İLETİŞİM VE SOHBET ÜZERİNE

Hüzün, neşe, sevinç, acı… listeyi daha da çoğaltmadan “bu sözcükler nasıl bir çağrışım yapıyor?’’ desek kahir ekseriyetimiz,içinde bulunulan zamanın tüyolarına göre cevap verir.Mesela sevinci gündelik kazancın karşılığı, hüznü ise (buna mukabil) zararın karşılığı gibi tanımlamamız mümkün.
Konfüçyüs, toplumun dizginleri kendisine verilmesi halinde işe önce kullanılan kelimeleri değiştirmekle başlayacağını söyler. “Kelimelerle toplumun idaresi arasında ne gibi bir ilişki mevcut ki?’’ diye bir soru sorulursa, dilin ve bu arada kelimelerin gücünü yakın tarihe bakarak okumalarını salık veririz.
Kelimelerle düşünce arasındaki sıkı bağ; düşüncenin beslendiği kaynağın en kestirme yolla ‘dil’ olduğu görüşünü ispatlar mahiyettedir. Dilin, salt iletişimin bir öğesi şeklindeki kabaca yaklaşım; dilin düşünce ile olan bağından koparılmasına dönük bir girişimdir. Bilhassa modern terminolojinin dile biçtiği kısır rol düşünme eyleminin sadece dışa dönük veçhesini izhar ediyor. Hâlbuki dilin bundan daha fazla ve asli işlevi var ki oda insanın kendini bilme arayışına olan katkısıdır.
İletişim çağı diye tarif edilen son yüzyıl; güçlünün dilinin uzun olduğu, hukukun güçle tanzim edildiği, diyaloğun kibirlilerin lehine gerçekleştirildiği bir yüzyıl olma rekorunu elinde bulunduruyor. Anlaşma ve anlama, iletişime kurban edilmeyecek kadar felsefi bir zemine ve edebi bir duyarlılığa muhtaçtır. Oysa ‘dilce susulup bedence konuşulan’ bir çağın ne edebiyata ne de felsefi duyarlığa ihtiyacı yok.
İhtiyaçlara karşılık gelen bir dil tasavvuru, iletişimi salt zorunluluklar çerçevesinde ele aldığından insani duyarlılığı görmezden gelir. Eğer dille düşünce arasındaki münasebetten söz edecek olursak, bunun sağlayıcısına yani iletişime dikkatli bir nazar atmakta fayda var. Bugün iletişim araçlarının,dille düşüncenin arasını onarmak değil; aksine bozmak olduğu gün gibi aşikâr. Bilgi ile iletişimin arasının hiç bu kadar kötü olduğunu görmedik.Bilimsel bilginin, sonsuz gibi uzandığını,baş döndürücü bir hıza ulaştığını görsek de aslında içimizi ısıtan ve kuşatan bir bilginin yokluğu kendisini hissettiriyor.
Marx’ın afyonu kılık değiştirmiş durumda. Gündelik hayatın her anının iletişim araçları vasıtasıyla pazarlandığı,Foucoult’nun korkuyla bahsettiği“dev gözetleme’’ aygıtlarının bizi çepeçevre kuşattığına bakarsak mesele daha iyi anlaşılmış olur.Milyonlarca insanın üstelik bir anda iletişime girmeleri, onların kolayca yönlendirilmelerini veya manipüle edilmelerini de beraberinde getiriyor.
Kadim değerlerimizden mesela sohbette,karşılıklı çıkar yerine ortak zemin ve muhabbet hakimdir. Buna mukabil diyalog; daha çok karşılıklı çıkara ve ödünlere muhtaçtır.Sohbetin dili samimi olduğu kadar meseleleri çözen bir esnekliğe sahip.Diyaloğun dilinde ise resmi, kurumsal bir hava sezinlemek içten bile değildir.
Sohbetin öyle ulu orta, gelişigüzel örneğin sanal dünyada iletişim amacıyla kullanılması ne hazin! Buralarda sohbetten gayrı her şeyin olduğu malum. İnsana ılık bir nefes, samimi bir ortam veren sohbetin o unutulan sıcaklığını nostalji olsun diye değil; aksine herzamankin den daha fazla ihtiyacımız olduğu için yaşamak, yeni bir insan ilişkisini tesis etmek açısından zaruret olmuştur.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

KİTAPLARI İKİNCİ ELE DÜŞÜRMEYEN OKURLAR / Fatih Pala
HERKESİN BİR “NUH”U VARDIR / Abdullah Ömer Yavuz
BİR KAPIDA DURULMAK / Mehmet Aksu
TABUT TERAPİSİ / Kenan Yusuf Taşkın
ÖMER / Nurşah Karaca
Tümünü Göster