YAZMAK VE YAŞAMAK

Gençlere hitaben Tolstoy, ne olursa olsun hatta yazacakları incir çekirdeğini bile doldurmayacaksa bundan vazgeçmemelerini tavsiye eder. Böylelikle ancak bir kalem sahibi olabileceklerini belirtir.
Yazmayı bu denli teşvik etmek, yazma işinin kolay oluşundan kaynaklı bir durum değil. Tam tersine Promethe’nin Zeus’tan ateşi çalması gibi bir eylem olduğunu söylemek icap eder. Yaşamayı sürgit görenler dışında yaşamanın, hele hele ilke ve vakar ölçüsünde yaşamanın Murat Kapkıner’in deyişiyle “yaşamayı göze almak’’ kabilinden bir riski taşıyor olması, yazmaya benzer bir durumu çağrıştırıyor aslında.
“Yaşamak mı yoksa yazmak mı zor’’ diye bir soru karşısında bir tercihte bulunmanın, ikilemi her zaman barındırdığını söylemek gerekir. Ne ki yazmanın yaşamaya göre bir adım daha ileride durduğunu da herkes teslim etmeli. En azından yazmada içinde bulunulan durumdan kaçış her halükârda kendini gösterir. Yazar, yazma eyleminde bulunduğu sürece artık başka bir dünyanın ama buraya ait olmayan bir yerin müdavimidir. Bu aşkın hal, her yazanda mevcut değildir elbet ama yazmanın böyle bir kapı araladığını da belirtmek gerekir. Yazma eyleminin kendisi zaten bu vecd halini barındırır.
Yaşam, çokluk irademizin haricinde akıp giden nehre benzetilebilir ve bu nehirde Herakliatos’un dediği gibi iki defa yıkanılmaz. Yazmakla bu irade dışı alanın neredeyse her hücresine dokunmak kabil. Gündelik yaşamın her koridoruna yeniden nüfuz edebiliriz yazmakla. Tabiri caizse aynı nehirde iki defa yıkanma imkânına ulaşabiliriz.
Yazma eylemi kendi içinde bir takım dezavantajları da barındırmıyor değil. Shopenhour, yazarın, zamanla toplumdan ve sosyal yaşamdan uzaklaşabildiği tehlikesine dikkat çeker. Aslında bu tespit, kötümser olmamıza neden olacak bir durumu barındırmıyor. Yazar, kendisi ile gündelik yaşam arasında bir ahenk kurmaya çalıştığı için doğal olarak yaşamı kendi penceresinden bir gözleme tabi tutar. Böylece ne olmalı, ne yapmalı, gibi sorulara en doğru cevabı bulmaya çalışır. Dışarıdan bakıldığında Shopenhour’a hak vermemek mümkün değil ama yazar bu olumsuz durumu tersine çevirmesini de becerebilir.
Yazma eylemi, yazanı akıp giden hayatın kıyısına iter, bu doğru. Ne var ki çoğu zaman burnumuzun dibindekileri bile görmek güçleşirken, uzaktan bakanın daha avantajlı olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.
Yazar, usta bir tasarımcı ya da öyle olmak isteyen biridir. Neyi tasarlar öyleyse? En başta kendini ve kendiyle ilgili her şeyi. Bir kuyumcu titizliğiyle malzemesi kelimeler olan dünyayı yeniden kurmaya çalışır. Kelimelerle dile gelen her şey adeta yeniden ete kemiğe bürünür, ruh kazanır.
Kelimeler bir araya geldiğinde yazarın kaleminde düşsel âlemin manifestosu olur. Her kelime, orkestranın birer üyesi gibi ayrı ayrı armonika oluşturur. Bu gücü kelimelere bahşedense Tanrısal irade, ilham ve aşktır. Yazmak, genel hatlarıyla bu üç nirenginin birleşmesinden başkası değildir.
Yazının hikâyesi yaşamaya değer vermekle başlar. Yazmak, yaşamın içinden doğan ve ona ahenk katan bir güce sahip. Sözün uçup yazının kalması, ebedi kapının anahtarının yazıda olduğunu gösteriyor zaten.

Paylaş

Bu Sayının Diğer Yazıları

BİLMEDİĞİNİ BİLMEK YA DA NAHŞEP KUYUSU / Ay Vakti
ŞİİRDE HASBİLİK / Recep Garip
BUGÜN NEYİ ARIYORSAN / Semra Saraç
MİSK / Semra Saraç
TUFAN / Mustafa Özçelik
Tümünü Göster