HİKAYE PEŞİNDE KOŞAN PADİŞAH

34
Görüntüleme

“Tükendi kıssa-i Mecnûn ki hep bir tamâm oldu
                      Ez in canip hikâyat-ı dil-i nâ-şâda geldik biz”
 
“Hikâye Peşinde Koşan Padişah” ya da “Hâtem-i Tâi Hikâyeleri” 13. yy da Basra Padişahının bir hikâyenin aslını öğrenebilmek için uzak diyarlara yaptığı yolculukta başına gelenleri anlatıyor. Bu öyle bir yolculuk ki esrarı için yanıp tutuştuğunuz, çöller arşınladığınız hikâye sizi başka diyarlara sürüklüyor. Üç ay sürmesi planlanan yolculuk üç yıldan daha uzun bir zamana yayılan serüvene dönüşüyor. Zira cevaplar birbirine gebe, hikâyeler uyutmayacak seviyede sırlanmış vaziyette.
İlk durak Rey şehri. Kendisinden daha cömert bir padişahın varlığını öğrenen Hâtem bu kız padişahın diyarına gidip meseleyi yerinde görmek ister. Söylenenlerin doğruluğunu gözleriyle gören kahramanımız meselenin aslını öğrenmek için kız padişahın huzura varır ancak cevabı öğrenebilmesi için bu kız padişahın içini kemiren başka bir hikâyenin cevabını ona getirmesi gerekir. Hikâyeyi dinleyen Hâtêm de meraktan beri duramaz ve yola revan olur. Bir yan da bir başına koyup gittiği halkı öbür yan da sırrını öğrenmek için yanıp tutuştuğu hikâyeler.
Alıştığımız batı formu türlerin çok uzağında tamamen doğuya ait dil ve üslup ile karşılaşıyorsunuz. Bu da sizde efsunlu bir etki bırakıyor. Hikâyeler sizi içine çekerek yolculuğa dâhil edip Hâtem’e yoldaşlık ettiriyor.
Birbirine geçmiş bu hikâyeler didaktik unsur da barındırıyor ki doğuya ait bir söylemin içinde hikmet size tanıdık geliyor. Daha çok zevk ve sefa içinde tüm varını heba etmiş, darlığa düşmüş insanların hikâyesi konu ediniliyor. Darlığa düşünce aldıkları ahval ise merakımızın merkez noktası. Bir Arap niçin ensesine parayla tokat attırıp müstahakkımı buldum demesini merak ettirip duruyor size kitap.
Kibrine yenik düşüp yollara düşen padişahın macerası son bulup Basra diyarına, kendi topraklarına vardığında anlıyoruz ki almış olduğu yol onu bambaşka biri haline getirmiştir. Yolculuk onu pişirmiş ve zahmeti boşa gitmemiştir.
Masalsı bir yanı da olan hikâyeleri okurken aklınıza ister istemez “Bin bir Gece Masalları” geliyor. Nice hikâyenin etrafında dolaşırken şaşkınlığınızı gizleyemeyip hayret makamında gezinip duruyorsunuz.
Okurken düşündüren, düşündürürken farklı coğrafyalara gezintiye çıkaran, gezdirirken gösteren hikâyeler sunuyor size kitap. Doğunun tılsımlı havası sayfalara sirayet etmiş olmalı ki kitap dilinizdeki tat size kim olduğunuzu da fısıldıyor.
 
 *Mecnun’un hikayesi bir bir anlatıldı bitti
   Şimdi biz kederli gönlün hikayesi kaldı
  “Tükendi kıssa-i Mecnûn ki hep bir tamâm oldu
    Ez in canip hikâyat-ı dil-i nâ-şâda geldik biz”
 
“Hikâye Peşinde Koşan Padişah” ya da “Hâtem-i Tâi Hikâyeleri” 13. yy da Basra Padişahının bir hikâyenin aslını öğrenebilmek için uzak diyarlara yaptığı yolculukta başına gelenleri anlatıyor. Bu öyle bir yolculuk ki esrarı için yanıp tutuştuğunuz, çöller arşınladığınız hikâye sizi başka diyarlara sürüklüyor. Üç ay sürmesi planlanan yolculuk üç yıldan daha uzun bir zamana yayılan serüvene dönüşüyor. Zira cevaplar birbirine gebe, hikâyeler uyutmayacak seviyede sırlanmış vaziyette.
İlk durak Rey şehri. Kendisinden daha cömert bir padişahın varlığını öğrenen Hâtem bu kız padişahın diyarına gidip meseleyi yerinde görmek ister. Söylenenlerin doğruluğunu gözleriyle gören kahramanımız meselenin aslını öğrenmek için kız padişahın huzura varır ancak cevabı öğrenebilmesi için bu kız padişahın içini kemiren başka bir hikâyenin cevabını ona getirmesi gerekir. Hikâyeyi dinleyen Hâtêm de meraktan beri duramaz ve yola revan olur. Bir yan da bir başına koyup gittiği halkı öbür yan da sırrını öğrenmek için yanıp tutuştuğu hikâyeler.
Alıştığımız batı formu türlerin çok uzağında tamamen doğuya ait dil ve üslup ile karşılaşıyorsunuz. Bu da sizde efsunlu bir etki bırakıyor. Hikâyeler sizi içine çekerek yolculuğa dâhil edip Hâtem’e yoldaşlık ettiriyor.
Birbirine geçmiş bu hikâyeler didaktik unsur da barındırıyor ki doğuya ait bir söylemin içinde hikmet size tanıdık geliyor. Daha çok zevk ve sefa içinde tüm varını heba etmiş, darlığa düşmüş insanların hikâyesi konu ediniliyor. Darlığa düşünce aldıkları ahval ise merakımızın merkez noktası. Bir Arap niçin ensesine parayla tokat attırıp müstahakkımı buldum demesini merak ettirip duruyor size kitap.
Kibrine yenik düşüp yollara düşen padişahın macerası son bulup Basra diyarına, kendi topraklarına vardığında anlıyoruz ki almış olduğu yol onu bambaşka biri haline getirmiştir. Yolculuk onu pişirmiş ve zahmeti boşa gitmemiştir.
Masalsı bir yanı da olan hikâyeleri okurken aklınıza ister istemez “Bin bir Gece Masalları” geliyor. Nice hikâyenin etrafında dolaşırken şaşkınlığınızı gizleyemeyip hayret makamında gezinip duruyorsunuz.
Okurken düşündüren, düşündürürken farklı coğrafyalara gezintiye çıkaran, gezdirirken gösteren hikâyeler sunuyor size kitap. Doğunun tılsımlı havası sayfalara sirayet etmiş olmalı ki kitap dilinizdeki tat size kim olduğunuzu da fısıldıyor.
 
*Mecnun’un hikayesi bir bir anlatıldı bitti
Şimdi biz kederli gönlün hikayesi kaldı

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

BEKLEDİĞİMİZ ZAMAN / Ay Vakti
DİYAR-I GURBET / Şeref Akbaba
GÖRMENİN ve DUYMANIN DÜĞÜMLERİ / Necmettin Evci
ESKİ BİR ZARF ve İMLÂ / Ali Yaşar Bolat
YAŞAMAK / Yavuz Ertürk
Tümünü Göster