SİNEMA NASIL OKUNUR

178
Görüntüleme

 -ey seyirci bu yazı sana dair-

   Durmak bilmeyen, baş döndüren bir hali var sinemanın.
Animasyon, aksiyon, dram, korku, fantastik, macera, western ve dahası…
Yılda türlü türlü binlerce film gelip gecikiyor. Çekilip izleniyor.
Filmlerin peşindeyiz. Farklı gayelerimiz olsa da aynı merakın izindeyiz.
Beyaz perdenin cazibesinden midir bilinmez, estetiğe dair tefekkürü olan da vaktini boşa tüketmek isteyen de aynı sırada.
Temel bir fark var burada. Sinema seyircisi ile film izleyicisi birbirinden ayrıdır.
Seyirlik farkın ötesinde, bilinç söz konusu!
Aslına bakarsanız mefhumun özü, sanatın varlığına yönelik felsefi sorunlar barındırır.
Özetleyerek söyleyelim, sonuca varalım: Kültür birikimi olmadan beyaz perdenin önüne oturmak mühimmatsız savaşa girmeye benzer.
Önemine binaen bir te’vil yapacak olursak ey okur, sinema seyretmek bir okuma eylemidir!
Okumayı ve yazmayı kutsal sayan bir neslin evlatları, okumanın kitaplarla sınırlı olmayacağını bilmez mi dersiniz? Kendimize çeki düzen verelim ama lütfen sınır çizmeyelim oku emrine.
Ey Okur!
Sinema, görüntülerin keyfince dizilmesi olmamalıdır.
Harfler gibi, kelimelere bulanıp mısralara dökülmesidir. Şiir gibi…
Sinema dili ve kuramı üzerine söylenecek çok şey olsa da konumuz bu da değildir. Bunun farkına varmaktır.
Bir film neden seyredilir, nasıl okunur, hangi sonuca varılır?
Sinema perdesi önünde oturmanın ihtiyaç hiyerarşisindeki yeri ne ola acep?
Bunlar esaslı sorular elbet.
Evvelen, doğru bakış açısına sahip olmaktır, sinemayı doğru okumak.
Bu da kültürle, edebiyatla, sanatla iç içe olmaktan geçer.
Şiir bilmeyen, öykü okumayan, romandan bi haber, sinemadan anlar mı hiç!
Sinema okuru, birikimli olmak zorundadır. Çünkü kültür ile sinema ezelden tanır birbirini.
Dahası sinema seyircisi hâkim seyretmeli beyaz perdeyi.
Filmin öyküsünden ilerleyişine, sahiciliğinden estetik boyutuna; yönetmenin, yapımcının arzuladığı gibi mahkûm olmamalı. Filme dair soruları olmalı, o soruların peşinden gitmeli.
Ne kadar dönsek de etrafında “sinema nedir, neden yapılır” sorusu cevap bulmalı acilen zihinlerde. Sağlam bir zemine oturmalı.
Estetik kaygılar, siyasal arzular, kapitalist çıkarlar ve daha nicesi… Bir film çekmenin ardında yatan gerçek niyetler vardır. Farkına varmalı sinema okuru.
Bu noktada bir hakikat daha beliriyor.
Seyreden kadar seyredilen de mühim.
Sinema adına bir sürü gereksiz görüntüye muhatabız.
Geçtim sanat kaygısını, bıraktım tekniği. İçimizden bir yerlere tutunacak, bizi yakalayacak, öyküsüne saracak filmler az. Sinemanın ilk üretiminden beri.
Acayip bir tufanın tam ortasındayız. “İyi ki bu bir film ve birazdan bitecek” diye sevinir olduğumuz zamanları yaşıyoruz.
Söylediklerimiz karamsarlığa yol açmasın.
Kalıp yargılar kurmak derdinde de değiliz.
Asla!
İzinde olduğumuz yolun ne denli badireli olduğuna dikkat çekmektir derdimiz.
Yeniden şenlenen sinema salonlarında hakikat kırıntıları barındıran eserlere yönelik dileğimiz.
İyi filmler hâlâ var. Az olsa da var. Olmaya da devam edecektir.
Sinema okuru, seçici olmak zorundadır.
Sinema dilinin ne olması gerektiği, hangi hikâyenin neden çekildiği, neden çekilmemesi gerektiği üzerine düşünmelidir.
Gönlümüze, zihnimize ufuk kazandıracak, yol çizecek sahici filmleri arzulamalıdır.  
Müsterih olunuz.
Güneş batıdan doğmadıkça umut vardır.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

BEKLEDİĞİMİZ ZAMAN / Ay Vakti
DİYAR-I GURBET / Şeref Akbaba
GÖRMENİN ve DUYMANIN DÜĞÜMLERİ / Necmettin Evci
ESKİ BİR ZARF ve İMLÂ / Ali Yaşar Bolat
YAŞAMAK / Yavuz Ertürk
Tümünü Göster