaşarlar. Bir saatleri diğer saatleriyle kafiyeli olmayan çok şair tanıdı bu gözler. Göz kendini göremez malum. İnsan kendine baktıkça kendisi ile arasındaki tarafsızlığı kaybeder. Çünkü kendine alışmıştır. Hatta kendine bağımlı hale gelmiştir de diyebilirsiniz siz buna. Ama dışarıdan bir göz şairin bütün düğümlerini çözer, müphem kalmış noktaları vuzuha kavuşturur.
Bir şairi tanımak herhangi sıradan bir insanı tanımak gibi değildir. Biraz “katlanmalı” bir serüvendir bu. Sabır gerektirir sonuna dek bir insanın izini sürmek. Nihai bir kanaate ulaşamazsınız bu yüzden. Şairlerle ilgili sabit bir kanaat öne sürmek çok zordur. Şairde “zan” ve “vehim” duygusu başat bir duygudur. Kendini olduğunun çok üzerinde, zihninde yerleştirmek istediği yere yerleştirir. O sizi gördüğünüz kişi değil, kendisini zannettiği şahıstır.
“Şair” kimliği diğer edebi kimliklere göre daha büyülü bir kelimedir bu yüzden. Tek bir dizede bir insanı sarsabilir, kalbini avucunuzun içine alarak tesir edebilirsiniz. Cahiliye döneminde neden şairlere çok büyük anlamlar verildiğini bir kere daha hatırlayalım. İlk tanıdığım şair İsmet Özel’dir benim. Bu yüzden edebi hayatımda hep özel bir yeri olmuştur. Şiirinden önce tanıdım kendisini.
Yer Kağıthane Sanayi Mahallesi. Tarih, yanılmıyorsam 1983. Yer, Hamit Çıplak (Yeni soyadıyla-Hatipoğlu)’ın Sanayi Mahallesi’ndeki evi. Hamit dostumuzun nişan törenine şimdilerde bir üniversitede akademisyen olan Uğur bey’in aracılığıyla davet edilmişti İsmet Özel. Daha önce iki eserini okumuştum, biri “Şiir Okuma Kılavuzu” diğeri “Üç Mesele”. Şiirlerini ise kendisini bu davette tanıdıktan sonra okuyacaktım.
 Düşüncesi konuşmasının önünde giden biri olarak hafızamda kaldı İsmet Özel. Örneğine çok rastlanan emsalleri gibi düşüncesi konuşmasının peşine takılıp gitmiyordu. Kimi zaman yoğun düşüncelerini kafa diliyle örnekleme sıkıntısı çekiyor dinleyenlere kafa konforu bahşetmeydi. İran-Irak savaşı sürüyordu ve bu meyanda alışıldık yorumların çok ötesinde sözler söylemişti İsmet Bey. O gün hiç şiirden bahsetmemiş olsa da bir şairin konuştuğunu, ancak bir şairin böyle konuşabileceğini hepimize hissettirmişti.
Bu buluşma, birlikte nişan yemeği yiyip cemaatle namaz kılma onun şiirlerini daha yakından okumama vesile olmuştu. Önce Yeryüzü yayınlarından, sonra da Adam yayınlarından çıkan Şiirler’ini her dizesini beynime kazırcasına okudum. Ol sebeptendir ki ‘gümüş tırnaklı kısraklar’dan da ‘sırça kirpikli gelinlerden’ de haberim vardır. Bir fotoğraftan şiir, ya da bir şiirden fotoğraf nasıl ortaya çıkar da bir şiir kitabına ad olur? “Bunu da “Cellâdıma Gülümserken Çektirdiğim Son Resmin Arkasındaki Satırlar” kitabıyla öğrenmiş oldum. Çeşitli platformlardaki İsmet Özel, ekranlardaki İsmet Özel, gazete köşe yazarı olarak İsmet Özel ve hayatın içinde, sokaktaki İsmet Özel, bu fotoğraflardan beni en çok çeken sokaktaki İsmet Özel oldu.
 Sokakta, yani halkın arasında ve halkın içinde. Kimi zaman Nurettin Durman ağabey’in berber dükkânında, kimi vakit Beylerbeyi’nde bir kahvede çay içerken rastladım ona. Belediye otobüsünde, tramvayda üstelik ayakta, bir köşeye yaslanmış halde gördüm onu. Sultanahmet camiinde ön safta cemaatle omuz omuzaydı. Tıpkı şiirindeki gibi “halka bakarken terlediğine” tanık oldum. Sanki “Gözlerim ne güzeldir ben halka bakınca” dizesini mırıldanıyordu.
İsmet Özel kalabalıkların rızası için konuşan bir şair değildi. Her zaman hakkın üstünlüğünü esas alan bir gerçek yeryüzü tanığıydı o. İnsanların kafa yormaya üşendikleri meseleleri gündeme getirmiş, akıl ve idrak sahiplerinin bu meselelerle yüzleşmelerini sağlamıştır. ‘Neyi kaybettiğini hatırla’ ikazıyla modern hayatın zebunu olmuş yığınları sarsmaya çalışmıştır. İdrak sahibi olmanın bilgi sahibi olmanın çok fevkinde bir şey olduğunu “Bakanlar ve Görenler” arasındaki farkı tefrik etme gücünü kendinde görenlere hatırlatmıştır.
İsmet Özel popüler gündemlerin, kalabalıkların ve kolay zamanların karşımıza çıkardığı adamlardan değildir. Bunu her süreçte ispat etmiştir. O ‘Zor zamanda konuşan’ adamdır. Bir şairin satırlardan önce sokağa yansıyan hayatı okuyucuya daha iyi yol gösterirmiş, bunu İsmet Özel’in kişiliğinde öğrendim. Şairden de şiire doğru bir yol varmış, bunu iyiden iyiye kavramış oldum. Hayat deyip geçmemek lazımmış anladım.
Bir şairin bilmem kaçıncı kitabı değil, kaçıncı yaşıdır şimdilerde bana heyecan veren. Yaşının adamı olmakla şair olmak arasında mutlaka bir ilgi vardır. Erbain şairi boşuna yaşını zikrederek girmemiş şiire: “Ben İsmet Özel, şair, kırk yaşında, her şey ben yaşarken oldu, bunu bilsin insanlar”.
Yaş deyince aklıma geldi geçen gün şair Mürsel Sönmez’e rastlamıştım; çok şaşırdım, hiç yaşlanmamıştı. İsterseniz onu ve hiç yaşlanmayan hikâyesini de bir dahaki sayıya saklayalım.
-sürecek-

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

DUA / Mehmet Akif Ersoy
SAKLI MEKTUPLAR LXXVI / Şiraze
NE DİYEBİLİRİM Kİ SANA? / Semra Saraç
GELECEK ZAMAN ŞİİRİ / Nurettin Durman
GÖLGE / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster