SEL

114
Görüntüleme

Ezan-ı Muhammedî okunuyordu ki uyandı. Sıcak yatağından çıktı. Sabah serininde camiye doğru ilerledi. Camideki birkaç ihtiyar cemaat ile namazını eda etti. Dönerken günün ilk ışıkları gözünü alıyordu. Eve vardığında her şey hazırdı. Azığını aldı, kapının önünde kendisini bekleyen boz eşeği yularından tuttu. Köyün çıkışında sürünün toplanacağı alana gitti. Onunkinden başka köyde birkaç sürü daha vardı. İnsanlar ahırlardan, ağıllardan hayvanları çıkarmışlar, yollara dökülüvermişlerdi. Köyde hayatını idame ettirebilmek için bunlar her gün tekrar ederdi.
Fehmi, koyunları bu meydanda sahiplerinden teslim alır, belirlediği istikamete doğru otlatmaya götürürdü. Bir gün öncesinden küçük oğlu Harun da kendisiyle gelmek istediğini söylemiş, o da müsaade etmişti. Erkenden kalkıp hazırlanan Harun meydana Kangal köpeği Paşa ile beraber gelmişti. Sürünün tamamen toplandığını gören Fehmi, yüzünü gökyüzüne çevirdi, “Bugün hava güzel görünüyor!” dedi. Harun, “Yaşasın!” diye geçirdi içinden. Sürü önde, onlar peşinde köyün güneyine yöneldiler. Biraz ilerleyip köyün tamamen dışına çıkınca hayvanlar tarlalara dağıldı. Fehmi ve oğlu Harun sürünün etrafında dolaşarak gözden kaybolmalarına müsaade etmiyorlardı. Sadık köpekleri Paşa ise sürü ile birlikte usul usul ilerliyor, etrafı kolaçan ediyordu.
Harun tarlalarda, bayırlarda koyunların peşine koşup çok keyifli bir gün geçiriyordu. Bu tatlı yorgunlukla birlikte öğlen olmuştu ki sürüyü sulamak için göle yöneldiler. Gölü fark eden sürü birbiri ardınca koşuşup kana kana su içmeye koyuldu. Bir, iki, üç derken hepsi suya doyup geri çekilerek ağaçların altında serildi. Sırtındaki semeri çıkararak eşeği bir ağaca bağladılar. Kendileri de çeşmenin başına oturup azıklarını yediler. Hem sürü hem de kendileri doymuşluğun verdiği rehavetle sakinleşmişlerdi. Fehmi biraz sonra kalktı. Koyunlardan süt sağdı. Bir kısmını acıktığını düşündüğü köpeğin önüne koydu. Bir kısmını ise yaktığı ateşte pişirdi ve Harun ile beraber içtiler. Gürül gürül akan çeşmeden abdest alıp öğle namazını kıldılar. Koyunlar hâlâ ağaçların gölgesi altında kendilerinden geçmiş yatıyordu. Epeyce bir zaman geçmişti ki güneşin tepelerinden aştığını fark eden Fehmi, aceleyle toparlandı ve üstünü başını giydi. Eşeği bağladığı yerden çözüp hazırladı. Harun da sürüyü ağaçların altından birer ikişer kaldırdı. Yeniden otlak arazilere yöneldiler. Paşa, onlardan önce hareketlenmiş ve etrafı kontrol edip dönmüştü.
Koyunlar bu molanın ardından aynı iştahla otlamaya başladı. Vakit ikindiyi geçiyordu. Paşa, sahibinin yanına gelerek sabırsızlıkla ayaklarına sürtündü. Sonra sanki bir şeyler anlatmak istercesine havlamaya başladı. Başını semaya çeviren Fehmi gökyüzündeki hareketlenmeyi sezdi. Karşı dağlardan gri bulutlar yol almış rahmet getiriyordu. Hiç beklenmeyen bir durumdu bu. Fehmi, Harun’a dönerek, “Hava kararmaya başladı, belli ki yağmur yağacak, bir an önce toparlanıp köye dönmeliyiz!” dedi. Birkaç dakika içinde bulutlar göğü tamamen kapladı.
Fehmi ve Harun,  Paşa’nın da yardımıyla tarlaya dağılan koyunları alel acele bir araya topladılar. Hava daha da kararmış, gök gürültüsüyle birlikte hayvanlar paniklemişlerdi.
Köyde de hakeza yağmurla birlikte ne yapacağını bilemeyen insanların telaşlı kargaşası vardı. Bardaktan boşalırcasına yağan kırkikindi yağmuruyla birlikte köylüler pencere önlerine, balkonlara, çatı altlarına toplanmışlardı. Güvenli yerlere sığınan sürü sahipleri bu sefer de hayvanlarının derdine düşmüş, birbirlerini teselli ediyorlardı.
Yağmur şiddetini daha da artırınca konuşanlar sustu, susanlar ise kara bir düşünceye daldı. Herkesin tarlalardan, bostanlardan köye gelmeye çalışan bir yakını ve mutlaka da bir hayvanı vardı. Bu hâle dayanamayan bazı köylüler giyinip kuşanıp yardım için yollara düşmüştü. Rahmetse hâlâ hız kesmemişti.
Köyün alt tarafında bostanlarla köyü birbirinden ayıran bir dere vardı. Dereden sel gelmeden önce köy tarafına geçilirse sorun değildi de geçilemediyse sıkıntı olurdu. Sel kesilmeden dereden geçmekse asla mümkün olmazdı. Geçmeye çalışmak asıl akıllara ziyan bir durumdu. Selin gelip gelmeyeceğini dağa düşen yağış miktarı belirlerdi. Aşırı yağan yağmurla birlikte köyün altından geçen dere, sel suyu ile beraber taşar, önüne ne gelirse alıp götürürdü.
Yağmuru sezen birkaç köylü hemen toparlanıp köyün yolunu tutmuş,  gök gürültüsü ve hafif yağmur arasında evine ulaşmıştı. Onları görenler diğerlerini görüp görmediklerini sormuşlardı. Haberdar olmadıklarını anlayınca da dehşetli bir durumdan Allah’a sığınmışlardı. Şüphesiz ki O, her şeye gücü yetendi.
Koyunları zar zor toparlayan baba ve oğlu hızla köye doğru ilerliyorlardı.  Fehmi, oğlunun yanında olduğuna bir kez daha şükretti. Yoksa bu zahmetli durumu tek başına göğüsleyemezdi. Bütün gayretleri sel gelmeden dereyi geçmek içindi. Dereye yaklaşmışlardı ki çok şiddetli bir gürültü duyuldu. Fehmi, “Eyvahlar olsun, dereden sel gelmeye başladı!” dedi içinden. Harun’unsa yüzündeki masum tebessüm gitmiş, içine bir korku dolmuştu. Bu durumu hissettirmemeye çalışan Harun, elinden geldiği kadar babasına yardımcı olmaya çalışıyordu. Paşa önden giderek dereye kadar ulaştı. Aynı hızla geldi ve koyunların önünde durdu. Bu, daha fazla ileri gidemeyiz anlamına geliyordu. Fehmi, “Dereden sel geliyor, burada durup suyun azalmasını beklemekten başka çaremiz yok!” dedi. Yağmur ve gök gürültüsü arasında yer yer çakan şimşekler etrafı aydınlatıyordu.
Koyunları uygun bir yerde kontrol altına almaya çalıştılar.  Ürken koyunlar ne yaptığını bilmeden sürüden ayrılıp kaçabilir, Allah göstermesin ki derenin hırçın akışına kapılabilirlerdi.  Fehmi, emektar eşeği ile beraber sürünün önüne durmuş, köpeği ise durmaksızın sürünün etrafında dolaşıyordu. Fehmi, Harun’u daha fazla ıslanıp hasta olmaması düşüncesiyle sürünün arkasındaki ağaçların altına gönderdi. Fehmi içinden dualar ediyordu. Dönüp etrafına baktığında diğer sürülerin de kendilerine doğru yaklaştığını gördü. Bahçelerden dönen birkaç köylü derenin kenarında duruyordu. Herkes kaderine teslim olmuş bir şekilde bekliyordu. Birden bire çakan şimşek büyük bir gürültüyle sürünün arkasındaki ağaçların olduğu yere düştü. Bu durumu fark eden Fehmi, “Haruuun!” diye bağırarak son kalan gücüyle koştu.
Ağaçların yanına geldiğinde dehşetler içinde kaldı. Şimşek ağacın bir tanesini paramparça etmişti. Hemen ağacın etrafında dolaştı, ancak Harun’u göremeyince beyninden vurulmuşa döndü. Ne yapacağını şaşırmıştı ve sanki başından kaynar sular dökülmüştü. Son kez ağaçların etrafına bakındı. Oğlunu yine göremedi. Bu duruma üzülsün mü, sevinsin mi bilemedi. “Harun, Harun!” diye bağıra bağıra sürüye doğru yöneldi. Sürünün yanına döndüğünde hiç beklemediği bir manzara ile karşılaştı. Paşa ve Harun sürünün arasına girmiş saklanıyorlardı.  Oğlunu görünce ömrüne ömür, sevincine sevinç eklendi.  Harun, “Babacığım, Paşa şimşek çakmadan önce yanıma geldi. Oturduğum yerden beni zorla kaldırarak buraya getirdi, adeta olacakları hissetmiş gibiydi!” dedi ve hıçkırıklar içinde ağlamaya başladı. Fehmi, Paşa’nın başını okşadı ve oğlunu kucağına alıp ona sıkı sıkıya sarıldı. Sonra hep beraber tekrar sürünün önüne geçtiler.
 Hiçbir şey yapamamak köylüleri çileden çıkarıyordu. “Yağmur bir an önce kesilse de yardıma koşsak!” diye söyleniyorlardı.
Derenin köy tarafındaki kenarına gelen köylüler, dehşet verici bir şekilde akan seli hayretler içinde ve korkuyla seyrediyorlardı. Kocaman dere yatağından taşmıştı. Dereden çıkan uğultu kulakları sağır edercesine şiddetliydi. Derenin içinde sel suyu ile beraber parçalanmış ağaçlar, kırılan kayalar yuvarlanmaktaydı.
Bir süre sonra köylülerden biri, “Dağda bulutlar kayboluyor, güneş görünüyor!” diye sevinçle bağırmaya başladı. Bu durum yağmurun birazdan kesileceğinin belirtisiydi. Gerçekten de öyle oldu. Her taraf sanki hiç yağmur yağmamış gibi apaydınlık oluverdi. Karşı tepelerin arasından ebemkuşağı renkli yüzünü gösterdi.
Güneşin kendisini iyice hissettirmesiyle birlikte sular yavaş yavaş çekildi. Karşı taraftan beklenenler teker teker görünmeye başladı. Köylülerse büyük bir mutluluk ile birbirlerine sarıldılar, ellerini duaya kaldıranlar da vardı. Yusuf Emmi’nin bütün bela ve musibetlere karşı söylediği “İmanınızı ve sabrınızı her zaman muhafaza edin!” sözü zihinlerde belirdi.
Fehmi ve oğlunun derenin müsait yerinden karşıya geçmelerine artık hiçbir engel kalmamıştı. Sadece ayaklarına takılan ağaç ve kaya parçaları müstesna… Sürü ise hiçbir şey olmamış gibi ağır ağır güdülen yere doğru gidiyordu. Derenin karşı tarafı çok kalabalıktı. Harun dikkatli bir şekilde bakınca annesinin gözyaşları içinde kendilerini beklediğini gördü.    
Beş on dakika içinde sırayla köy tarafına geçtiler. Harun, koşa koşa annesinin yanına vardı. Mutluluktan ağlayan, birbirine sarılan köy sakinleri huzur içinde evlerinin yolunu tuttular. Paşa, aheste adımlarla onları takip ediyordu.
Şükreden bedenlere olağanüstü güzel hisler sirayet etmişti. Etrafta sevinç sedaları duyuluyordu.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

DUA / Mehmet Akif Ersoy
SAKLI MEKTUPLAR LXXVI / Şiraze
NE DİYEBİLİRİM Kİ SANA? / Semra Saraç
GELECEK ZAMAN ŞİİRİ / Nurettin Durman
GÖLGE / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster